17

١٧

اَلصَّابِرينَ وَالصَّادِقينَ وَالْقَانِتينَ وَالْمُنْفِقينَ وَالْمُسْتَغْفِرينَ بِالْاَسْحَارِ

(17) essabirine ves sadikiyne vel kanitine vel münfikiyne vel müstağfirine bil eshar

Sabredenleri sadakat gösterenleri boyun eğip itaat edenleri infak edenleri ve seher zamanı istiğfar edenlerin hepsini

(17) Those who show patience, firmness and self-control who are true (in word and deed) who worship devoutly who spend (in the way of Allah) and who pray for forgiveness in the early hours of the morning.

1. es sâbirîne : sabredenler
2. ve es sâdıkîne : ve sadıklar (Allah ile olan ahdlerine sadık olanlar)
3. ve el kânitîne : ve kânitin olanlar (Allah’ın huzurunda saygı ile duranlar)
4. ve el munfikîne : ve infak edenler, Allah için verenler
5. ve el mustagfirîne : ve mağfiret dileyenler (günahlarının sevaba çevrilmesini dileyenler)
6. bi el eshâri : seher vakitlerinde


AÇIKLAMA

Onlara de ki, ya Muhammed! Kendilerine karşı arzu duyulan sözü geçen bütün bu türlerden daha hayırlısını size bildireyim mi? Burada dikkatlerin çe­kilmesi ve verilecek cevaba şevk uyandınlması için takrir! istifham kullanıl­mıştır. Daha sonra soruya cevap verilmektedir: Takva sahipleri için altından ırmaklar akan cennetler vardır. Orada ebediyyen kalacaklardır. Eksiklikler­den, hayasızlıktan, ayhali ve lohusalık gibi türlü rahatsızlıklardan tertemiz kı­lınmış zevceler vardır. Maddî ve bedenî olarak hissedilecek bu sonsuz nimet cennettir. Aynı zamanda onlar için ruhanî bir nimet de vardır ki, o da hiç bir noksanlığı bulunmayan Allah’ın rızasıdır. Bu, her türlü nimet ve maddî lezzet­ten daha büyük, daha kıymetlidir. Burada öncelikle kalınacak yer olan cennet­lerden söz edildi. Daha sonra cennette hasıl olacak arınmış, temiz kılınmış zev­celer ile tam bir ünsiyet söz konusu oldu. Arkasından da her şeyden daha bü­yük olan Allah’ın onlardan razı olması hususu zikredildi. Bütün bunlarla bede­nî lezzet ve Allah’ın ondan razı olacağı belirtilerek ruhanî sevinç gerçekleşmek­tedir.

“Takva sahipleri için Rableri nezdinde altında ırmaklar akan cennetler vardır” buyruğu sorunun cevabıdır ve yeni bir söz başlangıcıdır. Bunda arzu duyulan şeylerden daha hayırlı olanlar açıklanmaktadır. Bu arzu duyulan şey­ler ister yaratılmış sebepleri olan gerçek yer ve maksatlarında kullanılsınlar -ki bunlar insanların ihtiyaçlarının karşılanmasıdır- isterse de kötülükte kullanılarak şer ve fesat ile birlikte kullanılsınlar. Bu soru, “Ben sana alim yahut da pazarda doğru sözlü bir taciri göstereyim mi? O filan kişidir” demeye benzer.

Hem maddî mükâfat olan cennet ve zevceleri hem ruhî mükâfat olan Allah rızasını ihtiva eden bu ayet-i kerime, Yüce Allah’ın şu buyruğuna benzemekte­dir: “Allah iman eden erkeklere de iman eden kadınlara da içlerinde ebediyyen kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler vaad etmiştir. Bir de Adn cen­netlerinde hoş meskenler. Allah’ın rızası ise (hepsinden) daha büyüktür. İşte bu en büyük kurtuluştur.” (Tövbe, 9/72); “… Ahirette ise çetin bir azap da vardır, Allah’tan bir mağfiret ve bir rıza da. Dünya hayatı ise bir aldanış metaından baş­ka bir şey değildir. (Hadîd, 57/20).

Daha sonra ayet-i kerimede, “Allah kullarını hakkıyla görendir” yani onla­rın durumlarından, gizledikleri sırlarından haberdar olandır buyrulmaktadır. O bakımdan her bir kişiye hayır ya da şer türünden ne kazandıysa ona göre karşılığı verilecektir. Bu buyrukta her bir insanın takva açısından kendi kendi­sini hesaba çekmesi gerektiğine bir işaret vardır. Takva görünürdeki şeylerle olmaz. Takva sahibi, Allah’ın kendisinin takvalı olduğunu bildiği kimsedir. Bu buyruk aynı zamanda hem bir vaad hem de bir tehdittir. Burada takva sahiplerini de zikretmekte ve onların bazı niteliklerini söz konusu etmektedir.

Yüce Allah takva sahiplerinin niteliklerini aşağıda ifâde edildiği şekilde beyan etmektedir. Takva sahipleri der ki: Rabbimiz, gerçekten bizler Peygam­berlerine indirdiklerine sarsılmaz ve kalpte kökleşmiş bir iman ile inandık. Bütün amellerimiz bu imanın etkisiyle olmaktadır. Günahlarımızı ört, bizden cehennem azabmı uzaklaştır. Şüphesiz ki sen mağfireti bol Gafur, merhameti çok Rahîm’sin.

Aynı zamanda onlar itaatleri eda, masiyetleri terk etmek hususunda dire­nen sabırlı kimselerdir. Allah’ın kaza ve kaderine razıdırlar. Şüphe yok ki sabır iradeyi güçlendirir. İnsanı heva, arzu ve münkerler işleyerek ayağının kayma­sından korur.

Aynı zamanda onlar imanlarında, sözlerinde, fiillerinde sadık olanlardır. Övülmeye değer ve üstün bir ahlâk ile bunu ortaya koyarlar. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “O sıdk ile gelen ve onu tasdik eden (ler var ya) onlar takva sahiplerinin ta kendileridir. Onlar için Rablerinin yanında diledikleri şeyler vardır. İşte bu ihsan edenlerin (iyilik yapanların) mükâfatıdır.” (Zümer, 39/33-34).

Bunlar aynı zamanda devamlı huşuyla itaat eden, Allah’a yalvarıp yaka-ran kimselerdir. Mallarını Allah yolunda farz ve müstehap olmak üzere infak ederler. Gecenin son vakitlerinde teheccüt kılarak seherlerde mağfiret dileyen­ler, Allah’tan affedilmeyi, kendilerinden razı olmayı isteyerek dua edenlerdir. Allah’tan mağfiret dilemek, istenen bir şeydir. Mağfiretle birlikte samimi bir tevbe ve dinî sınırlarına uygun bir amel gereklidir. Masiyeti sürdürmekle bir­likte dille mağfiret dilemek yeterli değildir. Masiyetini sürdürmekle beraber günahından mağfiret dileyen bir kimse Rabbiyle alay eden kimse gibidir.

Mağfiret dilemek için en faziletli şekil Buharî’nin naklettiğine göre Pey­gamber (s.a.)’in ifadesi ile şöyledir: Peygamber (s.a.) buyurdu ki: Mağfiret dile­menin başı şu duadır:

“Allah’ım benim Rabbim sensin. Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Beni sen yarattın, ben senin kulunum. Gücüm yettiğince sana olan ahdim üzereyim. Yaptıklarımın kötülüklerinden sana sığınırım. Senin benim üzerimdeki nimet­lerini ve benim de işlediğim günahlarımı itiraf ediyorum. Günahları senden başka bağışlayacak kimse yoktur.”

Advertisements