83

٨٣

اَفَغَيْرَ دينِ اللّهِ يَبْغُونَ وَلَهُ اَسْلَمَ مَنْ فِى السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَاِلَيْهِ يُرْجَعُونَ

(83) e fe ğayra dinillahi yebğune ve lehu esleme men fis semavati vel erdi tav’av ve kerhev ve ileyhi yürceun

Allah’ın dininde başkasını mı arıyorlar O’na teslim olmuştur semalarda ve arzda ne varsa hepsi ister istemez O’na döndürüleceklerdir

(83) Do they seek for other than the religion of Allah? while all creatures in the heavens and on earth have, willing or unwilling, bowed to his will (accepted Islam), and to him shall they all be brought back.

1. e fe gayre : hâlâ başkasını mı
2. dîni allâhi : Allah’ın dîni
3. yebgûne : arıyorlar, istiyorlar
4. ve lehû : ve ona
5. esleme : teslim oldu
6. men : kim varsa
7. fî es semâvâti : semâlarda, göklerde
8. ve el ardı : ve yeryüzünde
9. tav’an : isteyerek
10. ve kerhen : ve istemeyerek
11. ve ileyhi : ve ona
12. yurceûne : geri döndürülecekler


SEBEB-İ NÜZUL

Rivayete göre kitab ehlinden iki grup (Ka’b ibnu’l-Eşref ve ashabı ile bir grup hristiyan) İbrahim’in dini konusunda ayrılığa düşüp Hz. Peygamber (sa)’in hakemliğine başvurmuşlardı. İki gruptan her biri İbrahim’in dinine diğerinden daha lâyık olduğunu iddia ediyordu. Hz. Peygamber (sa): “İki grubun dini de ibrahim’in dininden uzak.” buyurdular. Onlar da: “Ne senin hükmüne razı olur, ne de senin dinini kabul ederiz.” dediler de bu âyet nazil oldu.

Ancak Râzî, âyet-i kerimeyi öncesinden koparıp ayrı müstakil bir âyet ol­maya götüreceğinden bu nüzul sebebine sıcak bakmamaktadır.


AÇIKLAMA

Ya Muhammed! Allah’ın bütün peygamberlerden almış olduğu şu sözü ka­bul buyurduğu zamanı hatırla! Kendilerine Allah tarafından bir Kitap, hüküm ve peygamberlik verilip de daha sonra beraberlerinde bulunanı doğrulayıcı ve ona uygun haberler getiren kişi geldi mi -ki o da peygamberlerin ve rasullerin sonuncusu Muhammed (s.a.)’dir- mutlaka ona iman edecek ve ona yardımcı olacaksınız. Çünkü peygamberlerin risaletleri birbirlerini tamamlar. Onları göndermekten maksat birdir. Onlar dinin asılları üzerinde ittifak halindedirler. Fert konulardaki ayrılıkları ise insanın hayır ve maslahatınadır, insan hayatı­nın ilerlemesine, tekâmülüne uygun düştüğünden dolayıdır.

Meselâ, Hz. Musa ile Hz. Harun gibi aynı ümmette çağdaş iki peygamber bu­lunacak olursa, onlar her hususta ittifak halindedirler. Şayet kavimleri farklı farklı olursa, sonradan gelen peygamber öncekinin davetine iman eder, önceden gelen de sonradan gelecek olanın davetine iman eder. Nitekim Hz. Lût, Hz. İbra­him’in getirdiklerine iman etmiş ve davetinde onu desteklemiştir. Şayet Hz. Mu­sa ile Hz. İsa gibi aralarında zaman farkı varsa yine birisi ötekinin davetini tas­dik eder. İşte peygamberlerin sonuncusu Hz. Muhammed’in peygamber olarak gönderilmesi de böyledir. Önceki peygamberlere uyanların onun peygamber ola­rak gönderilişine iman etmeleri ve onu desteklemeleri gerekir. Çünkü dinde pey­gambere düşmanlık eden Kitap Ehli’nin yaptığı gibi ayrılıp bölünmeye, düşmanlı­ğa ve kine sebep yoktur. Aksine din bir araya gelmenin, birleşmenin sebebidir, sevginin, muhabbetin yoludur. Kurtuluşa ve mutluluğa ulaştırmanın anahtarıdır.

Daha sonra Yüce Allah, kendilerinden söz alman peygamberlere şöyle bu­yurdu: Sizler beraberinizde bulunanı doğrulayan rasule imanı ve bu konuda yaptığınız ahdi yerine getirip yardımcı olarak onu desteklemeyi kabul edip be­nimsediniz; bu şekilde pekiştirilmiş olan sözümü, ahdimi tasdik ettiniz mi?

Onlar, “Biz bunu kabul ve itiraf ettik” deyince Yüce Allah şöyle buyurdu: Biriniz ötekine şahitlik etsin. Ben de sizinle birlikte size ve sizin bu kabulünü­ze şahitlik ediyorum. Sizin her durumunuzu, sizinle ilgili her şeyi biliyorum. Hiç bir şey benim bilgimin dışında değildir. Buharî ile Müslim’in Enes b. Ma-lik’ten rivayet ettiklerine göre Resulullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Kıyamet gününde cehennemlik olan kimseye şöyle denilir: Ne dersin, yeryüzünde ne var­sa senin olsaydı bunu (azaptan kurtulmak için) fidye olarak verir miydin? O, evet der. Allah ona şöyle buyuracak: Ben senden bundan daha basit bir şey iste­miştim. Ben senden, baban Adem’in belinden zürriyet.olarak seni çıkardığım sı­rada, bana hiç bir şeyi ortak koşmamak üzere söz almıştım, fakat sen bana or­tak koşmaktan başka bir şeyi kabul etmedin.”

Böyle bir konuşma temsilî bir anlatımdır ve Allah’ın şahitliği gereğince, biri­nin ötekine karşı şahitliği gereğince amel ettikleri takdirde, yaptıkları bu kabul­den geri dönmekten bir sakındırmadır ve onlardan alınan bu sözü pekiştirmedir.

İşte bu söz ve tekitten sonra kim yüz çevirir, dini ayrılığın ve düşmanlığın aracı haline getirir, ahir zamanda gönderilen ve kendisinden önceki peygam­berleri tasdik eden, kendisinden önce gelen bütün kitaplar ve risaletle: hakkın­da hüküm koyan o peygambere iman etmezse -Peygamber efendimizin çağdaşı olan Kitap Ehli gibi yaparsa- işte bunlar, küfürlerinde ayak direten kimseler­dir. Allah’ın ahdinin ve sözünün dışına çıkan, verdikleri sözü bozanlardır.

Din bir ve tek olduğuna göre peygamberler hak dinin birliği dolayısıyla Yüce Allah’ın da beyan ettiği gibi genel esaslar üzerinde ittifak ettiklerine gö­re Kitap Ehli, Muhammed (s.a.)’in nübüvvetini ne diye inkâr ediyorlar?

Onlar Allah’ın dininden başkasını mı arıyorlar? Hak apaçık belli olduk­tan sonra haktan başkasını mı istiyorlar? İslâm dininden başka bir din mi edinmek istiyorlar? Halbuki göklerde ve yerdekilerin hepsi yüce Allah’a bo­yun eğmiş, O’nun hükmüne ve muradına itaat etmiştir. Bu ya bizzat kendile­rinin insaf etmesi, delilleri dikkatle düşünüp tetkik etmeleri sonucu kendi is­tekleriyle gerçekleşir ya da kılıçla zor altında kalarak yahut İsrailoğullan’nın tepesine dağın kaldırılması ve Firavun’un boğulma noktasına gelip ölümün yaklaşması halinde olduğu gibi, İslâm’ı kabul etmeye mecbur eden şeyleri görmek suretiyle olur. Bunlar Allah’ın azabını, kâinattaki tasarrufunu, dile­diğini var edip meydana getirmesini görünce, “Yalnızca Allah’a iman ettik, Kıyamet gününde dönüş yalnız Allah’a olacaktır, sair bütün yaratıklar da ona dönecektir ve herkese amelinin karşılığını O verecektir” derler. İster itaatle Allahü Tealâ’ya teslim olsun, ister Yahudi ve Hristiyanlardan olup İslâm’dan başka bir din edinen kimselerden olsun, bu ifade açık bir tehdit mahiyetinde­dir.

Advertisements