28

٢٨

قَالَ ذلِكَ بَيْنى وَبَيْنَكَ اَيَّمَا الْاَجَلَيْنِ قَضَيْتُ فَلَا عُدْوَانَ عَلَىَّ وَاللّهُ عَلى مَانَقُولُ وَكيلٌ

(28) kale zalike beyni ve beynek eyyemel eceleyni kadaytü fe la udvane aleyy vallahü ala ma nekulü vekil
(Musa) dedi bu benim ile senin aranda (anlaşma) bu iki müddetin hangisini yerine getirsem artık aramızda bir haksızlık olamaz Allah’ta söylediğimiz şeye vekildir

(28) He said: Be that (the agreement) between me and thee: whichever of the two terms I fulfil, let there be no ill will to me. Be Allah a witness to what we say.

1. kâle : dedi
2. zâlike : işte bu
3. beynî : benim
4. ve beyne-ke : ve senin arandadır
5. eyyemâ : hangisi
6. el eceleyni : iki ecel, iki zaman, iki süre
7. kadaytu : kada ettim, tamamladım
8. fe : artık, bundan sonra
9. : yoktur, olmasın
10. udvâne : düşmanlık
11. aleyye : bana
12. vallâhu (ve allâhu ) : ve Allah
13. alâ : üzerine
14. : şey(ler)
15. nekûlu : konuşuyoruz
16. vekîlun : vekildir


AÇIKLAMA
“Musa Medyen tarafına yönelince: Umarım, Rabbim bana doğru yolu gösterir, dedi.” Yani Musa Firavun’un şehrini terk ederek Medyen tarafına yönelmişti. Zira -daha önce beyan ettiğimiz gibi- kalbine onlarla arasında akrabalık bağı olduğu fikri doğdu. Zira onlar Medyen b. İbrahim (a.s.) nes­linden idiler, kendisi de İsrailoğullarındandır

Fakat yolu bilmeyince Allah Tealâ’nın lütfuna dayanarak: “Ey Rabbim! Beni en doğru yola ilet.” dedi. Allah da ona lütufta bulundu ve onu doğru yo­la iletti. Musa üç yoldan orta yolu tercih etti. Âdet olduğu üzere insanlara yol hakkında soru soruyordu.

İbni İshak diyor ki: Musa Mısır’dan Medyen’e azıksız ve bineksiz gitti. Bu iki belde arası 8 günlük yol mesafesi idi. Yemeği sadece ağaç yaprakları idi. Medyen, Filistin diyarında Akabe körfezinin kuzeyinde bulunmaktadır.

Medyen olayları aşağıdaki şekilde gelişmiştir:

1- Su civarındaki çobanların durumu: “Medyen Suyu’na vardığında, orada hayvanlarını sulayan bir cemaat buldu. Onların gerisinde de hayvan­larının suya gitmesini engellemeye çalışan iki hanım gördü. Onlara: Meseleniz nedir? dedi. Onlar da: Çobanlar, sulayıp çekilmeden biz sulayamayız. Ba­bamız ise oldukça yaşlı bir adamdır, dediler.”

Yani Musa Medyen’e varıp Medyen Suyu’na gidince koyun çobanlarının koyunlarını suladığı bu kuyunun yanına yaklaştı ve orada hayvanlarını su­layan bir topluluk gördü. Onların alt tarafında koyunlarının diğer çobanla­rın koyunlarıyla karışmaması ve başkalarına eziyet vermemesi için diğer çobanların koyunlarıyla birlikte suya gitmelerine mani olmaya çalışan iki ka­dın gördü.

Hz. Musa (a.s.) onları görünce duygulandı ve kadınlara acıdı. Onlara:

– Sizin meseleniz nedir? Probleminiz nedir? Niçin diğerleriyle beraber suya gitmiyorsunuz? dedi. Kadınlar şöyle dediler:

– Biz o topluluk su alma işini bitirmeden koyunlarımızı sulayamıyoruz. Babamız ise bizzat çobanlık yapamayacak ve koyunları sulayamayacak ka­dar pir-i fani bir ihtiyardır. Dolayısıyla biz de gördüğün şu duruma düşmeye mecbur kaldık. Bu daima kuvvetlinin zayıf karşısındaki tavrıdır. Güçlü olan saf, arı sudan içer, zayıf olan suyun geri kalan kısmından içer.

Bu ifadede kadınlara bizzat sulamaya katılmaları hususunda Hz. Mu­sa’ya özür beyan edilmekte, babalarının yaşlılığı ve ihtiyarlığı sebebiyle su­lamaya katılamadığına dikkat çekmekte ve kendilerine yardım etmesi husu­sunda Hz. Musa’nın şefkati talep edilmektedir.

2- Hz. Musa’nın kadınların koyunlarını sulaması ve Cenab-ı Hakka ni­yazda bulunması: “Bunun üzerine Musa onların hayvanlarını sulayıverdi. Sonra gölgeye çekildi. Daha sonra: “Ey Rabbim! Bana indireceğin hayra çok muhtacım,” dedi.”

Yani Hz. Musa (a.s.) -İbni Ebî Şeybe’nin Hz. Ömer’den (r.a.) rivayetine göre- ancak on adamın kaldırabileceği bir kaya ile ağzı örtülü bir başka kuyuya vardı. Bu kuyunun ağzındaki kayayı kaldırarak bu kadınların ko­yunlarını suladı. Sonra da kayayı tekrar aynı yerine koydu ve istirahat et­mek için bir ağaç gölgesine çekildi. Cenab-ı Hakk’a şöyle niyazda bulundu.

– Ya Rabbi! Ben açlık belâsını kaldırmak için az veya çok hayra -yiyece­ğe- muhtacım.

Hz. Musa’nın duasında “fakîr” kelimesi “lâm” harf-i cerri ile kullanıl­mıştır. Çünkü bu kelime “sâil” ve “tâlib” manasını da ifade etmektedir.

Burada Hz. Musa’nın kadınların koyunlarını güneş sıcağında suladığı­na, Hz. Musa’nın mükemmel kuvvetine, Firavun’un sarayında rahat bir ha­yat sürmesine rağmen ağır hayat şatlarına alışkın, yiğit ve dayanaklı bir kimse olduğuna dair bilgiler vardır.

İbni Abbas diyor ki: Hz. Musa (a.s.) Mısır’dan Medyen’e kadar yaya git­ti. Onun yiyeceği baklagiller ve ağaç yapraklarıydı. Bineksiz idi. Medyen’e ulaşınca ayağındaki terlikler de iyice giyilmez olmuştu. Gölgeye oturdu. O Allah’ın kullarından en seçkini idi ve açlıktan karnı sırtına yapışmıştı. Bak­lagillerin yeşilliği adeta karnından dışa vuruyordu. O bir hurma parçasına muhtaçtı.

3- Zorluktan sonraki rahatlık: “O sırada hanımlardan biri utana utana yürüyerek Musa’ya geldi. “Babam hayvanlarımızı sulama ücretini vermek için seni çağırıyor.” dedi.”

Yani kızlar koyunlarla eve çabuk dönünce babaları bu durumu garip karşıladı ve onlara bunun sebebini sordu. Onlar da Hz. Musa’nın yaptığı işi anlattılar. Babaları da onu davet etmek için kızlarından birini gönderdi. K��z­lardan biri hür kadın yürüyüşüyle haya içerisinde örtüsünü bürünmüş, yü­zünü elbisesiyle örtmüş, erkeklerle konuşmaya hevesli olmayan bir kişi eda­sıyla geldi. Edep, haya ve iffet içerisinde:

– Babam bize yaptığın bu iyiliğe karşı sana mükâfat vermek ve koyunla­rımızı sulamanın ücretini ödemek için seni çağırıyor, dedi.

Alimler bu “baba” nın kim olduğunun belirlenmesinde ihtilâf etmişler­dir. Cumhur’a göre -yahut pekçok alime göre- meşhur olan görüş Hz. Musa’yı çağıran kızların babaları Medyen halkına peygamber olarak gönderilen Hz. Şuayb (a.s.) dır. Bu iki kadın da onun kızlarıdır. Ayrıca -Razî’nin dediği gi­bi- bu kıssada dinin kabul etmeyeceği hiçbir şey de yoktur.

Hz. Musa (a.s.) kadının bu davetini ücret almak için değil, yaşlı zatın duasını almak için kabul etti.

Rivayete göre: Kadın: “Sana ücret vermek için” dediği zaman Hz. Musa (a.s.) bundan hoşlanmamış, kendisine yemek takdim edilince de:

– Biz dinini dünya karşılığında satmayan ve iyiliğe karşı bedel kabul et­meyen bir aileyiz demiş, Hz. Şuayb (a.s.) da ona şöyle demişti:

– Bu bize misafir olan herkese karşı adetimizdir. Ayrıca zaruri durum­larda haramlar mubah sayılır.

Hz. Musa (a.s.) babasının evini gösteren kadınla birlikte gitti. Ancak ka­dına bakmamak için onun arkasında yürümesini ve arkadan yolu tarif etme­sini istedi. Bu Allah’ın kendilerini peygamberliğe hazırladığı kimselerin ede­bidir.

4- Yaşlı zatla güven ve huzur sohbeti: “Bunun üzerine Musa kızların ba­basına varıp başından geçenleri anlattığında o zat: Korkma artık o zalim ka­vimden kurtuldun, dedi.”

Yani Hz. Musa yaşlı zatın yanına gidip Firavun ve kavminin küfür ve tuğyanını, İsrailoğullarına yaptığı zulmü, Mısır’dan çıkış sebebini ve onların kendisini öldürmeyi planladıklarını anlatınca o zat: “Korkma, huzur içinde ol, kalbin hoş olsun. Çünkü sen zalimlerin saldırısından kurtuldun. Onların memleketinden çıktın. Onların bizim ülkemizde hakimiyetleri yoktur.” Hz. Musa da mutmain oldu. Gönlü endişeden sükûnete erdi.

5- Kızın babasından güçlü ve güvenilir kimseyi ücretle tutması talebin­de bulunması: “Kızlardan biri: Babacığım onu ücretle çalıştır. Çünkü O, ücret-le tuttuklarının en hayırlısı, güçlü ve güvenilir bir adamdır, dedi.”

Kızlardan Hz. Musa’yı babasına çağıranı: “Babacığım bu koyunları güt­mek için onu ücretle çalıştır. Zira ücretle tutacağın en hayırlı kişi odur. Çün­kü o koyunları korumak ve işlerini görme hususunda güçlü kuvvetli ve hain­lik etmesinden korkulmayan emin bir kişidir.” dedi.

Hz. Şuayb’ın (a.s.) kızı ücretlinin en güzel sıfatları olarak “görevini yeri­ne getirme hususunda güçlü olma” ve “bir şeyi koruma hususunda güvenilir olma” sıfatlarını zikretti. Bu iki sıfatın kaynağı kızın Hz. Musa’da müşahede ettiği durumdur.

Babası Hz. Şuayb (a.s.) kızına:

– Bunu nereden anladın? dedi. Kız da babasına:

– O ancak on kişinin kaldırabileceği bir kayayı kaldırdı. Ayrıca ben onunla birlikte gelirken onun önüne geçtim. Bana: Arkamdan gel, yanlış yo­la girersem önüme bir çakıl taşı atarak yolu bana tarif et, dedi.

Abdullah b. Mes’ud (r.a.) demiştir ki: İnsanların en ferasetlileri üç kişi­dir:

– Hz. Ömer’i (r.a.) yerine tayin eden Hz. Ebubekir.

– Hanımına “Yusuf a iyi muamele et.” diyen vali.

– “Babacığım, Onu ücretle çalıştır. Çünkü ücretle tuttuklarının en hayır­lısı güçlü ve güvenilir bir adamdır.” diyen Hz. Şuayb’ın (a.s.) kızı.

6- Hz. Musa’nın (a.s.) Hz. Şuayb’a (a.s.) hısım olması: “Kızların babası: Bana sekiz yıl çalışman şartıyla seni bu iki kızımdan biriyle evlendirmek isti­yorum. Eğer bunu on yıla tamamlamak istersen bu senden bir ikram olur. Fakat seni zora sokmak istemem. İnşaallah beni salihlerden bulucaksın, de­di.”

Yani Hz. Şuayb (a.s.) Hz. Musa’nın güçlü ve güvenilir bir adam olduğu­na kani oldu ve Hz. Musa’ya şöyle dedi:

– Ben seninle hısım olmak ve bu iki kızımdan birini sana nikahlamak is­tiyorum. Dilediğini seç. Bu iki kızın adları Safûriya ve Liya’dır. Mihir ise, ko­yunlarımı sekiz yıl gütmendir. İki sene ziyadesiyle teberruda bulunursan bu sana aittir. Yoksa sekiz sene yeterlidir. Bundan sonra da bu süre hakkında veya bir başka konuda seninle tartışarak seni zorlamak istemem. Beni genel anlamda salih bir kimse, dolayısıyla güzel muamele eden ve yumuşak davra­nan biri olarak göreceksin… Hz. Şuayb (a.s.) Allah adının bereketinden isti­fade etmek ve Allah’ın muvaffakiyetine ve yardımına dayanmak için “inşaal­lah” demiştir.

Hz. Musa (a.s.) buna şu şekilde cevap verdi: “Bu seninle benim aramdadır. Bu iki süreden hangisini doldurursam doldurayım, haksızlığa uğramış olmam.”

Yani Hz. Musa (a.s.) Hz. Şuayb’a (a.s.) hitaben şöyle dedi: Mesele sizin söylediğiniz gibi olsun. Bana bu iki kız hakkında ve bu iki süre -sekiz yıl ve on yıl konusunda tercih hakkı verdiniz. Her birimiz kendi şahsı adına şart koştuğu sözü yerine getirecektir. Ben on yıllık süreyi tamamlarsam bu be­nim tarafımdan bir ikram olacaktır. Sekiz yıllık süreyi tamamlarsam sorum­luluktan kurtulurum ve şartımı yerine getirmiş sayılırım. Dolayısıyla bu iki süreden birini tercih etmekte benim için bir mahzur yoktur. Sizin de benden bu iki seneden daha fazlasını isteme hakkınız yoktur.

Bu her ne kadar mecburi olmayıp mubah olsa da peygamberlik için Allah tarafından hazırlanan Hz. Musa (a.s.) bu iki süreden kâmil olanı tercih edecektir. Gerçekten Hz. Musa (a.s.) bu iki süreden daha fazlasını tamamla­mıştır.

İbni Cerir ve başkaları İbni Abbas’tan (r.a.) Peygamberimiz’in (s.a) şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir:

– Cebrail aleyhisselâm’a Musa bu iki süreden hangisini tamamladı? diye sordu. Cebrail (a.s.):

– Daha fazla olan, daha kâmil olan süreyi tamamladı, diye cevap verdi.

Bu Hz. Musa (a.s.) ile Şuayb (a.s.) arasında yapılan bir sözleşmedir.

“Bu seninle benim aramdadır.” ifadesi “Bu iki süreden hangisini” yani en uzun süre olan on yıllık süre ile en kısa süre olan sekiz yıllık süreden hangisini doldurursam doldurayım “Haksızlığa uğramış olmam.” Yani hiçbir kimse fazla bir şeyi talep etmekle başkasına zulmetmesin, demektir.

“Söylediklerimize Allah vekildir.” Herkesin kendisi için diğerine verdiği söze şahit ve vekildir. Vekil aslında bir meselenin kendisine havale edildiği kimsedir. Vekil şahit manasında kullanıldığı zaman “alâ” harf-i cerriyle kul­lanılmıştır. Bu cümle Hz. Musa’nın sözüdür. Bir başka rivayete göre Hz. Şuayb’ın sözüdür.