35

٣٥

فَلَا تَهِنُوا وَتَدْعُوا اِلَى السَّلْمِ وَاَنْتُمُ الْاَعْلَوْنَ وَاللّهُ مَعَكُمْ وَلَنْ يَتِرَكُمْ اَعْمَالَكُمْ

(35) fe la tehinu ve ted’u ilis selmi ve entümül a’levne vallahü meaküm ve ley yetiraküm a’maleküm
Artık gevşeklik göstermeyin ve sulha da davet etmeyin siz üstün durumdayken Allah sizinle beraberdir sizin amellerinizi asla azaltmaz

(35) Be not weary and faint hearted, crying for peace, when ye should be uppermost: for Allah is with you, and will never put you in loss for your (good) deeds.

1. fe : o zaman, buna rağmen, buna göre
2. lâ tehinû : gevşemeyin
3. ve ted’û
(lâ … ted’û)
: ve çağırın
: (çağırmayın)
4. ilâ es selmi : barışa
5. ve entum : ve siz
6. el a’levne : en üstün kişiler
7. vallâhu : ve Allah
8. mea-kum : sizinle beraber
9. ve len yetire-kum : ve asla eksiltmez
10. a’mâle-kum : sizin amelleriniz

فَلَا تَهِنُوا öyleyse siz gevşekliğe düşmeyinوَتَدْعُوا çağırmak suretiyleإِلَى السَّلْمِbarışaوَأَنْتُمْ الْأَعْلَوْنَ üstün ikenوَاللَّهُ şüphesiz Allahمَعَكُمْ sizinle beraberdirوَلَنْ يَتِرَكُمْ asla eksiltmezأَعْمَالَكُمْ amellerinizi


AÇIKLAMA

“İnkâr edip Allah yolundan alıkoyanlar ve kendilerine doğru yol belli olduktan sonra peygambere karşı gelenler, Allah’a hiçbir zarar veremezler. Allah, onların yaptıklarını boşa çıkaracaktır.” Allah’ın birliğini (tevhid) in­kâr edenler, İslâm’dan ve Allah Rasulüne (s.a.) tabi olmaktan menederek insanları Allah’ın dininden ve hak yoldan uzaklaştıranlar, hak kendilerine ayan beyan belli olduktan sonra, peygambere isyan edip ona düşman olan­lar; peygamberin, Allah’ın Rasulü olduğunu, açık mucizeler ve kesin delil­lerle Allah tarafından gönderildiğini bilenler inanmamak ve küfürde ısrar­ları dolayısıyla Allah’a asla zarar veremezler.

Çünkü hiçbir kul Rablerine zarar verecek noktaya ulaşamaz ki, O’na zarar versin. O, ne olursa olsun, başkalarının zarar vermesinden münez­zehtir. Onlar, ancak kendi nefislerine zarar verirler ve kıyamet gününde o nefislere yazık ederler. Allah, küfürlerinden dolayı onların amellerinin se­vabını boşa çıkaracaktır.

Sonra yüce Allah, mümin kullarına, kendisine ve rasulüne (s.a.) itaati emretti. Çünkü bu itaat, insanların dünya ve ahiret mutluluğuna sebeptir. Onları, amelleri boşa çıkaracak olan irtidattan (dinden dönme) sakındıra­rak şöyle buyurdu: “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin. Amellerinizi (işlerinizi) boşa çıkarmayın.” Allah’a ve Rasulüne inanan­lar! Emirlerine, yasaklarından kaçarak Allah’a ve Rasulüne itaat ediniz! Dinden dönerek (riddetle), ya da büyük günahlarla, riya (gösteriş) ve göste­riş için başa kakarak ve eza ederek amellerinizin sevaplarını boşa çıkarma­yın. Riddetle (dinden dönerek) amellerin sevabının boşa çıkarılmasının deli­li bundan sonra gelecek olan “Allah onları asla bağışlamaz.” ayetidir.

Kebairle (büyük günahlarla) amellerin sevaplarının boşa çıkacağına dair delil ise, Ebu’l-Aliye’den nüzul sebebi ile ilgili olarak zikredilen şu hu­sustur: Peygamberin ashabından bazıları, şirk ile birlikte hiçbir amelin faydası olmadığı gibi, Lâ İlahe İllallah=Kelime-i tevhidi söyledikten sonra hiçbir günahın zararı olmayacağı görüşünü benimsiyorlardı. Nihayet, yu­karda sözü edilen ayet nazil oldu. Bu sebeple amellerinin sevabının zayi olacağı noktasında büyük günahlardan korkuyorlardı.

Katade (r.a.) şöyle demiştir: Kötü ameliyle iyi amelinin sevabını gidermeyen bir kula Allah merhamet etsin. İbni Abbas (r.a.)’dan da şöyle rivayet edilmiştir: Amellerinizin sevabını; riya ve suma ile, ya da şüphe ve nifakla ortadan kaldırmayınız!.

Muhammad b. Nasr el-Mervezi’nin İbni Ömer (r.a.)’den rivayet ettiği­ne göre o şöyle demiştir: Biz, Allah Rasulünün ashabı (arkadaşları) hase­nattan (iyiliklerden) her şeyin makbul olduğunu düşünüyorduk. Nihayet “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin. İşlerinizi boşa çıkarmayın.” ayeti nazil oldu. “Amellerimizi boşa çıkaran bu şey nedir?” di­ye kendi kendimize sorduk, yine biz cezayı gerektiren büyük günahlar, çir­kin şeylerdir, diye cevapladık. Sonra “Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını (günahları) dilediği kimse için bağışlar.” (Nisa, 4/48, 116) ayeti indi. Bu ayet nazil olunca artık bu konuda ko­nuşmayı bıraktık. Biz, büyük günahlara ve çirkin işlere girmiş insanlar adına korkar, endişe ederdik, fakat bunlara bulaşmamış kimseler için Allah’ın rahmetini dilerdik.

Sonra Allah Tealâ şunu açıkladı ki, kulun amelleri batıl da olsa, Allah’ın fazlı (ihsanı) bakidir. Küfür üzerine ölmedikçe dilerse Allah onu ba­ğışlar. Allah Tealâ şöyle buyurdu: “inkâr edip Allah yolundan alıkoyanları ve sonra da kâfir olarak ölenleri Allah asla bağışlamaz.” Yani Allah’ın birli­ğini inkâr edenler, insanları Allah’ın dininden ve Rasulüne tabi olmaktan alıkoyanlar, küfürde ısrar ettikleri halde ölenlere asla af yoktur. Bilakis onlar cehennemde ceza göreceklerdir. Katade şöyle demiştir: Bu ayet, pey­gambere kendi babası hakkında soran ve babasının, küfründe samimi ol��duğunu söyleyen bir adam hakkında nazil olmuştur. Kelbi’den Bedir’e katı­lanların reisleri hakkında nazil olduğu da rivayet edilmiştir.

Ayetin benzeri şudur: “Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağış­lamaz, bundan başkasını (günahları) dilediği kimse için bağışlar.” (Nisa, 4/48). Bundan daha fazla da müsamaha olamaz. Çünkü Allah, mümin ola­rak ölene mağfiret ve rahmetiyle muamele edecektir. Küfür üzere ölene ne mağfiret vardır, ne de rahmet!

Sonra da Allah, kâfirin dünyada da, ahirette de hürmete değer bir du­rumu olmadığını açıkladı ve onlarla savaşmayı emrederek şöyle buyurdu:

“Üstün durumda iken gevşeyip barışa çağırmayın. Allah sizinle beraber­dir. O, amellerinizi asla eksiltmeyecektir.” Müminler! Kâfirlerle savaşmakta zafiyet göstermeyin. Acz ve zaaf göstererek, istek sizden gelmek üzere, kâfir­leri barışa davet etmeyin. Bu durum, ancak zaaf anında olur. Müşrikler de benimserse barışı kabul etmeye hiçbir engel olamaz. Ama güçlü kuvvetli, düşmanlarınıza galip durumda iken ilk defa sulh talebinde siz bulunmayın. Allah, onlara karşı yardım ve zaferiyle sizinle beraberdir. Amellerinizin sevabından hiçbir şeyi eksiltmeyecektir. “Allah sizinle beraberdir.” cümlesi düş­manlara karşı zafer elde edileceğini ifade eden büyük bir müjdedir.

Kâfirlerin güçlü olması ve müslümanlara göre sayıca çok bulunması halinde ise, müslümanlarm lideri (imam) eğer sulh ve barışta maslahat görürse bunu yapar. Nitekim Allah Rasulü (s.a.) Kureyş kâ­firleri kendisini Mekke’ye girmekten engellediğinde ve onu barışa davet edip on yıl aralarında savaşı sona erdirmeyi istediklerinde onlara bu konu­da olumlu cevap vermişti

Advertisements