6

٦

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اِنْ جَاءَكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَاٍ فَتَبَيَّنُوا اَنْ تُصيبُوا قَوْمًا بِجَهَالَةٍ فَتُصْبِحُوا عَلى مَافَعَلْتُمْ نَادِمينَ

(6) ya eyyühellezine amenu in caeküm fasikum bi nebein fetebeyyenu en tüsiybu kavmem bi cehaletin fe tusbihu ala ma fealtüm nadimin
Ey iman edenler! eğer bir fasık size haber getirirse (onu) hemen sorgulayın bilmeyerek bir kavme sataşırsanız sonrada yaptığınıza pişman olursunuz

(6) O ye who believe! If a wicked person comes to you with any news, ascertain the truth, lest ye harm people unwittingly, and afterwards become full of repentance for what ye have done.

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne : onlar, olanlar
3. âmenû : âmenû oldular, Allah’a ulaşmayı dilediler
4. in : eğer
5. câe-kum : size geldi
6. fâsikun : bir fasık
7. bi nebein : bir haber ile
8. fe : o zaman
9. tebeyyenû : beyan edin, araştırın
10. en tusîbû : bir musîbet isabet ettirmeniz, kötülük yapmanız
11. kavmen : bir kavim
12. bi cehâletin : cehaletle, cahillikle, bilmeyerek
13. fe : o zaman, o taktirde, sonra da
14. tusbihû : olursunuz
15. alâ : … a
16. : şey
17. fealtum : yaptınız
18. nâdimîne : pişman olanlar

يَاأَيُّهَا eyالَّذِينَ ءَامَنُوا iman edenlerإِنْ eğerجَاءَكُمْ size getirirseفَاسِقٌ bir fasıkبِنَبَأٍ bir haberفَتَبَيَّنُوا onu iyice araştırınأَنْ تُصِيبُوا yoksa kötülükte bulunursunuz daقَوْمًا bir kavmeبِجَهَالَةٍ cehalet sonucuفَتُصْبِحُوا sonra olursunuzعَلَى مَا فَعَلْتُمْ işlediklerinizeنَادِمِينَ pişman


SEBEB-İ NÜZUL

Müfessirlerden birçoğu bu âyet-i kerimenin el-Velîd ibn Ukbe ibn Ebî Muayt hakkında nazil olduğunu zikrederler.

İbn İshâk der ki: Mustalik oğulları müslüman olduktan sonra Rasûlullah (sa), zekâtlarını toplamak (teslim almak) üzere el-Velîd ibn Ukbe ibn Ebî Muayt’ı gönderdi. Velîd’in kendilerine zekât memuru olarak gelmekte olduğunu duyunca onu karşılamaya çıktılar. Velîd, karşısına atlılar çıkınca kendisini öldürmeye geliyorlar diye korkup geri döndü ve Rasûlullah (sa)’a geldi. Mustalik oğullarının kendisini öldürmeye kalkıştıklarını, vermeleri gereken zekâtı da vermediklerini haber verdi. Müslümanlar zekâtı meneden ve zekât memurunu öldürmeye kalkışan Mustalik oğulları ile savaş konusunu çokça konuşmaya başladılar da bu düşünce müslümanlar arasında yayıldı ve hattâ Rasûlullah bile onlar üzerine bir gazveye çıkmaya niyyetlenmişti ki Mustalik oğullarından bir elçi heyeti Medine’ye çıkageldi ve: “Ey Allah’ın elçisi, bize göndermiş olduğun elçinin gelmekte olduğunu duyunca onu karşılamaya çıktık. Niyyetimiz ona ikramda bulunmak ve zekâtımızı kendisine vermekti. Bizi görünce geri dönüp hızla kaçtı. Bize gelen habere göre Allah’ın Rasûlü’ne, kendisini öldürmek üzere karşı çıktığımızı söylemiş. Allah’a yemin ederiz ki onu öldürmek için gelmedik.” dediler. Allah Tealâ onun hakkında ve bunlar (Mustalik oğulları) hakkında “Ey İman edenler, bir fâsık size bir haber getirdiği zaman onu iyice araştırın…” âyet-i kerimesini indirdi.

Hadise en ayrıntılı biçimde İmam Ahmed’in müsned’indedir. Ayrıca Mustalik oğulları reisi Haris ibn Dırâr el-Huzâî’den nakledilmiş olmakla rivayetlerin en sahih olanıdır. Bu Haris ibn Dırâr aynı zamanda Hz. Peygamber (sa)’in hanımlarından Cüveyriyye’nin babesı olan Hâris’tir. Bu rivayette Haris şöyle anlatıyor:

Allah’ın Rasûlü (sa)’ne geldim. Beni İslâm’a davet etti, İslâm’a girdim ve ikrar eyledim. Beni zekât vermeye davet etti, kabul ettim ve: “Ey Allah’ın elçisi, kavmime döneyim, onları İslâm’a ve zekât vermeye davet edeyim. Onlardan her kim davetime icabet ederse zekâtını toplayayım. Allah’ın Rasûlü (sa) bana, falan zamanda bir elçi göndersin de toplamış olduğum zekâtı getirsin.” dedim. Olayın bundan sonrasını ravi şöyle anlatır: Haris, davetine icabet edenlerden zekâtı toplayıp da Rasûlullah (sa)’ın kendisine zekâtı götürecek birisini göndermesi zamanı gelince Hâris’e elçi gelmedi. Haris zannetti ki kendisi hakkında Allah’tan ve Rasûlü’nden bir öfke hasıl olmuştur. Kavminin eşrafını davet edip onlara: “Şüphesiz ki Allah’ın elçisi bana bir vakit tayin etmişti. O vakitte yanımdaki zekâtı almak üzere bir elçi gönderecekti. Allah’ın Rasûlü (sa) sözünden dönmez. O’nun elçisinin gelmemesinin bir tek sebebi Rasûlullah’ın öfkelenmiş olmasıdır. Gidelim, Rasûlullah’a varalım.” dedi.

Rasûlullah (sa), Haris’in yanında toplanmış olan zekâtı almak üzere el-Velîd ibn Ukbe’yi göndermişti. Velîd yola çıkıp yolun bir kısmında iken korkmuş, geri dönmüş ve Rasûlullah (sa)’a gelip: “Ey Allah’ın elçisi, Haris, zekâtını bana vermedi ve beni öldürmek istedi.” demiş; Rasûlullah (sa) da Hâris’e bir hey’et göndermişti. Bu arada Haris de ashabı ile birlikte Rasûlullah (sa)’a gelmekteydi. İşte Rasûlullah (sa)’ın göndermiş olduğu heyet yola çıkıp Medine’den ayrıldıklarında Haris onlarla karşılaştı. Heyettekiler: “İşte şu gelen Hâris’tir.” dediler. Karşı karşıya geldiklerinde Haris onlara: “Kime gönderdiniz?” diye sordu. Heyettekiler: “Sana gönderildik.” diye cevapladılar. Haris: “Niçin?” diye sordu. Onlar: “Rasûlullah (sa) sana el-Velîd ibn Ukbe’yi göndermişti. O, senin, kendisine zekâtı vermediğini ve onu öldürmek istediğini iddia ediyor.” dediler. Haris: “Hayır, Muhammed’i hak ile gönderen Allah’a yemin ederim ki onu görmedim, bana gelmedi.” dedi. Hep birlikte dönüp Medine-i Münevvere’ye, Rasûlullah (sa)’ın huzuruna geldiklerinde Allah’ın rasûlü (sa): “Zekâtı vermedin ve elçimi öldürmek istedin, öyle mi?” diye sordu. Haris: “Hayır, seni hak ile gönderene yemin ederim ki onu görmedim ve bana gelmedi. Rasûlullah’ın elçisinin bana gelmemesi durumu karşısında O’na yönelip gelmemin bir tek sebebi vardır ki o da Allah’tan ve Rasûlü’nden bir öfkenin sadır olmasından korkmuş olmamdır.” dedi.

Râvî der ki: İşte bunun üzerine “Ve Allah Alîm’dir, Hakîm’dir.”e kadar olmak üzere “Ey iman etmiş olanlar, eğer bir fasık size bir haber getirirse onu iyice araştırın…” âyet-i kerimeleri nazil oldu.

İbn Cerîr Taberî olayı biraz daha farklı naklediyor. Onun, Ebu Küreyb kanalıyla Ümmü Seleme’den rivayet ettiği haber şöyledir:

Allah’ın Rasûlü (sa) Mustalik oğulları hadisesinden sonra Mustalik oğulları’nın zekâtını alıp gelmek üzere birisini göndermişti. Kavim (Mustalik oğulları) bunu duyup onu karşılamaya çıktılar, Rasûlullah (sa)’ın emrini tazimle kabullendiler. Ancak şeytan, gönderilen kişinin kalbine “onların kendisini öldürmek istedikleri” fikrini yerleştirdi de yarı yoldan dönüp Allah’ın Rasûlü (sa)’ne: “Mustalik oğulları zekâtlarını bana vermediler.” dedi. Rasûlullah (sa) ve müslümanlar öfkelendiler.

Öte yandan Mustalik oğullarına, Hz. Peygamber (sa)’in elçisinin geri döndüğü haberi ulaşınca Rasûlullah (sa)’a geldiler ve O’nun, öğle namazını kıldığı sırada karşısında saf bağlıyarak: “Allah’ın ve Rasûlü’nün gazabından Allah’a sığınırız. Zekât toplamak üzere bize birisini gönderdin. Buna sevindik ve gözlerimiz aydın oldu. Sonra o, yoldan geri dönmüş. Bunun, Allah’ın ve Rasûlü’nün öfkesinden kaynaklanmış olmasından korktuk.” dediler. Bilâl gelip ikindi namazı için ezan okuyuncaya kadar konuşmaya devam ettiler.

Ümmü Seleme der ki: “Ey iman etmiş olanlar, eğer bir fâsık size bir haber getirirse onu iyice araştırın. Yoksa bilmeden bir kavme sataşırsınız da sonra ettiğinize pişman olursunuz.” âyet-i kerimesi nazil oldu.

Taberî bu hadiseyi ayrıntılarda küçük farklarla İbn Abbâs’tan şöyle rivayet ediyor: Rasûlullah (sa), el-Velîd ibn Ukbe ibn Ebî Muayt’ı, zekâtlarını almak üzere Mustalik oğullarına göndermişti. Bu haber Mustalik oğullarına ulaşınca sevindiler ve Rasûlullah (sa)’ın elçisini karşılamak üzere çıktılar. Velîd de zannetti ki Mustalik oğulları kendisini öldürmek üzere çıktılar. Bunun üzerine Velîd geri dönüp Hz. Peygamber (sa)’e: “Ey Allah’ın elçisi, Mustalik oğulları zekâtlarını vermediler.” dedi. Allah’ın Rasûlü (sa) buna şiddetle öfkelendi ve kendi kendine onlarla savaşmayı düşündüğü sırada Mustalik oğullarının elçileri çıkageldi ve: “Ey Allah’ın elçisi, haber aldığımıza göre senin elçin yolun yarısından geri dönmüş. Onun, senin bize kızgınlığından dolayı göndermiş olduğun bir mektup sebebiyle dönmüş olmasından korktuk. Allah’ın gazabından ve Rasûlü’nün gazabından Allah’a sığınırız.” dediler de Alalh Tealâ onların mazur oldukları kitabında inzal edip: “Ey iman etmiş olanlar, eğer bir fasık size bir haber getirirse…” buyurdu.

Mücâhid ve Katâde ise olayı daha farklı bir biçimde anlatırlar. Buna göre Hz. Peygamber (sa), Mustalik oğulları’nın zekâtı vermedikleri (hattâ irtidad ettikleri) haberi kendisine gelince Hâlid ibnu’l-Velîd’i üzerlerine göndermiş ve onlarla savaşmada acele etmemesini, teennî ile hareket edip durumu iyice araştırmasını emretmiş. Hâlid de yola çıkıp geceleyin onlara varmış ve gözcüler gönderip durumlarını öğrenmek istemiş. Gönderdiği gözcüler Mustalik oğullarının İslâm’a sarılmış olduklarını, ezan okuyup namaz kıldıkları haberini getirmişler. Sabah olunca Hâlid, Mustalik oğullarına varıp kendi gözüyle onu hayretlere düşüren durumu görüp dönmüş ve Mustalik oğullarının gerçek haberini Hz. Peygamber (sa)’e iletmiş ve işte bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil olmuş.

Vahidî de aynı hadiseyi nakletmekle birlikte el-Velîd ibn Ukbe ile Mustalik oğulları arasında cahiliye devrinde bir düşmanlık olduğu ayrıntısına da yer vermiştir.