47

٤٧

وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنينَ بِاَنَّ لَهُمْ مِنَ اللّهِ فَضْلًا كَبيرًا

(47) ve beşşiril mü’minine bi enne lehüm minellahi fadlen kebira
Mü’minleri müjdele muhakkak onlara Allah’tan çok büyük fazlı kerem (vardır)

(47) Then give the glad tidings to the Believers, that they shall from Allah a very great Bounty.

1. ve beşşir : ve müjdele
2. el mu’minîne : mü’minler
3. bi enne : olduğunu
4. lehum : onlar için
5. min allâhi : Allah’tan
6. fadlen : fazl (kalbe gelen nur)
7. kebîren : büyük


SEBEB-İ NÜZUL

İbn Abbâs’tan rivayet edildiğine göre “Tâ ki Allah senin, geçmiş ve gelecek günahını bağışlasın, sana olan nimetini tamamlasın…” âyet-i kerimesi nazil olunca ashab-ı kiramdan bazı kimseler: “Bu sana mübarek olsun ey Allah’ın elçisi; Allah’ın sana ne yapacağını, sana neler bahşedeceğini bildik, öğrendik. Peki bize ne yapacak, bize nasıl davranacak?” dediler de bunun üzerine “Tâ ki mü’min erkeklerle mü’min kadınları altlarından ırmaklar akan ve içinde ebediyyen kalacakları cennetlere koysun ve onların kötülüklerini mağfiret buyursun…” (Fetih, 48/5) âyeti ile bu: “Mü’minlere, kendileri için Allah’tan büyük bir lütuf olduğunu müjdele.” âyet-i kerimesi nazil oldu.