68

    RevelationCuzPageSurah
    52 12228Hud(11)

٦٨

كَاَنْ لَمْ يَغْنَوْا فيهَا اَلَا اِنَّ ثَمُودَا كَفَرُوا رَبَّهُمْ اَلَا بُعْدًا لِثَمُودَ

(68) kel el lem yağnev fiha ela inne semude keferu rabbehüm ela bu’del li semud

sanki orada hiç oturmamışlardı dikkat edin! şüphesiz semud kavmi Rablerini inkar ettiler dikkat edin semud kavmi uzak olsun

(68) As if they had never dwelt and flourished there. Ah behold for the Thamud rejected their Lord and Cherisher! Ah! Behold! Removed (from sight) were the Thamud!

1. ke : gibi
2. en lem yagnev : yaşamadılar, var olmadılar
3. fî-hâ : orada
4. e lâ : (öyle) değil mi
5. inne : gerçekten
6. semûde : Semud kavmi
7. keferû : inkâr ettiler
8. rabbe-hum : Rab’lerini
9. e lâ : (öyle) değil mi
10. bu’den : uzaklık, uzak oldu, uzak kaldı
11. li semûde : Semud kavmi


AÇIKLAMA

Ad kavminden sonra gelen ve Tebuk ile Medine arasında Hicr şehirlerinde oturan Semud kavmine kendi içlerinden, kabilelerinden bir adamı yani Salih (a.s.)’i peygamber olarak gönderdik. Salih (a.s.) de onlara yalnız Allah’a ibadet etmelerini emretti. Onlara tevhide delâlet eden iki delil gösterdi:

Birinci Delil “O sizi topraktan yarattı” ayetidir. Yani Yüce Allah sizi ilk de­fa topraktan yarattı. Zira o Ebul-Beşer (insanlığın babası), babanız Adem’i top­raktan yaratmıştır. Toprak maddesi Hz. Adem’in yaratıldığı ilk maddedir. Son­ra siz şu merhalelerden geçtiniz. Önce nutfe, sonra kan pıhtısı, sonra bir et parçası, ondan sonra da bir iskelet ve bu iskeletin giydirilmesi. Nutfenin aslı kandandır, kan ise gıdalardan meydana gelir, gıdalar da yerdeki bitkilerden veya yine bitkilerden meydana gelen etten elde edilir.

İkinci delil de “Yeryüzünü imar etmenizi istedi” ayetidir. Yani sizi yeryüzü­nü imar etmeye ve tarım, sanat, inşaat ve madencilikle yeryüzünden yararlan­maya memur kıldı. Yeryüzünün insan için faydalı imara müsait oluşu, insanın da buna muktedir oluşu, takdir edip hidayete erdiren, insana yol gösterici, aklı ve dünyadaki varlıkları emrine almak için bir takım vasıtaları bahşeden ve in­sana tasarrufta bulunma kudreti veren, her şeyinde hikmet sahibi olan muaz­zam bir yaratıcının varlığına açık bir delildir.

Allah kendisine ibadet edilmeye lâyık tek varlık olunca siz şirk ve isyan gibi geçmişteki günahlarınızı tamamen terk ederek gelecekte aynı günahları veya benzerlerini bir daha işlememeye azmetmek suretiyle O’na tevbe edin.

Muhakkak ki Rabbim rahmeti, ilmi ve işitmesiyle mahlûkatına çok yakın­dır, halisane yalvaran muhtaç kulunun duasına lütfuyla ve rahmetiyle icabet etmektedir.

Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Eğer kullarım beni senden so­rarlarsa şüphesiz ki ben çok yakınım. Dua edenin duasına dua ettiğinde icabet ederim.” (Bakara, 2/186).

Semud kavmi Salih (a.s.)’a bilgisizliklerine ve inatçılıklarına alâmet sayı­lan şu sözle cevap verdiler:

Ey Salih! Sen şu söylediklerini söylemeden önce senin aklını gayet üstün görüyorduk. Yahut sende gördüğümüz üstün akıl ve isabetli düşüncen sebebiy­le senin bir başkan veya işlerimizde danışman olmanı ümit ediyorduk. Şu anda ümitlerimiz boşa çıktı, umudumuz kesildi.

Ka’b diyor ki: Onlar, başlarındaki kraldan sonra onun kral olacağını ümit ediyorlardı. Çünkü O, soylu ve servet sahibi biriydi.

İbni Abbas ise “O faziletli ve hayırlı bir kimse idi” demiştir.

Tercih edilecek görüş Cumhur’un naklettiği ve “Sen, büyüklerin yerini tu­tacak, başımıza idareci olacak, kendisine danışılan, kendisinden çok şeyler ümid edilen bir kişi idin” şeklinde tefsir edilen görüştür.

Semud kavmi daha sonra şu sözlerle onun davetinde hayrete düştüklerini ifade ettiler.

Sen babalarımızın, geçmişteki büyüklerimizin taptıkları gibi tapınmamızı mı yasaklıyorsun? Halbuki onlar bu çeşit tapınmayı, hiçbir kimse yadırgama­dan nesilden nesile aktararak devam ettirdiler.

Doğrusu biz senin sadece Allah’a ibadette bulunmamız hususundaki dave­tini ve Allah’la aramızda bulunduğunuzu farzettiğimiz şefaatçi aracıları terk etmemiz gerektiği şeklindeki sözlerinin doğruluğundan çok şüphe ediyoruz. Bu, töhmet ve su-i zanna götüren bir şüphedir.

Şek ve şüphe, insanın olumlu veya olumsuz düşünce arasında kararsız kalmasıdır. Mürib (kuşkulu) ise kötü kanaatin hakim olduğu bir şüphedir.

Bu sözün maksadı körükörüne taklitçilik yoluna ve babalarına, atalarına uymanın vacip olduğu inancına sımsıkı sarılmaktır. Bu ifade Allah’ın Mekke kâfirlerinden naklettiği şu sözlerine ne kadar benzemektedir:

“Tanrılarımızı bırakıp tek bir ilâh mı kabul ediyor? Doğrusu bu, şaşılacak bir şey! dediler.” (Sad, 38/5).

Salih (a.s.) da kavminin bu sözlerine ulvi prensiplerde ve peygamberlik yo­lunda sebatkâr olduğunu beyan eden şu sözleriyle cevap verdi:

Üzerinde bulunduğum apaçık delili terk ederek nasıl Allah’a karşı gelebi­lirim? Ben Allah’ın size gönderdiği şeyde bir delil, basiret ve yakin ilim sahibi isem ve Allah kendi tarafından bana vahyedilen şeyi tebliğ etme vazifesini ihti­va eden bir rahmet -yani peygamberlik- vermişse söyleyin bana ne yapabili­rim?

Benim gerçekten peygamber olduğumu ve yakinen açık bir delil üzerinde bulunduğumu farz edin (çünkü onun muhatabı inkarcılar idi). Şöyle bir düşü­nün. Ben size tabi olursam ve Rabbimin emirlerinde O’na karşı gelirsem beni O’nun azabından kim kurtaracak? Size tabi olursam ve sizi hakka ve yalnız Allah’a ibadet etmeye davet etmeyi terk edersem bana hiçbir faydanız olmaz. Bu durumda Allah katındaki nimeti sizin yanınızdaki geçici nimetlerle değiştir­mem sebebiyle sadece hüsranımı ve delâletimi artırmış olursunuz.

Peygamberlerin âdeti önce Allah’a kulluğa davet etmek sonra da peygam­berlik davasını ortaya koymak olduğuna göre, Salih (a.s.) da, kavmi ondan bu sözünün doğruluğuna işaret eden bir mucize istedikleri için onlara “deve” mu­cizesini getirdi.

Rivayete göre Semud kavmi kendilerine ait bir bayram gününe çıktıkla­rında Hz. Salih (a.s.)’ten bir mucize getirmesini ve işaret ettikleri belirli bir taştan deve çıkarmasını istemişlerdi. Hz. Salih de Rabbine dua etmiş ve kav­minin istedikleri gibi taştan deve çıkmıştı.

Salih (a.s.) onlara şöyle dedi: Bu benim doğruluğumu gösteren mucizedir. Yemesi, içmesi ve sütünün bolluğuyla diğer develerden ayrılan Allah’ın (mucize olarak yarattığı) devesidir.

Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: “(Salih’e şunu vahyetmiştik): Biz onları imtihan etmek için dişi deveyi bir mucize olarak göndereceğiz. Sen şimdi onların yaptıklarını gözetle ve sabret. Onlara sırası gelenin nöbetinde ha­zır bulunması şeklinde suyun deve ile kendileri arasında taksim edildiğini ve nöbetleşe içeceklerini haber ver.” (Kamer, 54/27-28). (Salih (a.s.) sözüne devam ederek dedi ki: O deveyi serbest bırakın. Siz onun beslenmesini üstlenmeksizin, o Allah’ın toprağındaki otlaklardan dilediği gibi yesin. Hangi çeşit olursa olsun ona kötülükte bulunmayın. Yoksa sizi üç gün gibi pek az bir müddet geç­meden acil bir azap yakalar.

Semud kavmi onun nasihatini dinlemediler. Onu yalanladılar ve deveyi kestiler. Deveyi onların emriyle Kadar b. Salif isimli kişi kesti.

Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştu: “Onlar (Semud kavmi) arkadaş­larından birini çağırdılar. O da kılıcını alıp deveyi kesti.” (Kamer, 54/29).

Bunun üzerine Salih (a.s.) onlara şöyle dedi: Evinizde -yani yurdunuzda-üç gün daha yaşayın. İşte bu gerçek ve kesin bir vaaddir.

Sonra kendilerini tehdit ettiği azap meydana geldi. Azap ve helak etme emrimizin vakti gelince, ceza inip acı olay meydana gelip, yıldırım düşünce, biz Salih’i ve onunla beraber olan müminleri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Onları şiddetli bir azaptan, o gün -helakin meydana geldiği gün, veya kıyamet günü- meydana gelen zillet ve perişanlıktan kurtardık.

“el-Hızy” rezalet derecesine varan büyük bir zillet halidir. Gerçekten Rabbin çok kuvvetli ve muktedir, her şeye galiptir. Yerde veya gökte hiçbir şey O’nu aciz bırakamaz.

Nihayet onları azap çığlığı kapladı. Bu çığlık kalpleri sarsan, duyulduğun­da canları alan, helak edici ve son derece şiddetli bir ses diye anlatılan müthiş bir gök gürültüsü idi. Derhal hepsi toptan canlarını vermişler ve yere atılan cansız cüsseler haline gelmişlerdi.

Sanki onlar küfürleri ve Rablerinin ayetlerini inkâr etmeleri sebebiyle sü­ratle helak oldukları için dünyada hiç bulunmamış, kendi yurtlarında hiç otur­mamış gibi helak olup gittiler.

îyi bilin ki onlar Rablerini inkâr ettiler ve O’nun şiddetli azabına müstehak oldular. İyi bilin ki onlar Allah’ın rahmetinden uzaktırlar. Semud kavmine ve benzerlerine helak olma ve mahrumiyet vardır.