47

٤٧

وَاِذَا صُرِفَتْ اَبْصَارُهُمْ تِلْقَاءَ اَصْحَابِ النَّارِ قَالُوا رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمينَ

(47) ve iza surifet ebsaruhüm tilkae ashabin nari kalu rabbena la tec’alna meal kavmiz zalimin
gözleri çevrildiği zaman ateş ehlinin tarafına Rabbimiz derler bizi zalim kavimle beraber yapma

(47) When their eyes shall be turned towards the Companions of the Fire, they will say: “Our Lord! send us not to the company of the wrongdoers.”

1. ve izâ surifet : ve çevrildikleri zaman
2. ebsâru-hum : onların bakışlarını
3. tilkâe : tarafa
4. ashâbi en nâri : ateş ehline
5. kâlû : dediler
6. rabbe-nâ : Rabbimiz
7. lâ tec’al-nâ : bizi kılma
8. mea : birlikte, beraber
9. el kavmi ez zâlimîne : zalimler kavmi

وَإِذَا صُرِفَتْçevrildiği zaman daأَبْصَارُهُمْ gözleriتِلْقَاءَ أَصْحَابِ halkınaالنَّارِ ateşقَالُوا derlerرَبَّنَا Rabbimizلَا تَجْعَلْنَا bizi bulundurmaمَعَ birlikteالْقَوْمِtopluluğuylaالظَّالِمِينَ zalimler


AÇIKLAMA

Yüce Allah cehennemliklere azarlamak ve başlarına kakmak üzere yapıla­cak olan hitabı haber vermektedir. “Cennetlikler cehennemliklere size selam olsun diye seslenirler” buyruğu ile haber verilen bu hitap her iki kesimin cen­net ve cehennemdeki yerlerini almalarından sonra meydana gelecektir. Buna delil ise bir önceki ayet-i kerimede söz konusu edilen, “Onlara, yapmakta ol­duklarınızdan dolayı mirasçısı kılındığınız cennet işte budur, diye seslenilir” buyruğudur.

Yüce Allah’ın, “Cennetlikler cehennemliklere size selam olsun diye seslenir­ler” buyruğu, genellik ifade etmektedir. Acaba bu sesleniş, cennetteki herkes tarafından bütün cehennemliklere mi yapılacaktır, yoksa bir bölümü öbür bölü­müne mi seslenecektir? Buna cevap şudur: Çoğula karşılık çoğul söz konusu edildiğinde, her kişi bir kişiye tevzi edilir. Cennetliklerden her bir kesim, dün­yada tanımış olduğu kâfirlere seslenecektir.

Buyruğun ifade ettiği anlam şudur: Cennetlikler, orada karar kılmaların­dan sonra, yine cehennemlikler de cehennemde karar kıldıktan sonra cehennemliklere şöylece seslenirler: Bizler Rabbimizin bize peygamberler aracılığıy­la vaad etmiş olduğu nimet ve ikramları hak bulduk. Siz de Rabbinizin size vaad etmiş olduğu hakirliği ve azabı hak buldunuz mu?

Bu soru cennetliklerin peygamberlerin kendilerine tebliğ etmiş olduğu rablerinin vaadini hak olarak bulduklarını cehennemliklere ifade ettirecekleri­ni, buna karşılık cehennemlikleri de peygamberleri yalanlamak suretiyle, biz­zat kendilerine karşı işlemiş oldukları cinayetler dolayısıyla azarlayacaklarını ve yaptıklarını başa kakmayı ihtiva etmektedir. “Evet derler.” Sîbeveyh der ki: “Evet,” vaad veya tasdik demektir. Yani onlar bu soruya olumlu cevap verecek­ler ve diyecekler ki: Bizler Rabbimizin küfre karşı vaad ettiğini hak bulduk. İş­te cehennem azabında yanıp duruyoruz. Bu da, kâfirlerin kıyamet gününde Allah’ın vaad ve tehditlerinin hak ve doğru olduğunu itiraf edeceklerini göster­mektedir.

Bu azarlama, Yüce Allah tarafından olacaktır. Bunun akabinde ise melek­lerin azarlaması da vardır. Onlar cehennemliklere şöyle diyeceklerdir: “İşte bu, yalanlamakta olduğunuz ateştir. Bu bir büyümüdür yoksa siz mi görmüyorsu­nuz? Haydi boylayınız orayı. İster sabredin ister sabretmeyin, sizin için birdir; siz ancak yapmakta olduklarınızın karşılığını görüyorsunuz.” (Tûr, 52/14-16).

Resulullah (s.a.), Bedir günü kâfirlerden öldürülüp de kör kuyuya atılan kimseleri, henüz dünyada iken azarlayarak şöyle seslenmişti: “Ey Hişamoğlu Ebu Cehil, ey Rabîaoğlu Utbe, ey Rabiaoğlu Şeybe – ve diğer elebaşılarının isim­lerini saydı- Rabbinizin size vaad ettiğini hak buldunuz mu? Gerçekten ben Rabbimin bana vaad ettiğinin hak olduğunu gördüm.” Hz. Ömer şöyle sordu: “Ey Allah’ın Rasulü! Sen leşe dönüşmüş bir topluluğa mı hitap ediyorsun?” Resulullah (s.a.) şöyle buyurdu: “Nefsim elinde olana yemin olsun ki, siz benim sözlerimi onlardan daha iyi işitiyor değilsiniz. Şu kadar var ki onlar cevap ve­remezler.”

Bu karşılıklı konuşma veya tartışmanın sonucunda bir münadi şöyle der: Allah’ın laneti zalimler üzerinedir. Yani Allah’ın rahmetinden kovması demek olan laneti, onları bulmuştur. Çünkü onlar iman etmemek suretiyle kendileri­ne zulmetmişlerdir. Bu nidayı yapacak olan kişi ise ya cehennemin bekçisi Mâlik’tir veya başka bir melektir.

Daha sonra Yüce Allah zalimleri, “Onlar ki Allah’ın yolundan akkorlar…” diye nitelendirmektedir. Yani onlar, insanları Allah’ın yolundan, şeriatından, peygamberlerin getirdiklerinden alıkoyan ve kimse o yola tabi olmasın diye bu yolun doğru değil de eğri büğrü olmasını isteyenlerdir.

“Ve onlar ahireti de inkâr edenlerdir.” Yani onlar aynı zamanda ahiret yur­dunda Allah’ın huzuruna çıkacaklarını inkâr eden ve bunu yalanlayıp kabul et­meyen kimselerdir. Bunu doğrulamazlar ve iman etmezler. İşte bundan dolayı da işledikleri ve söyledikleri hiç bir münkere aldırmazlar. Çünkü onlar bundan dolayı hesaba çekilmekten, ceza görmekten korkmamaktadırlar. Bu nedenle onlar insanlar arasında söz ve davranışları en kötü olanlardır.

Cennet ve cehennem ehli olan bu iki kesim arasında ise cehennemliklere ulaşmayı engelleyen bir engel, bir perde olacaktır. Bu Yüce Allah’ın hakkında şöyle buyurduğu sûrdur: “Aralarına kapısı bulunan bir sûr gerilecektir. İç tara­fı rahmet ve dış tarafının önünden azap vardır.” (Hadîd, 57/13). Sûr’un üst ta­rafları ise Yüce Allah’ın, hakkında, “A’raf üzerinde de…” diye buyurduğu A’raf vardır. Yani bu sûr’un üst taraflarında cennetlikleri de cehennemlikleri de gö­ren erkekler vardır. Onlar müminleri yüzlerinin akdığıyla, kâfirleri de yüzleri­nin karalığı dolayısıyla, alâmetlerinden tanırlar. Nitekim Yüce Allah onları şu buyruğunda böylece nitelendirmiştir: “O günde apaydınlık yüzler vardır. Güleç­tir, sevinçlidir. O günde üzerlerini toz toprak kaplamış yüzler de vardır. Bunları da karanlık ve siyahlık kaplayacaktır. İşte bunlar kâfirlerin ve facirlerin ta ken­dileridir.” (Abese, 80/38-42).

A’raf ehli olan kimseler, iyilik ve kötülükleri eşit olan bir topluluktur. Bun­lar esas itibariyle işledikleri kötülükler dolayısıyla cennete ulaşamayan, bu­nunla birlikte yaptıkları iyilikleri de cehenneme girmelerine engel olan muvahhid kimselerdir. İşte bundan dolayı Allah haklarında hükmünü verinceye ka­dar orada durdurulacaklardır. Hafız Ebu Bekr b. Merdûveyh, Câbir b. Abdul­lah’tan şöyle dediğini rivayet eder: Resulullah (s.a.)’a iyilik ve kötülükleri eşit olan kimseler hakkında soru soruldu, o da “İşte onlar A’raftakilerdir. Henüz cennete girmemişlerdir, ama oraya girmeyi de umarlar” buyurdu.

Ebu’s Şeyh İbni Hayyân el-Ensârî, Beyhakî ve başkaları da Huzeyfe’den şöyle dediğini naklederler: Bunlar iyilikleri sebebiyle cehenneme giremeyen, kötülükleri sebebiyle de cennete giremeyen; bundan dolayı, hüküm verilinceye kadar orada bı­rakılan kimselerdir. Onlar bu durumda oldukları sırada Rabbin onlara muttali olup şöyle diyecektir: “Haydi gidin, cennete girin, şüphesiz ben sizi bağışladım.”

“Cennetliklere size selâm olsun diye seslenirler.” Yani A’raftakiler cennet­liklere, “Size selâm olsun” diyerek sesleneceklerdir. Selâm ise cennete girişten sonra katıksız bir selamlaşma ifadesidir. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurmakta­dır: “Orada ne boş ne de bir günahı gerektiren bir söz işitirler. Ancak selâm se­lâm diye bir söz (işitirler).” (Vakıa, 56/25-26).

A’raftakiler henüz cennete girmedikleri sırada cennetliklere selâm vererek seslenirler. Bununla birlikte bu halde iken onlar kendilerinin cennete girecek­lerini de umarlar. Buna sebep ise hesaplarının kolay görülmesi, Allah’ın lütfunun genişliğini bilmeleridir. Hasan-ı Basrî, “Bunlar henüz oraya girmeyen ama oraya girmeyi uman kimselerdir” buyruğunu okuduktan sonra der ki: Allah’a yemin olsun ki Yüce Allah, böyle bir umudu kalplerine, ancak kendilerine ih­san etmek istediği bir lütuf ve keremi dolayısıyla koymuştur. İnsanlar o ko­numda ümid ile korku arasında bulunurlar. Ebu Nuaym, Ömer b. el-Hattab (r.a.)’dan şöyle dediğini rivayet eder: Bir münadi, “Ey hesap için durdurulmuş olanlar, haydi cehenneme giriniz, tek bir kişi müstesna” diye seslense, o istisna edilen kişinin ben olacağımı ümid ederim. Yine bir münadi, “Haydi hepiniz cennete girin, tek bir kişi müstesna!” diye seslenecek olsa, o istisna edilen kişi­nin de kendim olacağımdan korkarım.

A’raftakilerin gözleri kasıt olmaksızın cehennemlikler tarafına döndürü­lünce, onların yüzlerinin ve gözlerinin kararmış olduğunu görüp Yüce Allah’a, “Rabbimiz! Bizleri şu kendilerine zulmetmiş toplulukla birlikte kılma” diye yal­varırlar.

Ayet-i kerime onların cennetliklere istekleriyle ve onlar arasında olma ar­zusuyla bakacaklarını, onlara selâm vereceklerini, buna karşılık cehennem eh­lini görmekten hoşlanmayacaklarını ifade etmektedir. Gözleri kasdi olmayarak ve arzu etmeyerek cehennemliklere doğru çevrilecek olursa onlarla birlikte ol­mamak için Allah’a yalvarıp yakaracaklardır

Advertisements