10

١٠

وَالَّذينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِايَاتِنَا اُولءِكَ اَصْحَابُ النَّارِ خَالِدينَ فيهَا وَبِءْسَ الْمَصيرُ

(10) velleziyne keferu ve kezzebu biayatina ulaike ashabunnari halidine fiha ve bi’selmasir
Küfreden kimseler ve ayetlerimizi yalanlayanlar işte onlar cehennem ashabıdır orada ebedi olarak kalacaklardır ne kötü bir varış yeri!

(10) But those who reject Faith and treat Our Signs as falsehoods, they will be Companions of the Fire, to dwell therein for aye: and evil is that Goal.

1. ve ellezîne : ve onlar
2. keferû : inkâr ettiler
3. ve kezzebû : ve yalanladılar
4. bi âyâti-nâ : âyetlerimizi
5. ulâike : işte onlar
6. ashâbu en nâri : ateş halkı, ateş ehli
7. hâlidîne : ebediyyen kalacak olanlar
8. fî-hâ : orada, onun içinde
9. ve bi’se : ve (ne) kötü
10. el masîru : varış yeri, ulaşılacak yer, ulaşılan yer

وَالَّذِينَ كَفَرُواküfürde ısrar edipوَكَذَّبُواyalanlayanlara gelinceبِآيَاتِنَاayetlerimiziأُوْلَئِكَonlarأَصْحَابُ النَّارِcehennemliklerdirخَالِدِينَkalıcıdırlarفِيهَاve oradaوَبِئْسَ o, ne kötüالْمَصِيرُbir dönüş yeridir


AÇIKLAMA

“O halde Allah’a, O’nun peygamberine ve indirdiğimiz o nura iman edin. Allah ne yaparsanız hakkıyla haberdardır.” Yani öldükten sonra di­riltme işi Allah için kolay bir şey olacaksa ve hiçbir şey buna mani olama­yacaksa hemen Allah’ı, peygamberi Muhammed (s.a.)’i ve aydınlatan, sa­adet yolunu gösteren, dalâlet zulmetinden kurtaran Kitab’ını tasdik edin. O Kitap, yolunu şaşıran insana yol gösteren bir nurdur. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, sizin ne sözlerinizden, ne fiillerinizden hiçbir şey Ona gizli kalmaz. Hayır veya şer olarak size bunların karşılığını verecek de O’dur. Bu ifadede, işlenen her günaha veya terkedilen her farz ve vacibe karşı bir ceza tehdidi vardır. Sonra Allah Tealâ Kur’an’ı nur diye vasıflandırdı, çünkü nasıl karanlıkta ışık yardımıyla yol buluyorsak aynı şekilde birtakım şüphelere düştüğümüz zaman da Kur’an nuru yardımıyla yol buluruz.

“O gün -ki o toplama günü için hepinizi bir araya getirecek- işte bu al­danma günüdür.” Yani Allah’ın, geçmiş ve gelecek bütün mahşer halkını ceza veya mükâfat için bir meydanda toplayacağı kıyamet gününü hatırla­yın. Allah o gün her kişi ile amelini, her peygamber ile ümmetini bir araya getirecek. Nitekim başka ayet-i kerimelerde bu şöyle ifade edilir: “O gün bütün insanların bir araya toplandığı bir gündür ve o gün hazır bulunula­cak bir gündür.” (Hud, 11/103), “Söyle: Şüphesiz hem evvelkiler, hem sonra­kiler malûm bir günün muayyen vaktinde mutlaka toplanacaklardır.” (Va­kıa, 56/49-50).

İşte o gün -ki kıyamet günüdür- kâfirin iman etmediği için, müminin de ihsan ve ibadette eksik yaptığı için aldandığının ortaya çıktığı “aldanma günü “dür. Her iki tarafında zararda olduğu ortaya çıkmış olur. Yani sanki cehennemlik olan hayrı bırakmış şerri almış, iyi malı bırakmış kötüsünü, nimeti, bırakmış azabı almış da zarar etmiş gibi olur. Cennet ehli bunun aksini yapmıştır. Ancak daha çok amel-i salih işlememiş olmanın pişmanlı­ğını duyacağı için o da aldanmıştır. Ahmed b. Hanbel’in rivayet ettiği hadis-i şerifte şöyle denilmektedir: “Cennete giren her kula, çokça şükretmesi için, kötülük yapsaydı cehennemde nereye gidecek idiyse orası kendisine mutlaka gösterilir. Cehenneme giren her kula da, nedameti artması için, iyilik yapsaydı cennette nereye gidecek idiyse orası kendisine gösterilir.” Al­datma, ivazlı bedelli akitlerde malı sahibinden kıymetinden daha düşük bir bedelle almaktır. Ahirette ivaz ve bedel olmadığına göre “aldanma” ifa­desi, istiare kabilinden dünyada iken gönderilen ameller ve onların ahiretteki karşılığındaki aldanma manasına kullanılmıştır.

Kısacası kıyamet günü aldanmanın muhtemel olduğu gündür. Orada mahşer halkı birbirini aldatmış olacaktır: Hak yolda olanlar batıl yolda olanları, cennet ehli cehennem ehlini aldatmış olacaktır. Yani bir tarafın kârda, diğer tarafın zararda olduğunu anlayacağı bir gün olacaktır.

Sonra Allah Tealâ bu aldanmayı açıklayarak şöyle buyurdu:

1- “Kim Allah’a iman eder iyi amelde bulunursa, O, onun kötülüklerini örter, onu içinde ırmaklar akan cennetlere orada ebedî kalmak üzere koyar. İşte büyük kurtuluş budur.” Yani kim Allah’ı sıdk ile tasdik eder, peygam­berlerin getirdiği haşr neşir, cennet, cehennem gibi haberleri tasdik eder, farz ibadetleri eda ederek iyi amel işler, nehyedilenlerden kaçınırsa Allah onun bütün günahlarını ve kötülüklerini siler, onu ebedî kalmak üzere köşklerinin ve ağaçlarının altından ırmaklar akan cennetlere koyar. İşte bu günahları silmesi, cennetlere koyması, en güzel semere ve neticeleri ih­tiva ettiği için, benzeri olmayan, öncesinde misli görülmeyen daha sonra da görülmeyecek olan bir kurtuluştur.

2- “O inkâr edenler, ayetlerimizi yalan sayanlar. Onlar da orada ebedî kalmak üzere cehennemliktirler. O ne kötü gidiş yeridir.” Yani Allah’ın birli­ğini ve kudretini inkâr edenler, kulu Muhammed’e (s.a.) indirilen ayetleri -ki öldükten sonra dirilmeye delâlet eden ayetler de bunlardandır- yalan sa­yanlar… İşte bunlar cehennemliktir, orada devamlı kalacaklardır. Onların bu varacağı yer ne kötüdür, ateş onlar için ne kötü bir menzildir.

Bu iki ayet yukarıda geçen aldanmanın ne olduğunu beyan ederek mesut olanlarla bedbaht olacakların halini bildirmiştir. Allah Tealâ iman ehlini ifade ederken “kim Allah’a iman ederse” diyerek gelecek zaman sigasını kullandığı halde inkâr ehlini ifade ederken “inkâr edenler” diyerek ma­zi sigası kullanmıştır. Bu üslûpla şu ifade edilmek istenmiştir: İnkâr eden­lerden ve ayetlerimizi yalan sayanlardan kim Allah’a iman ederse Allah onu cennetlerine koyar. Yine onlardan kim iman etmezse, işte onlar cehen­nemliktir

Advertisements