220

٢٢٠

اِنَّهُ هُوَ السَّميعُ الْعَليمُ

(220) innehu hüves semiul alim
Şüphesiz o o işiten ve bilendir

(220) For it is He Who heareth and knoweth all things.

1. inne-hu : muhakkak ki o
2. huve : o
3. es semîu : sem’îdir, en iyi işitendir
4. el alîmu : alîmdir, en iyi bilendir


AÇIKLAMA
Peygamberimizin (s.a.) Tebliğ Noktasındaki Sîreti

Peygamberimiz’in (s.a.) risaletini tebliğ ve Allah’a davet etme şeklini açık­layan pek çok hadisler varit olmuştur:

Bunlardan biri İmam Ahmed ve Müslim’in Hz. Aişe’den (r.a.) rivayet ettiği şu hadis-i şeriftir: ‘Yakın akrabalarını uyar.” ayeti inince Rasulullah (s.a.) ge­lip şöyle demiştir: “Ey Muhammed kızı Fatıma! Ey Abdülmuttalib kızı Safiyye! Ey Abdulmuttaliboğulları! Ben Allah’ın huzurunda sizin için hiçbir şeye sahip değilim. Siz benim malımdan dilediğinizi benden isteyin.”

Bir başka hadis-i şerif de İmam Ahmed, Buharî, Müslim, Tirmizî ve Nesaî’nin İbni Abbas’tan (r.a.) rivayet ettikleri şu hadis-i şeriftir: Allah Tealâ “Ya­kın akrabalarını uyar.” ayetini indirince Peygamberimiz (s.a.) Safa’ya gelip te­peye çıktı. Sonra şöyle nida etti: “İmdat! İmdat!.” dedi. İnsanlardan bir kısmı bizzat ona gelerek, bir kısmı elçisini göndererek onun etrafında toplandılar.

Rasulullah (s.a) şöyle buyurdu: “Ey Abdülmuttaliboğulları! Ey Fihroğulları! Ey Lüeyoğulları! Ne dersiniz? Şu dağın arkasındaki süvarilerin size hücum edeceğini haber versem, beni tasdik eder misiniz diye sordu. Mekkeliler:

– Evet, dediler. Peygamberimiz (s.a.):

– Ben şiddetli bir azabın önünde sizin için uyarıcıyım, dedi. Bunun üzerine Ebu Leheb:

– Bugünün geri kalan kısmında elin kurusun. Sen bizi bunun için mi davet ettin dedi. Bunun üzerine Cenab-ı Hak şu sureyi indirdi: “Ebu Leheb ‘in iki eli kurusun.! Kendisi de kurudu ya!” Tebbet, 111/1).

Bir başka hadis-i şerif İmam Ahmed, Müslim ve Tirmizî’nin Ebu Hureyre’den (r.a.) rivayet ettiği şu hadis-i şeriftir: Bu “Yakın akrabalarını korkut.” ayeti inince Rasulullah (s.a.) Kureyş halkını ve ileri gelenlerinin hepsini da­vet etti ve şöyle dedi:

– Ey Kureyş topluluğu! Kendinizi ateşten koruyun. Ey Kaboğulları toplu­luğu! kendinizi ateşten koruyun. Ey Haşimoğulları topluluğu! kendinizi ateş­ten koruyun. Ey Abdülmuttalib oğulları topluluğu! Kendinizi ateşten koruyun. Ey Muhammed kızı Fatıma Kendini ateşten koru. Allah’a yemin olsun ki hiç şüphesiz ben sizin için Allah’ın huzurunda hiçbir şeye malik değilim. Dikkat edin. Benim sizinle sadece akrabalık irtibatım var. Ben size sadece bu irtibatla bağlıyım. Yani dünyada sizinle irtibatı devam ettiririm ama Allah’ın huzurun­da size hiç faydam olmaz.

Bu ayetler Peygamberimiz’in (s.a.) risaletini tebliği ile ilgili olarak kendi­sine verilen dört emri ihtiva etmektedir:

1- “Sakın Allah’la birlikte başka ilâh edinme. Yoksa azaba uğrayanlardan olursun.” Yani hiç bir ortak tanımadan sadece Allah’a ibadet et. Allah’la birlik­te başka bir ilâha dua veya ibadet etmekten sakın. Zira ibadet sadece Allah’a ait olun. Şirk ise bütün masıyetlerin başıdır.

Bu ayet Rasulullah’ı (s.a.) ibadette daha fazla ihlâslı olmaya teşvik et­mektedir. Allah ondan böyle bir şeyin meydana gelmeyeceğini gayet iyi bilmek­tedir. Sonra emre onunla başlamıştır. Zira o ümmetin lideridir. Gerçekte ise bü­tün bu emirler onun dışındaki insanlara tavsiye ve hitap niteliğindedir. Çünkü başkasına yapacağı hitabı te’kit etmek istediği zaman asıl maksadın tabi olan­lar olduğu halde bu hitabı görünüşte liderlere tevcih etmesi hikmet sahibinin şanındandır.

Kısaca: Ayet, Rasulullah’a (s.a.) emirle başlamış, eğer Allah’la birlikte baş­ka bir ilâha dua ediyorsa O’na tehditte bulunmuştur. Sonra da en yakından başlayarak yakınlara daveti emretmiştir.

2- “(Önce) yakın akrabalarını uyar.” Yani yakınlarına ve akrabalarına Al­lah’ın azabının ve şiddetinin O’na şirk koşanlara ait olacağını bildirerek onları korkut.

Bu O’nun bütün beşeri Allah’ın azabından korkutma görevinin bir parçası­dır. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır:

“Bu, feyz kaynağı olan ellerindeki kitapları tasdik eden, bir de şehirlerin anası (Mekke) ile bütün çevresindekileri uyarman için bizim indirdiğimiz kitap­tır.” (Enam, 6/12).

“Şehirlerin anası (Mekke) halkına ve etrafında bulunanlara gelecek tehli­keleri haber vermen için ve hakkında hiçbir şüphe bulunmayan o toplanma gü­nünün dehşetiyle korkutman için sana böyle Arapça bir Kur’an vahyettik.” (Şû­ra, 92/7).

“Furkan’ı âlemlerin uyarıcısı olsun diye kuluna (Muhammed’e) indiren Al­lah ne yücedir!” (Furkan, 25/1).

Müjdelemek genellikle uyarmakla birlikte gelir: Nitekim pek çok ayette böyle zikredilmiştir: Bunlardan biri şu ayettir:

“Ey Peygamber! Biz seni gerçekten bir şahit, bir müjdeci ve bir uyarıcı, Al­lah’a O’nun emriyle bir davetçi ve nur saçan bir kandil olarak gönderdik”. (Ah-zab, 23/45-46).

Müslim Peygamberimiz’in (s.a.) şu hadisini rivayet etmektedir: “Nefsimi elinde tutan Allah’a yemin olsun ki bu ümmetten bir Yahudi veya Hıristiyan be­ni duyar da sonra iman etmezse mutlaka cehenneme girer.”

Sonra Yüce Allah ona, müminlere yumuşak davranmayı emretti ve şöyle buyurdu:

3- “Sana uyan müminlere tevazu kanatlarını indir.” Yani sana iman eden ve seni tasdik eden ve sana tabi olanlara yumuşak ve nazik davran.

“Eğer sana karşı gelirlerse ben sizin yaptıklarınızdan uzağım, de.” Eğer yakınlarından veya başkaları arasında uyardığın kimselerden biri sana isyan ederse onlara: “Ben sizin bu amellerinizden beriyim. Siz kıyamet günü bu amellerin karşılığını göreceksiniz.” de.

4- “Sen Azız (her şeye galip) ve Rahîm (çok merhametli) olan Allah’a gü­ven, O senin namaza kalkmanı da görüyor. Secde edenler arasındaki hareketle­rini de görüyor.”

Yani bütün işlerini son derece güçlü, üstünlük sahibi olan, düşmanların­dan intikam almaya kadir, dostlarına merhamet eden, insanlara namaz kıldır­mak için kalktığın zaman seni gören ve senin kıyam, rükû, secde ve ka’de gibi namazdaki ve namaz kılanlar içindeki hareketlerini gören Yüce Allah’a havale et. Burada namaz kılanlar için “secde edenler” ifadesi kullanıldı. Çünkü kulun Rabbine en yakın olduğu durum secdede olduğu haldir.

Bundan kastedilen mana şudur: Seni te’yit eden, seni koruyan, sana yar­dımcı olan, sana zafer ihsan eden, senin adını yücelten, senin bütün hallerinde ve özellikle namazda ve namazın kıyam, rükû ve secdelerinde sana itina göste­ren Allah’tır. Nitekim Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: “Rabbinin hükmüne sab­ret. Çünkü sen gözlerimiz önündesin (bizim murakabemiz altındasın).” (Tur, 52/48).

“Şüphesiz ki O her şeyi çok iyi işiten ve her şeyi gayet iyi bilendir.” Yani se­nin Rabbin kullarının sözlerini gayet iyi işitmektedir. Onların davranışlarını, hareketlerini, sessizliklerini ve niyetlerini gayet iyi bilmektedir. Nitekim Ce-nab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Sen herhangi bir işte bulunurken, Kur’an’dan bir şey okurken ve sizler de herhangi bir iş işlerken onun içine daldığınız vakit biz başınızda şahidizdir.” (Yunus, 10/61).

Advertisements