37

٣٧

لِمَنْ شَاءَ مِنْكُمْ اَنْ يَتَقَدَّمَ اَوْ يَتَاَخَّرَ

(37) limen şae minkum en yetekaddeme ev yeteahhare
Sizden isteyenleri (korkutmak) için ileri geçmek yahut geri kalmak

(37) To any of you that chooses to press forward, or to follow behind

1. li : için
2. men : kimse
3. şâe : diledi
4. min-kum : sizden, içinizden
5. en yetekaddeme : öne geçmek
6. ev : veya
7. yeteahhare : tehir eder, erteler, geride kalır

لِمَنْ شَاءَ isteyenler içinمِنْكُمْsizdenأَنْ يَتَقَدَّمَ öne geçmekأَوْ veyaيَتَأَخَّرَ geride kalmak


AÇIKLAMA

“Biz cehennem bekçilerini yalnız meleklerden yaptık.” Cehennem bek­çilerini ve orada azaplandırmakla görevli zebanileri ancak sert ve güçlü kuvvetli meleklerdir. Meleklere kim karşı koyabilir ve onları kim yenebilir ki? Çünkü onlar yaratılmışlar arasında en güçlü, en çetin ve en şiddetli ya­kalayanları, Allah’ın hakkını en çok yerine getiren ve Allah için en çok ga­zap edip öfkelenenlerdir.

Bu, cehennem bekçilerinin sayılarını söz konusu edip az önce geçtiği gibi Ebu Cehil’in şu sözleri söylemesi üzerine Kureyş müşriklerine verilmiş bir cevaptır: Ey Kureyşliler, sizden her on kişi, onlardan birisinin hakkın­dan gelip onların hepsini yenik düşüremeyecek misiniz? Bunun üzerine Yüce Allah da: “Biz cehennem bekçilerini yalnız meleklerden yaptık.” buy­ruğunu indirdi. Yani karşı konulamayan ve yenik düşürülemeyen güçlü, kuvvetli bir yaratılışa sahip kıldık.

Daha sonra Yüce Allah bekçilerin böyle bir sayıda olmalarını seçmesi­nin hikmetini açıklayarak şöyle buyurmaktadır:

“Onların sayısını da inkâr edenler için ancak bir fitne kıldık.” Yani on­ların ondokuz olduklarını belirtmemiz, ancak bizim insanları sınamamız ve kâfirler için de mihnet ve saptırma sebebi olsun diyedir. Öyle ki onlar söylediklerini söylediler. Böylelikle azaplarının kat kat artmasına ve Allah’ın onlara olan gazabının çoğalmasına sebep oldular. Yüce Allah’ın: “Fit­ne” buyruğu, fitne sebebi demektir. Yani biz ondokuz olan o sayıyı kâfirlere fitne olsun diye tespit ettik. Onların fitneye maruz kalmaları ise, onlara karşı durabileceklerini söylemeleri ve onları yenebileceklerini ümit etmele­ridir. Bu ise onların alay olsun diye söyledikleri sözlerdir. Çünkü onlar ölümden sonra dirilişi, cehennemi ve cehennem bekçilerini yalanlayan kimselerdi.

“Kendilerine kitap verilenler sağlam inansınlar, iman edenlerin de imanı artsın.” Yani Yüce Allah’ın zebanilerin sayısını ondokuz kılması Ki­tap Ehli olan Yahudi ve Hristiyanların bu rasulün hak olduğunu kesinlikle bilip inanmaları içindir. Çünkü o kendisinden önceki peygamberlere indi­rilmiş ellerindeki semavi kitaplara uygun şeyleri getirmiştir. O kitapların­da da cehennem bekçilerinin sayısının ondokuz olduğu belirtilmektedir. Di­ğer taraftan Kitab Ehli’nin de kendilerine uyduklarını gören müminlerin imanı ve tasdikleri artsın ve peygamberleri Muhammed (s.a.)’in verdiği haberlerin doğruluğuna tanıklık etsinler diyedir.

Arkasından Yüce Allah şüphe ve tereddüdün söz konusu olmayacağını daha ileri derecede vurgulayarak şöyle buyurmaktadır:

“Kitap verilenlerle müminler şüpheye düşmesin.” Kitab Ehli olan Ya­hudiler ve Hristiyanlar ile Yüce Allah’a ve rasulüne iman edenler bu sayı­nın doğruluğu ve gerçekliği ile Allah’ın dini hakkında herhangi bir şüpheye düşmesin. Gerçekte ise bundan maksat, şüpheleri kışkırtan münafıklara bir göndermedir.

“Kalplerinde hastalık bulunan ve kâfirler de: Allah bununla misal ola­rak neyi murad etmiş desinler diye.” Kalplerinde Peygamber (s.a.)’in doğru­luğundan yana şüphe ve tereddüt bulunan münafıklar ile Mekkelilerden ve başkalarından olan kâfirler: Yüce Allah bir misalin alışılmadık olması gibi oldukça alışılmadık olan bu sayı ile neyi murad etmiştir ve burada bu­nun söz konusu edilmesinin hikmeti nedir? Onların bu sözleri söylemekte­ki maksatları bu sözü kökten inkâr edip onun Allah’tan gelmediğini söyle­mektir.

Daha sonra Yüce Allah sapıklığa ve hidayete ehil olan kimseler hak­kındaki sünnetini söz konusu ederek şöylece buyurmaktadır:

“İşte Allah kimi dilerse böylece saptırır, kimi de dilerse hidayete kavuş­turur.” Yani söz konusu edilen saptırma ve hidayet gibi, Yüce Allah, kötü istidadı ve kendisini saptırıcı yerlere ve kötü noktalara yönelttiği için hak­ka isabet etmekten mahrum etmek istediği kimseleri böyle saptırır, diledi­ği kimseleri de doğruyu bulma muvaffakiyetini vererek hakka ve imana böylece hidayet eder. Cehennem bekçilerini inkâr eden Ebu Cehil ve arka­daşlarını saptırdığı gibi; Yüce Allah saptırmayı dilediği kimseleri de hidayet ve imandan saptırır yani onları yardımsız bırakır, basiretlerini köreltir. Hidayete iletmeyi murad ettiği kimseleri de Muhammed (s.a.)’in ashabını ilettiği gibi hidayete iletir.

Saptırmanın ve hidayete iletmenin anlamı, Yüce Allah’ın her bir kesi­mi sapıtmaya ve hidayet bulmaya mecbur etmesi demek değildir. Bu ilâhi adalete aykırıdır. İlâhi yükümlülükleri kabul etmekte mükellefin seçiminin ve iradesinin temel bir rolü vardır. Sorgulanmayı ve mükâfatı hak etmek için bu temel nokta rol oynar. Hiçbir şey Allah’a rağmen meydana gelmez. Herşey O’nun iradesiyle olur. Şayet kul kendisine emrolunana ve Rabbi ta­rafından sevilene karşı çıkacak olursa, Allah’ın meşiet ve iradesinin dışına çıkmış olmaz. Çünkü Allah herşeyin üzerinde kahredici bir güce sahiptir. Fakat O, insanın seçimi için bazı hususlarda dizginleri gevşetmiştir.

Daha sonra Yüce Allah bu sayıyı tespit etmekte ancak kendisinin bil­diği bir hikmetin bulunduğunu vurgulayarak şöyle buyurmaktadır:

“Rabbinin ordularını ondan başka kimse bilmez.” Yani sayıları ondokuz ise dahi cehennem bekçilerinin sayısını O’ndan başkası bilmez. Çünkü onların, Yüce Allah’tan başka kimsenin bilemediği meleklerden yardımcı­ları ve askerleri vardır.

Böylelikle o sayıyı az gören müşriklerin sözlerine cevap verilmiş ol­maktadır. Bu cevap özetle şöyledir: Varsayın ki bunlar ondokuzdur. Ancak onların her birisinin Allah’tan başka kimsenin bilemediği sayıda yardımcı­ları ve askerleri vardır. Aşırı çoklukları sebebiyle Allah’ın askerlerini on­dan başkası bilemez. Bekçileri yirmiye tamamlamak veya daha fazla sayı­larını arttırmak O’na zor değildir. Fakat O’nun bu sayıyı tespit etmekte ancak kendisinin bildiği bir hikmeti vardır.

“Ve o insanlar için ancak bir öğüttür.” Yani Sekar ve nitelikleri ile söz konusu edilen bekçilerinin sayısı ancak insanlar için bir hatırlatmadır, bir öğüttür. Böylelikle Allah’ın kudretinin kemalini ve O’nun hiçbir şekilde yardımcılara, destekleyicilere muhtaç olmadığını bilsinler.

Daha sonra Yüce Allah cehennemi inkâr edenleri sakındırarak şöyle buyurmaktadır:

“Ama öyle yapmıyorlar. Andolsun aya, geri geldiğinde geceye, aydın­landığı zaman sabaha. Muhakkak ki o büyüklerden biridir. İnsanlar için bir uyarıcıdır.” Ey insanlar! Ben sizi bu işten vazgeçmenizi belirterek sa­kındırıyorum. Ahirette cehennemin varlığını inkâr etmenin yolu yoktur. Ben parıldayan aya, geçip gittiği zaman geceye, açıkça ortaya çıkıp etrafı aydınlattığı zaman gündüze yemin ederek söylüyorum ki; hiç şüphesiz Se­kar (cehennem) pek büyük musibetlerden, pek büyük belâlardan birisidir. Yüce Allah’ın insanları isyan etmelerine karşılık görecekleri cezadan bir korkutmadır, bir uyarı içindir.

Daha sonra Yüce Allah kimlerin uyarıldığını belirleyerek buyuruyor ki: “Aranızdan ileri gitmek veya geri kalmak isteyene.” Yani cehennem, ha­yır ve itaate yahut iman ile cennete yaklaşarak öne geçmek isteyen kimse­ler için ya da bundan geri kalarak şerre ve masiyete yönelen yahut küfür ile ateşe doğru yol tutan kimseler için bir uyarıdır. Bu ayetin bir benzeri de şu buyruktur: “Andolsun ki sizden önce gelip geçenleri de biz bilmişizdir, sonra gelenleri de bilmişizdir.” (Hicr, 15/24) Yani hayra yönelmekte ellerini çabuk tutanları da, onu bırakıp geri kalarak şerre yönelenleri de biliriz.

İbni Abbas dedi ki: Bu itaate ve Muhammed (s.a.)’e iman edip ileri ge­çen kimselerin ardı arkası kesilmeyecek bir mükâfat ile mükâfatlandıraca­ğını bildiren, buna karşılık itaatten geri kalarak Muhammed (s.a.)’i yalan­layanların da ardı arkası kesilmeyecek bir cezaya uğratılacaklarını ifade eden bir tehdittir.

Hasan-ı Basri dedi ki: Bu buyruk, haber kipinde olmakla birlikte bir tehdittir. Yüce Allah’ın: “Artık dileyen iman etsin, dileyen de kâfir olsun.” (Kehf, 18/29) buyruğu gibidir

Advertisements