98

٩٨

وَمِنَ الْاَعْرَابِ مَنْ يَتَّخِذُ مَايُنْفِقُ مَغْرَمًا وَيَتَرَبَّصُ بِكُمُ الدَّوَاءِرَ عَلَيْهِمْ دَاءِرَةُ السَّوْءِ وَاللّهُ سَميعٌ عَليمٌ

(98) ve minel a’rabi mey yettehizü ma yünfiku mağramev ve yeterabbesu bikümüd devair aleyhim dairatüs sev’ vallahü semiun alim

araplardan bazı kimseler infak ettiğinin karşılığını alamayacağını (sanır) gözetir dururlar sizin üzerinize bir belanın gelmesini kötülükler kendi başlarına olsun Allah işitir, bilir

(98) Some of the desert Arabs Look upon their payments as a fine, and watch for disasters for you: on them be d disaster of evil: for Allah is he that hearth and knoweth (all things).

1. ve min el a’râbi : ve bedevî Araplar’dan
2. men : birileri, kimseler
3. yettehızu : edinir, öyle kabul eder
4. mâ yunfiku : infâk ettiği şeyi
5. magremen : zarar, ziyan
6. ve yeterabbesu : ve bekler(ler)
7. bi kum : size
8. ed devâire : devirler, dönemler, olayların değişmesi, mü’minlere felâketli dönemlerin gelmesi
9. aleyhim : onlara, onların üzerine (olsun)
10. dâiretu es sev’i : kötü dönemler, felâketli olaylar dönemi
11. ve allâhu : ve Allah
12. semîun : en iyi işitendir
13. alîmun : en iyi bilendir



SEBEB-İ NÜZUL

Esed ve Gatafân bedevileri hakkında nazil olmuştur. Alûsî bunun Kelbî’den rivayet edildiğini kaydetmiştir