58

٥٨

ذلِكَ نَتْلُوهُ عَلَيْكَ مِنَ الْايَاتِ وَالذِّكْرِ الْحَكيمِ

(58) zalike netluhü aleyke minel ayati vez zikril hakim

İşte bu ayetlerden sana okuyoruz ve hikmetli şeyleri zikir eder

(58) This is what we rehearse unto thee of the Signs and the message of wisdom.

1. zâlike : bu, işte bu
2. netlû-hu : onu tilâvet ediyoruz, okuyoruz
3. aleyke : sana, senin üzerine
4. minel âyâti : …dan, âyetler, kanıtlar, deliller
5. vez zikri : ve, öğüt, Kur’ân, zikir
6. el hakîmi : hikmetli


AÇIKLAMA

Hz. İsa kavmi olan İsrailoğulları’nın küfür üzere kararlılıklarını, sapıklık­larını sürdürme isteklerini fark edip bunu kesin olarak anlayınca, davetine iman edenleri açıktan açığa bilmek istediğinden dolayı, “Allah’a giden yolda bana kim uyar ve Allah’a sığınarak kim bana yardım eder?” dedi. Zahiren anla­şıldığına göre o, Allah’ın yoluna davet hususunda benim yardımcılarım kimler olacak diye sormak istemiştir. Peygamber (s.a) de hicret etmeden önce hac mevsimlerinde şöyle sorardı: “Rabbimin kelâmını tebliğ edebilmem için beni kim barındırır? Gerçekten Kureyşliler Rabbimin sözünü tebliğ etmeme engel ol­maktadır.” Hz. Peygamber sonunda Ensarı buldu, onlar onu evlerinde barındır­dılar, yardımcı oldular; sonra o da onların yanına hicret eti. Onu himayelerine aldılar, düşmanlarına karşı korudular.

İşte Hz. İsa da kendisine yardım etmek üzere İsrailoğulları’ndan bir grubu ortaya çıkarmak istedi. Ona iman ettiler, ona yardımcı oldular, onu destekledi­ler. Bir diğer ayet-i kerimede ifade edildiği gibi: “Nitekim Meryem oğlu İsa da Havarilere, “Allah’a giden yolda benim yardımcılarım kim olacak?” demişti.” (Saff, 61/14).

Havariler yani Ensar ise şöyle dediler: “Allah’ın dininin yardımcıları, se­nin davetinin destekleyicileri olan ihlâslı askerleri bizleriz. Allah’ın varlığına, vahdaniyetine gerçekten iman ettik. Bizim müslüman olduğumuza yani onun emirlerine boyun eğen, itaatle bağlanan kimseler olduğumuza, bütün dinlerin ittifakla ortaya koydukları İslâm’ın özüne bağlı olduğumuza tanıklık et.”

Daha sonra Yüce Allah’a şu sözleriyle yakarmaya başladılar: “Rabbimiz, Kitabından indirdiğin buyruklara iman ettik, onları tasdik ettik. Meryem oğlu İsa’ya tabi olduk. Sen bizi peygamberlerinin doğru söylediğine tanıklık eden şahitlerle birlikte yaz.” Sözlerinde Hz. İsa’ya uymayı söz konusu etmeleri, imanlarının sıhhatlerinin bir delilidir. Çünkü iman amel etmeyi gerektirir.

Daha sonra Yüce Allah, İsrailoğulları’ndan bir kesimin Hz. İsa’yı öldür­mek için suikast hazırladıklarını haber vermektedir. Bunlar o dönemin kâfir hükümdarına Hz. İsa’yı insanları saptıran ve onları hükümdara itaat etmek­ten alıkoyan, halkı ifsat eden, babayı oğlundan ayıran bir kimse diye jurnallediler. Bu ise Hz. İsa’yı suikastle öldürecek kimseyi görevlendirmek için yaptıkları bir hile idi. Allah onların bu hilelerini çürüttü, bütün aldıkları tedbirleri boşa çıkardı. Çünkü hükümdar Hz. İsa’nın yakalanıp asılması ve başkalarına ibret teşkil edecek şekilde cezalandırılması için tutuklatmak üzere adamlarını yolladı. Evini çevreledikleri ve artık onu ellerine geçireceklerini sandıkları sı­rada evde Hz. İsa’nın yanında bulunanlardan birisini onlara Hz. İsa gibi gösteren Yüce Allah, onu aralarından kurtardı ve semaya yükseltti.

Yüce Allah tedbir hazırlayanların en hayırhsıdır. Onun planı en geçerli plandır. Planını en sağlam, en güçlü yapan O’dur. Onlara zarar vermeye ve hikmetini tamamlamaya, meşietini (dilediğini) yerine getirmeye kadir olan O’dur. Onları sapıklıkları içerisinde hor hallerinde bırakır, onlar istediklerimizi elde ettik ve maksatlarımızı gerçekleştirdik diye inanmaya devam ederler.

Ebu Hayyan der ki: Bunun (yani Allah’ın hileye karşılık verenlerin hayır­lısı olmasının) anlamı şudur: Hayır sahiplerine lütfuyla, zalimlere ise adaletiy­le karşılık ve ceza veren O’dur. Çünkü O bunu yaparken hakkı yapandır. İn­sanlardan hile yapan (mâkir) ise çoğunlukla batıl bir iş yapıyor demektir.

Daha sonra Yüce Allah Peygamberi Muhammed (s.a.)’e hitaben Hz. İsa’yı semaya yükselttiğini şu sözleriyle hatırlatmaktadır: Ya Muhammed, Allahın İsa’ya, “Ben senin ecelini eksiksiz olarak tamamlayacağım ve seni bana yüksel­teceğim” demişti. Bu, Hz. İsa’ya verilmiş, düşmanlarının hilelerinden ve tedbir­lerinden onu kurtaracağına dair bir müjdesidir.

Bu ayet-i kerimenin tevili ile ilgili olarak müfessirlerin iki görüşü vardır.

1- Ayet-i kerimede tehir takdim vardır. İfadenin takdiri şöyledir: Seni ken­di katıma yükseltecek, seni inkâr edenler arasından arındırıp temizleyecek, se­madan indikten sora da öldürecek olan benim. Yani Yüce Allah Hz. İsa’yı cisim ve ruhuyla semaya kaldırmıştır. Ahir zamanda da nazil olacak, İslâm şeriatıyla hükmedecek, sonra Allah onun canını alacaktır. Sahih nebevi hadislerin de­lâlet ettiği de budur. Resulullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: “İsa henüz ölmemiştir. Kıyamet gününden önce o size tekrar dönecektir.”

2- Vefat ettirmek, normal bir şekilde öldürmek demektir. Refetmek ise ru­hun ve makamın yükseltilmesi demektir. Bu mekân bakımından bir yükseklik değildir. Nitekim Yüce Allah İdris (a.s.) hakkında şöyle buyurmaktadır: “Biz onu yüce bir makama yükselttik.” (Meryem, 19/57). Müminler hakkında da şöy­le buyurmaktadır: “Sıdk meclisinden gayet muktedir bir Melik’in yanındadır­lar.” (Kamer, 54/55). Buna göre anlam şöyle olur: Ben seni öldüreceğim ve ölü­münden sonra da seni oldukça yüce bir mekânda tutacağım.

İlim adamlarının çoğunluğu birinci tevili desteklemektedir. Onlardan biri­si olan er-Rabi b. Enes şöyle demektedir: Vefattan kasıt burada uykudur. Yüce Allah’ın şu buyruklarında olduğu gibi: “Geceleyin sizi öldüren (uyku veren) O’dur.” (En’am, 6/60); “Allah ölümleri vaktinde ruhları alır. Ölmeyeninkini de uykusunda (ruhunu alır).” (Zümer, 39/42) Resulullah (s.a.) da uykusundan uyandığı vakit, “Önceden bizi öldürmüş iken bizi tekrar dirilten Allah’a ham-dolsun.” diye dua ederdi. Kurtubî der ki: Sahih olan Yüce Allah’ın Hz. İsa’yı ölüm ve uyku söz konusu olmaksızın semaya yükselttiğidir, laberf nin tercih ettiği görüş de, İbni Âbbas’tan gelen sahih rivayet de budur.

Yüce Allah Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesi ve semaya yükseltilmesini başka ayet-i kerimelerde de zikretmiştir: “Bir de onların inkârları ve Meryem hakkın­da pek büyük iftiralarda bulunmaları ve, “Biz Allah’ın peygamberi Meryem oğ­lu İsa Mesih’i gerçekten öldürdük” demeleri sebebiyle kendilerini cezalandırdık. Halbuki onlar onu öldürmediler, onu asmadılar da. Kendilerine benzeri göste­rilmişti. Gerçekten hakkında anlaşmazlığa düşenler onun hakkında şüphe için­dedirler. Onların uydurdukları bir zandan başka ona dair hiç bir bilgileri yok­tur. Onu yakinen öldürememişlerdir. Aksine Allah onu kendi katına kaldırmış­tır. Allah Azîz’dir, Hakîm’dir. Ehl-i Kitap’tan ölümünden evvel ona mutlaka iman etmeyecek hiç bir kimse yoktur. O da kıyamet günü aleyhlerinde bir şahit olacaktır.” (Nisa, 4/156-159). Burada, “Ölümünden evvel” buyruğundaki zamir, Hz. İsa’ya aittir. Yani Kitap Ehli’nden olup da Hz. İsa’ya iman etmeyecek kim­se yoktur. Bu ise kıyamet gününde yere ineceği vakit gerçekleşecektir. İşte o zaman bütün Kitap Ehli iman edeceklerdir. Çünkü Hz. İsa cizyeyi kaldıracak ve İslâm’dan başka bir şey kabul etmeyecektir.

Daha önce Yüce Allah Hz. İsa’ya lütuflarının başka bazı çeşitlerini beyan ederek şöyle buyurmaktadır: Onun Allah’ın kulu ve rasulü olduğuna iman edip söylediklerini tasdik ederek dinine tabi olanları, inkâr eden kâfirlerin üstünde kılacağım. Yani müminleri kâfirlere üstün kılacağım. Bu, ya ruhanî bir üstün­lüktür ve bu onların güzel ahlâk, kâmil bir edep, hakka yakınlık, batıldan uzaklık şeklindeki kâfirlere üstünlükleridir ya da dünyevî bir üstünlüktür ve bu onların kâfirlere efendilik etmeleri şeklindedir. Fakat bu durum her zaman­da görülebilecek kesintisiz ve devamlı bir iş değildir. O bakımdan burada ruha­nî, manevî ve edebî üstülüğün kastedildiğine daha bir ağırlık kazandırır.

Sağlıklı bir akide, üstün edep ve ahlâk, güçlü delil ve kadrin yüksekliği şeklindeki üstünlük, iman ehli için kıyamet gününe kadar devam edip gider. Daha sonra hepiniz öldükten sonra diriliş günü bana döneceksiniz. Ben de din ile ilgili anlaşmazlığa düştüğünüz hususlar arasında aranızda hüküm verece­ğim.

Arkasından Yüce Allah hak sahibinin mükâfatı ile batıl ehlinin cezasını şöylece beyan etmektedir: Hz. İsa’yı inkâr edip onu yalanlayanlar (onlar Yahu-dilerdir) için günahları sebebiyle zelil kılınmak, öldürülmek, esir alınmak, sair kavimlerin üzerlerine musallat kılınması gibi sebeplerle dünyada bir azap var­dır. Ahirette de onlar için cehennem ateşiyle azap olunacaktır. Ahirette her­hangi bir yardımcıları, destekçileri olmayacaktır.

İsa’ya iman edip peygamberliğini ve Allah tarafından getirdiklerini tasdik ederek emirleri uygulamak, yasakları terk etmek suretiyle salih amel işleyen­lere gelince, Allah onların ecirlerini tastamam verecektir.

İsa’ya dair haberleri sana okuyoruz. Bunlar ise senin peygamberliğinin doğruluğunun açık delilleridir. Bunlar verdiği haberlerinde, koyduğu hüküm­lerde çeşitli ibret, hikmet ve öğütleri açıklayan hikmet dolu Kuran’uı buyrukla­rı arasındadırlar. Müminler bu haber ve hükümlerle hakka doğru yol bulur, şe­riatın sırrını, dinin özünü öğrenebilirler. Yüce Allah’ın şu buyruğu da buna benzemektedir: “İşte hakkında şüpheye düştükleri Meryem oğlu İsa, hak söz ge­reğince böyledir. Allah’a çocuk edinmek yaraşmaz. O münezzehtir. Bir şeye hü­küm verdiğinde ona “ol” der, o da hemen oluverir.” (Meryem 19/34-35).

Advertisements