137

١٣٧

فَاِنْ امَنُوا بِمِثْلِ مَاامَنْتُمْ بِه فَقَدِ اهْتَدَوْا وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّمَا هُمْ فى شِقَاقٍ فَسَيَكْفيكَهُمُ اللّهُ وَهُوَ السَّميعُ الْعَليمُ

(137) fe in amenu bi misli ma amentüm bihi fe kadihtedev ve in tevellev fe innema hüm fi şikak fe seyekfikehümüllah ve hüves semiul alim

şayet iman ederlerse ona sizin iman ettiğiniz gibi muhakkak doğru yolu bulmuşlardır ve eğer yüz çevirirlerse muhakkak onlar bir ayrılık içindedirler onlara karşı Allah sana kafidir O İşiten ve Bilendir

(137) So if they believe as ye believe, they are indeed on the right path but if they turn back, it is they who are in schism but Allah will suffice thee as against them, and He is the All-Hearing, the All-Knowing.

1. fe : o zaman, o taktirde
2. in : eğer
3. âmenû : âmenû oldular, îmân ettiler
4. bi misli : benzeri, gibi
5. mâ âmentum : sizin îmân ettiğiniz şey
6. bi-hi : ona
7. fe kad : o zaman, böylece olmuştu
8. ihtedev : hidayete erdi
9. ve in tevellev : ve eğer yüz çevirirlerse
10. fe : artık, o zaman, o taktirde
11. innemâ : sadece
12. hum : onlar
13. fî şikâkın : ayrılık içinde
14. fe : o zaman, o taktirde
15. se yekfî-ke-hum : onlara karşı sana kâfidir
16. allâhu : Allah
17. ve huve es semîu : ve o hakkıyla işiten
18. el alîmu : hakkıyla bilen


AÇIKLAMA

Ey Muhammed (s.a.)’i yalanlayan Yahudiler! Yakub (as) ölüm yaklaştığında sizler yanında hazır değildiniz. O bakımdan onun ağzından yalan söylemeyin. Ben İbrahim ile onun oğullarına ancak İslâm’ın kendisi olan Hanif dinini göndermişimdir. Bu peygamberler kendi soyundan gelenlere de bu dine bağlanma­larını tavsiyede bulunmuşlardır. Bunun delili ise Yakub’un oğullarına söylediği şu sözlerdir: “Benim ölümümden sonra neye ibadet edeceksiniz?” Oğulları ona şu cevabı vermişlerdi: Pek çok delilin onun varlığına ve vahdaniyetine delâlet ettiği bir ve tek Allah olan senin ilâhına ibadet edeceğiz ve O’na başkasını eş koşmayacağız. O senin ataların İbrahim’in, İsmail’in ve İshak’ın da ilâhıdır. Biz O’na boyun eğip O’nun hükmüne bağlı kalacağız, uyacağız. Hz. Yakub’un amcası olduğu halde Hz. İsmail’i de ataları arasında zikrettiler. Böylelikle onu da babaya benzetmiş oldular. Buharî ile Müslim tarafından rivayet edilen sa­hih hadiste de: “Kişinin amcası babasının bir dengidir.” diye buyurulmuştur.

Daha sonra Yüce Allah Yahudilerin, Peygamberlerin soyundan ve onların torunları olduklarını, dolayısıyla sayılı günler dışında cehenneme girmeyecek­lerine dair iddialarını şu buyruğu ile reddetmektedir: Sözünü ettiğiniz bu ümmet, lehinde ve aleyhinde olan şeyleri ile birlikte geçip gitmiştir. Yüce Allah’ın kullan arasında uygulayageldiği sünneti ise, herkesi ancak kendi ameli ile ce­zalandırmasıdır ve kimsenin başkasının amelinden sorumlu tutulmamasıdır.

Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: ‘Yoksa Musa’nın ve ahdini eksiksiz yerine getiren İbrahim’in sahifelerinde olanlardan haberdar olmadı mı? Kimse kimsenin günahını yüklenmeyecek ve insan için çalıştığından başkası yoktur di­ye (kendisine bildirilmedi mi?)” (Necm: 56/33-34) Peygamber (s.a.) de: “Ey Haşimoğulları, İnsanlar bana amelleriyle gelirken siz bana nesep bağınızı ileri sü­rerek gelmeyiniz.” diye buyurmaktadır. İşte bu geçmişlere kendi amelleri dışın­da hiçbir şey fayda vermeyeceği gibi, size de amellerinizin dışında hiçbir şeyin faydası olmayacaktır.

Yüce Allah kendi dininin bütün peygamberler vasıtasıyla bir ve tek olduğu­nu, Araplara da, Kitap Ehli’ne de önceki peygamberlerin çağrısının bir uzantı­sından ibaret olan İslâm’a uymak mükellefiyetinin bulunduğunu, teferruattaki ayrılıkların dinin özünü değiştirmediğini beyan buyurduktan sonra, Kitap Eh-li’nin aralarındaki cüz’î farklılıklara sıkı sıkıya yapışmalarını tenkit ettiğini, kusurlu bulduğunu görüyoruz. Yahudiler: “Din hususunda Yahudilerle birlikte olunuz ki dosdoğru yola iletilmiş olasınız.” derken; Hristiyanlar da: “Hristiyanlarla birlikte olunuz ki, hakka ulaşasınız.” dediler. Her bir dine tabi olan kendi dininin en hayırlı din olduğunu iddia ederken, Yüce Allah şu buyruğu ile onlara cevap vermektedir: Sizler dini üzere olduğunuzu iddia ettiğiniz İbrahim’in dini­ne geliniz. İşte herhangi bir sapması bulunmayan eğriliği olmayan din odur. İb­rahim Allah’a, Allah’tan başka putları ya da heykelleri ortak koşan bir kimse değildi. Bu ifadelerle onların: “Üzeyr Allah’ın oğludur, Mesih Allah’ın oğludur.” gibi sözlerle şirk koşmaları ima edilmekte ve tenkit edilmektedir.

Daha sonra Yüce Allah müminlere şöyle demelerini emretmektedir: Biz­ler bütün peygamberlerin, bütün resullerin peygamberliğine iman etmekle birlikte, alemlerin Rabbi olan Allah’a da itaat etmekte, boyun eğmekteyiz. Bü­tün dinlerin kaynağı O’dur. Hiçbir peygamberi yalanlamayız. Aksine biz dini tek bir bütün olarak kabul edip tasdik ediyoruz. Dinin özüne iman ediyoruz. Ayrılığın söz konusu olmadığı aslına inanıyoruz. Bütün peygamberlerin hak ve hidayet ile gönderilmiş Allah’ın resulleri olduğuna şahitlik ediyoruz. O ba­kımdan İsa ve Muhammed (her ikisine de selâm olsun)den uzak olduklarını belirten Yahudilerin yaptıkları gibi yapmayız. Resulullah (s.a.)’den uzak ol­duklarını söyleyen Hıristiyanların yaptıkları gibi de yapmayız. Bizler Allah’a boyun eğenleriz, ona itaat edenleriz, kulluğumuzla O’na bağlanan kimseleriz. İşte sağlıklı iman budur. Sizler ise hevalarınıza uymaktasınız. O halde gerçek mümin, bütün kitaplara ve peygamberlere iman edip hiçbir peygamber ara­sında ayırım gözetmeyen, ilâhî kitabın bütün getirdiklerine iman eden kimse­dir.

Buharî’nin Ebu Hureyre’den rivayetine göre Kitap Ehli Tevrat’ı İbranice okuyor müslümanlara Arapça açıklıyorlardı. Peygamber (s.a.) şöyle buyurdu: “Kitap Ehlini tasdik de etmeyiniz, yalanlamayınız da. Bunun yerine: “Biz Allah’a ve…. iman ettik.” deyin.

İbni Ebî Hâtim’in Matil’den Peygamber (s.a.)’den merfû olarak rivayetine göre şöyle buyurmuştur: “Tevrat’a ve İncil’e iman ediniz ve Kur’ân sizin için ye­terli olsun.”

Eğer Kitap Ehli sizin iman ettiğiniz gibi sahih şekliyle Allah’a iman eder, Allah’ın vahdaniyetini kabul ve itiraf eder, peygamber ve resullere indirdikleri­ni tasdik ederse, dosdoğru yola hidayet bulmuş olurlar. Şayet yüz çevirir ve se­nin kendilerini davet ettiğin dinin aslına dönüşü kabul etmez ve Allah’ın pey­gamberleri arasında ayırım gözetip bir kısmını kabul ederken diğer bir kısmını inkâr ederlerse, ya Muhammed, şunu bil ki, onların takındıkları bu tavır ayrı­lık, anlaşmazlık ve düşmanlık çıkarmaktır. Onların tavırları bu olduğu takdir­de şunu bil ki, onların kötülüklerine, eziyetlerine, hile ve tuzaklarına karşı Allah sana yardım edecektir. Allah onların birliklerini darmadağın edecek, sizleri onlara karşı muzaffer kılacaktır.

Nitekim bu ilâhî vaad, Kurayzaoğuları’nın öldürülüp çocuklarının esir edilmesi, Nadiroğullannın Şam’a sürgün edilmesi, Necrân Hristiyanlarının da cizye yükümlülüğüne tabi kılınmasıyla gerçekleşmiştir. Allah onların söyledikleri ve her sözü çok iyi işitendir, Semi’dir. İçlerinde gizledikleri kini, kıskançlı­ğı, buğzu ve her türlü fiili de çok iyi bilendir, Alim’dir.

Advertisements