41

٤١

اِنْفِرُوا خِفَافًا وَثِقَالًا وَجَاهِدُوا بِاَمْوَالِكُمْ وَاَنْفُسِكُمْ فى سَبيلِ اللّهِ ذلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

(41) infiru hifafev ve sikalev ve cahidu bi emvaliküm ve enfüsiküm fi sebilillah zaliküm hayrul leküm in küntüm ta’lemun

sefere çıkın hafif, gerek ağır teçhizatlarla cihat edin mallarınızla canlarınızla Allah yolunda bu sizin için hayırlıdır eğer siz gerçeği bilirseniz

(41) Go ye forth, (whether equipped) lightly or heavily, and strive and struggle, with your goods and your persons, in the cause of Allah. That is best for you, if ye (but) knew.

1. infirû : (sefere) çıkın
2. hıfâfen : hafif olarak (süvari)
3. ve sikâlen : ve ağır olarak (piyade)
4. ve câhidû : ve cihad edin
5. bi emvâli-kum : mallarınız ile
6. ve enfusi-kum : ve nefsleriniz, canlarınız
7. fî sebîli allâhi : Allah’ın yolunda
8. zâlikum : işte bu
9. hayrun : daha hayırlı
10. lekum : sizin için
11. in : eğer
12. kuntum ta’lemûne : bilmiş olursunuz


SEBEB-İ NÜZUL

l. Mücâhid der ki: Mekke’nin fethi, Huneyn ve Taif savaşlarından sonra yaz mevsiminde Tebük Gazvesine çıkmak üzere seferber olmakla emrolunmuşlardı. O sırada sıcaklar şiddetliydi, hurmalar toplanmıştı, meyveler olgunlaşmıştı. Sıcaklar sebebiyle herkes gölgelere çekilmiş, nefisler gölgeyi ister olmuştu. İşte bütün bunlardan dolayı yeni bir sefere çıkmak insanlara zor geliyor ve: “Bizden ağır olanlar var, ihtiyaçlı olan var, yoksul olan var, işi olan var, işi dağınık ve çok olan var.” diyorlardı. İşte bunun üzerine Allah Tealâ: “Gerek hafif, gerekse ağırlıklı olarak elbirliğiyle savaşa çıkın…” âyet-i kerimesini indirdi.

2. Hadramî’den rivayete göre ise insanlardan bazılarının hasta veya yaşlı olması dolayısıyla “Eğer ben bu sefere katılmazsam herhalde günahkâr olmam.” demesi üzerine bu âyet-i kerime inmiştir.

3. Suddî der ki: İri ve şişman olan Mikdâd, Hz. Peygamber (sa)’e gelmiş ve bu durumundan şikâyetle Tebük seferine katılmamasına izin vermesini istemişti. İşte bu âyet-i kerime bunun üzerine nazil oldu. Ayet-i keri­menin “Gerek hafif, gerek ağırlıklı olarak savaşa çıkın…” ifadesi de bu duruma uygun düşmektedir.

Süfyân es-Sevrî’nin babasından, onun da Ebu’d-Duhâ Müslim ibn Sabîh’den rivayetine göre Taubah Sûresinden ilk nazil olan bu âyet-i kerimedir Bu, Ebu Mâlik el-Ğıfârî’den de rivayet edilmiştir

AÇIKLAMA

Allahü Teâlâ, Tebük Gazvesi yılında Allah düşmanı Kitap Ehli’nden kâfir rumlarla savaş için, genel cihadı emretti ve müminlere her halde -isteseler de istemeseler de, zorda da bollukta da- onunla beraber çıkmalarını vacip kıldı. Yani bolluk-darlık, sıhhat-hastalık, zenginlik-fakirlik, meşguliyet-boş hal, yaşlılık-gençlik, gayretlilik-gayretsizlik her ne hal olursa olsun cihada çıkın, bu­yurdu.

“Mallarınızla, canlarınızla cihad edin”: Sizinle savaşan düşmanlarınızla savaşın. Bununla mümkün olursa mal ve canla, ya da bunlardan herhangi bi­riyle cihada icabet edilmesi isteniyor.

Kim hem malı, hem de canıyla cihada muktedir olursa, bu ona vacip olur. Kimin de sadece can, ya da sadece malla cihada gücü yeterse, ona bu vacip olur.

Size emrolunan bu cihad, düşmana karşı çıkma, dünya ve ahirette sizin için daha hayırlıdır. Nitekim Şeyhayn ve Nesai’nin Ebû Hureyre’den rivayet et­tikleri hadiste, Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Allah, kendi yolunda ci­had edene, eğer şehit olursa, onu cennete koymayı, yahut mücahidin sevabla ve­ya ganimetle beraber salimen geri dönmesini üzerine aldı.””Eğer bilirseniz”, cihada çıkın ve gevşek davranmayın.

Advertisements