8

٨

قُلْ اِنَّ الْمَوْتَ الَّذى تَفِرُّونَ مِنْهُ فَاِنَّهُ مُلَاقيكُمْ ثُمَّ تُرَدُّونَ اِلى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّءُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

(8) kul innelmevtelleziy tefirrune minhu feinnehu mulakiykum summe tureddune ila ‘alimilgaybi veşşehadeti fe yunebiukum bima kuntum ta’melune
De ki: kaçmış olduğunuz ölüm mutlaka sizin başınıza gelecektir sonra döndürüleceksiniz gizliyi ve açığı bilen (Allah’a) o, size haber verecektir ne yapmış olduğunuzu

(8) Say: The Death from which ye flee will truly overtake you: then will ye be sent back to the Knower of things secret and open: and He will tell you (the truth of) the things that ye did!

1. kul : de, söyle
2. inne : muhakkak
3. el mevte : ölüm
4. ellezî : o ki, ki o
5. tefirrûne : siz kaçıyorsunuz
6. min-hu : ondan
7. fe : o zaman, işte o
8. inne-hu : muhakkak ki o, o mutlaka
9. mulâkî-kum : sizinle mülâki olacak olan (siz karşılaşacaksınız)
10. summe : sonra
11. tureddûne : döndürüleceksiniz
12. ilâ âlimi : en iyi bilene
13. el gaybi : gayb, görünmeyen
14. ve eş şehâdeti : ve müşahede edilebilen, görülen
15. fe : o zaman, işte o
16. yunebbiu-kum : size haber verecek
17. bi mâ : şeyi
18. kuntum : siz oldunuz
19. ta’melûne : yapıyorsunuz

قُلْ de kiإِنَّ gerçektenالْمَوْتَ ölümالَّذِي تَفِرُّونَkaçıp durduğunuzمِنْهُ kendisindenفَإِنَّهُ elbette oمُلَاقِيكُمْkarşınıza çıkacaktırثُمَّ sonraتُرَدُّونَdöndürüleceksinizإِلَى عَالِمِbileneالْغَيْبِ gaybı daوَالشَّهَادَةِaşikarı daفَيُنَبِّئُكُمْO da size haber verecektirبِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَyaptıklarınızı


SEBEB-İ NÜZUL
Hz. Peygamber (sa), peygamber olarak ortaya çıkınca Medine Yahudileri, Hayber yahudilerine: “Eğer siz Muhammed’e tabi olursanız biz de ona itaat edeceğiz; siz muhalefet ederseniz biz de ona muhalefet edeceğiz.” diye yazmış­lardı. Hayber Yahudileri: “Bizler Halîlu’r-Rahmân’in oğullarıyız, Allah’ın oğlu Uzeyr ve diğer peygamberler bizdendir, peygamberlik ne zaman Arapların oldu ki? Elbette biz peygamberliğe Muhammed’den daha lâyıkız ve ona tâbi olmamızın imkânı yoktur.” dediler ve işte bu âyet-i kerimeler bunun üzerine nazil oldu

AÇIKLAMA

“Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu taşımayanların hali, koca koca kitaplar taşıyan eşeğin hali gibidir.” Yani Tevrat’ın getirdiği hükümle­ri tatbik etmekle mükellef tutuldukları halde onun gereği ile amel etmeye­rek, onda kendilerine emredilenlere uymayarak Tevrat’la amel etmeyi terkeden Yahudiler, sırtında büyük büyük kitaplar taşıyan fakat kitapla odu­nun farkını anlayamayan eşeğe benzerler, çünkü onda anlama kabiliyeti yoktur. Yahudiler her ne kadar akıl ve idrak sahibi olsalar da kendilerine yararlı olacak hususlarda ve hakikatleri anlamada bu idraklerini kullana­madılar. Zira onlar Tevrat’ın sözlerini ezberlediler, ama anlamaya çalışma­dılar, gereğince amel etmediler, bilakis onu tevil ettiler, tahrif ettiler ve de­ğiştirdiler. Onların hali eşekten daha kötüdür. Çünkü eşekte zaten anlama kabiliyeti yoktur. Ama bunlar, anlama kabiliyetleri olduğu halde kullanmı­yorlar. Bu sebeple Allah bu tipleri “İşte bunlar hayvanlar gibidir, belki daha da aşağıdır. İşte bunlar gafillerdir.” diyerek “hayvan’ diye vasfetmiştir. Sonra Allah Tealâ bu benzerliğin ne kadar kötü olduğunu beyan ederek şöyle buyurmuştur:

“Allah’ın ayetlerini yalan sayan kavmin vasfı ne kötüdür. Allah zalim­ler güruhunu muvaffak etmez.” Ey müslümanlar! Siz de onlar gibi olmayın, Allah umumi olarak kâfirleri hayrı ve hakkı bulmakta muvaffak kılmaz, Yahudiler de bu zümredendir.

Bu teşbihte Yahudilerin cahillikleri, ahmaklıkları, zelil ve hakirliklerinin iyice ortaya çıkması için eşek misali seçilmiştir. Rasulullah’ı (s.a.) min­berde hitap ederken yalnız bırakıp ticarete gidenlere bir ikaz olmaz üzere önce bu teşbih zikredilmiştir. Hutbeyi dinlemeyip terkeden herkes bunlara benzer. Nitekim Ahmed b. Hanbel’in İbni Abbas’tan rivayet ettiği hadis-i şerifte Rasulullah şöyle buyurmuştur: “Jumu’ah günü imam hutbe okurken konuşan koca koca kitaplar taşıyan eşeğe benzer. Ona “sus” diyenin de cu­ması yoktur.”

Sonra Yüce Rabbimiz Tevrat’la amel etmeyen Yahudileri yukarıda ge­çen zemme uygun olarak bir daha zemmederek -çünkü kitapla amel etme­yen, hayatı çok seviyor demektir- şöyle buyurdu:

“De ki: Ey Yahudiler! İnsanları bir tarafa bırakarak Allah ‘ın dostları­nın hakikaten yalnız kendiniz olduğunuzu iddia ediyorsanız -doğru söylü­yorsanız-, hemen ölümü temenni edin.” Yani ey Rasul de ki: Ey Yahudiler! İnsanların içinden sadece kendinizin Allah’ın dostu ve sevdikleri olduğu­nuzu, hidayet üzere bulunduğunuzu, Muhammed ve ashabının dalâlet üze­re olduğunu iddia ediyorsanız -iddianıza göre- bu ikrama kavuşmak için ölümü isteyin, bu iddianızda doğru iseniz bu iki gruptan dalâlette olana beddua ederek ölümünü isteyin. Çünkü cennetlik olduğunu kesin olarak bilen insan bu dünyadan kurtulmak ister.

Bu mubahele ve Yahudilere meydan okuma şu ayet-i kerimede de zik­redilmiştir:

“De ki: Allah yanında ahiret yurdu (diğer) insanların değil de yalnız sizin ise -doğru iseniz- haydi ölümü temenni edin.” (Bakara, 2/94).

Şu ayetle de Hristiyanlara karşı meydan okunmuştur:

“Artık sana ilim geldikten sonra kim seninle onun hakkında cedelleşirse de ki: “Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra dua ve niyaz edelim de Allah’ın la­netini yalancıların üstüne olmasını dileyelim.” (Ali İmran, 3/61). Müşrikle­re karşı da Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: “De ki: Kim sapıklık içinde ise, çok esirgeyici onu uzattıkça uzatır.” (Meryem, 19/75)

Ahmed b. Hanbel, Buhari, Tirmizi ve Nesei, İbni Abbas’tan şunu nakletmişlerdir: Ebu Cehil mel’unu: “Vallahi Muhammed’i Kabe’nin yanında görürsem gidip boynunu ayaklarımın altına alacağım.” dedi. Bunu duyan Rasulullah (s.a.) şöyle buyurdu: “Bunu yaparsa melekler onu yakalayacak­tır. Şayet Yahudiler ölümü temenni edebilselerdi hepsi öleceklerdi ve ce­hennemdeki yerlerini göreceklerdi. Allah’ın peygamberine mübahele de bu­lunanlar (beddualaşmayı isteyenler) meydana çıksalardı geriye döndükle­rinde ne mal ne de ehlu iyal bulacaklardı.”

Sonra Allah Tealâ, hayatı çok seven, ölümden nefret eden o maddeci Yahudilerin gerçek yüzünü ortaya koyarak, onların kötü amellerinden do­layı ölümü asla temenni edemeceklerini beyan ederek şöyle buyurdu:

“Onlar ellerinin gönderdiği (amelleri) yüzünden bunu asla istemezler. Allah, o zalimleri çok iyi bilendir.” Yani Yahudiler işledikleri inkâr, isyan, Allah’ın kitabını değiştirmeleri yüzünden asla ölümü isteyemezler. Allah, ilmi sonsuz, kâfirlerin bütün hallerine muttali olandır, onlara yaptıklarına göre karşılık verir. Bu ağır bir tehdit ve kesin bir vaîddir.

“De ki: Sizin hakikaten kaçıp durduğunuz ölüm, o size elbette gelip ça­tacaktır. Sonra gizliyi de aşikarı da bilene döndürüleceksiniz. O, size neler yapardınız haber verecektir.” Yani: “Ey peygamber, şu Yahudilere söyle: Si­zin kaçtığınız, yaşamayı sevdiğiniz için hakkında mübahele (beddua oku­ma) yapmaya yanaşmadığınız o ölüm, kaçtığınız taraftan mutlaka size ge­lecek, sonra ölümün ardından göklerde ve yerde görülen ve görülmeyen her şeyi bilen Allah’a döndürüleceksizin de size yapmakta olduğunuz çirkin iş­leri bildirecek ve hak ettiğiniz karşılığı verecektir.” Bu da bir tehdit ve vaaddir ve ölümden kaçmanın fayda vermeyeceğini göstermede kesin bir ifa­dedir.

“Nerede olursanız ölüm size erişir, muhkem kalelerde olsanız bile.” (Ni­sa, 4/78) ayeti de bunu ifade etmektedir.