85

٨٥

وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الْاِسْلَامِ دينًا فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِى الْاخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرينَ

(85) ve mey yebteği ğayral islami dinen fe ley yukbele minh ve hüve fil ahirati minel hasirin

Her kim İslam’dan başka din ararsa (o din) kendinden asla kabul etmeyecektir ahirette de o hüsrana düşenlerden (olacaktır)

(85) If anyone desires a religion other than Islam (submission to Allah), never will it be accepted of him and in the Hereafter he will be in the ranks of those who have lost (all spiritual good).

1. ve men : ve kim
2. yebtegi : arar, ister
3. gayre el islâmi : İslâm’dan başka
4. dînen : bir dîn
5. fe len yukbele : o taktirde asla kabul olunmaz
6. min-hu : ondan
7. ve huve : ve o
8. fî el âhireti : ahirette
9. min el hâsirîne : hüsranda olanlardan


SEBEB-İ NÜZUL

Kim İslâm ‘dan başka bir din ararsa ondan asla kabul olunmaz ve o âhirette hüsrana uğrayanlardandır.

İkrime’den rivayete göre “Kim İslâm’dan başka bir din ararsa ondan asla kabul olunmaz…” âyet-i kerimesi nazil olunca yahudiler: “Müslümanlar bizle­riz.” dediler de Allah Tealâ “Allah’ın insanlar üzerinde hakkıdır ki Beytullah’a yol bulabilenler onu haccetsinler. Her kim de küfrederse Allah âlemlerden müstağnîdir.” âyetini indirdi de müslümanlar haccetti, kâfirler de oturup hacca git­mediler.

Mücâhid ve Suddî bu âyet-i kerimenin Ansar’dan el-Culâs ibn Suveyd’in kardeşi el-Hâris ibn Suveyd’in on iki arkadaşı ile birlikte irtidad ederek Mek­ke’de kâfirlere iltihak etmeleri üzerine nazil olduğunu söylemişlerdir.  Biraz sonra geleceği üzere 86-89 âyetlerinin de bu kişinin ve arkadaşlarının irtidadı ve sonra da tevbe yolları aramaları üzerine na­zil olduğu rivayetleri de vardır.

İbn Abbâs’tan gelen bir rivayette ise Bakara, 2/62 âyeti ile ilgi kurularak önce “Hiç şüphesiz iman edenler, yahudi olanlar, hristiyanlar ve sabitlerden Allah’a ve âhirete iman etmiş olanlar… onlar mahzun olacak da değillerdir.” âyet-i kerimesi, sonra da “Kim İslâm’dan başka bir din ararsa ondan asla kabul olun­maz,..” âyet-i kerimesi nazil olmuştur.


AÇIKLAMA

Ya Muhammed de ki: “Ben ve benim ümmetim, Allah’ın varlığına, vahda­niyetine ve O’nun mutlak egemenlik ve hakimiyetine iman ettik.” Bu Allah’ın rasulüne, kendisi hakkında ve ümmeti hakkında iman ettiklerine dair haber vermesini belirten bir emirdir. Bundan dolayı “de ki” buyruğunda zamir tek, “iman ettik” buyruğunda ise çoğul gelmiştir. Bu şekilde hükümdarların konuş­tuğu gibi kendisinden çoğul zamiri ile söz etmesi -Zamahşeri’nin belirttiği gibi-peygamberlerinin kadrinin Allah tarafından yükseltilmesi kasdıyla olması da mümkündür.

Bizler, bize indirilen Kur’an-ı Kerim’e iman ettiğimiz gibi, Allah’ın İbra­him’e, İsmail’e, Yakub’a ve onun soyundan gelen esbata (çocuklarına, torunları­na) indirdiği vahyi ve Kitablanda tasdik etmiş bulunuyoruz. Çünkü Allah tara­fından indirilen buyrukların özü birdir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmakta­dır: “Biz Nuh’a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vah-yettik.” (Nisa, 4/163). Ayrıca bizler Musa’ya verilen Tevrat’ı, İsa’ya verilen İn­cil’i ve sair mucizeleri de tasdik ediyoruz. Özellikle bu peygamberlerin söz ko­nusu edilmeleri, onlara uyan Yahudi ve Hristiyanlara Kur’an-ı Kerim’in yönte­minde imanın genel kapsamlı olduğunu açıklamak içindir.

Bizler aynı şekilde sair peygamberlere Davud, Süleyman, Salih, Hud, Eyyub ve buna benzer diğer peygamberlere verilen risaletleri de tasdik ediyoruz.

Allah’a iman, kitaplara imandan önce söz konusu edilmiştir. Çünkü ima­nın kaynağı ve temeli odur. Bize indirilen Kur’an-ı Kerim’in, diğer kitaplardan nüzul itibariyle en son gelmiş olmakla birlikte, öne alınmasının sebebi, geçmişe dair bilgileri öğrenmenin yolunun oradan geçtiğinden dolayıdır. Diğer taraftan Kur’an-ı Kerim diğer semavî kitaplar hakkında hüküm vericidir ve çünkü o ebediyete kadar kalacak ilâhî kitaptır. Onun dışındaki kitaplar ise kayboldu­lar, değiştirildiler, tahrife uğratıldılar.

Allah’a ve Hz. Muhammed (s.a.)’in peygamberliğine iman emri genel ve kapsamlı bir emirdir. Herhangi bir dine tabi olanlar bu konuda ötekilerden farklı değildirler. Allah’ın dininde tasdik ve inkâr bakımından peygamberler arasında ayırım gözetilmez. Bizler bu konuda Yahudi ve Hristiyanlar gibi deği­liz. Onlar gibi bir kısmına iman edip bir kısmını inkâr etmeyiz. Aksine hepsi­nin, her bir peygamberin Yüce Allah tarafından gönderilmiş olduğuna iman ederiz. Biz Allah’a kendimizi teslim etmiş, itaatle O’na bağlı olan kimseleriz.

İman emrinden sonra İslâm’a girme emrinin verildiğini görüyoruz. Çünkü Allah’ın varlığına iman ki Allah’ı tasdik etmek demektir asıldır. Salih amel ondan çıkar. İslâm ise Allah’ı tevhid etmek, ibadeti yalnızca O’na halis kılmak, O’nun şeriat ve düzenine boyun eğmek demektir. Bu da asıl olan itikada bağlı olarak ortaya çıkar.

Her kim İslâm’dan başka ki tevhid ve Allah’a teslim olmaktır bir din ara­yacak olursa, katiyetle ondan kabul olunmaz ve böyle bir kimse mutlak hüsra­na düşen kimselerdendir. Çünkü o, Allah’ın tescil buyurduğu yoldan başka bir yola sapmış ve Allah’ı tevhid etmek, O’nun emirlerine bağlanmak şeklindeki se­lim fıtratın özünü yitirmiş, kaybetmiştir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmak­tadır: “De ki: Gerçek hüsrana uğrayanlar kendi öz nefislerini ve akrabalarını kaybedenlerdir. Hiç şüphesiz bu apaçık hüsranın ta kendisidir.” (Zümer, 39/15).

Advertisements