18

١٨

قَدْ يَعْلَمُ اللّهُ الْمُعَوِّقينَ مِنْكُمْ وَالْقَاءِلينَ لِاِخْوَانِهِمْ هَلُمَّ اِلَيْنَا وَلَا يَاْتُونَ الْبَاْسَ اِلَّا قَليلًا

(18) kad ya’lemüllahül müavvikiyne minküm vel kailine li ihvanihim helümme ileyna ve la ye’tunel be’se illa kalila
Allah pek ala biliyor sizden alıkoyucuları kardeşlerine diyenleri bize gelin ancak onların pek azı savaşa geliyorlardı

(18) Verily Allah knows those among you who keep back (men) and those who say to their brethren, Come along to us, but come not to the fight except for just a little while,

1. kad : olmuştu
2. ya’lemu allâhu : Allah bilir
3. el muavvikîne : yardıma mani olanlar
4. min-kum : sizden
5. ve el kâilîne : ve söyleyenler, diyenler
6. li : için, … e
7. ıhvâni-him : onların kardeşi, onların kardeşleri
8. helumme : gelin, buyurun
9. ileynâ : bize
10. ve lâ ye’tûne : ve gelmezler
11. el be’se : savaş, şiddet
12. illâ : hariç
13. kalîlen : az


SEBEB-İ NÜZUL

İbn Zeyd’den rivayette o şöyle anlatıyor: Hendek savaşı günlerinden birin­de ashabdan birisi rasûlullah (sa)’ın yanından ayrılıp evine geldiğinde kardeşini, önünde kızarmış et, ekmek ve şıra olduğu halde karnını doyurur halde bulmuş­tu. Ona: “Sen bu halde kızarmış et, ekmek, şıra ilesin; Allah’ın Rasulü ise mız­raklar, kılıçlar arasında. Utanmıyor musun?” demiş. O kardeşi de: “Sen de bi­zim yanımıza gel. Sen ve arkadaşının başına gelenler gelmiş. Artık yapacağınız bir şey yok. Allah’a yemin olsun ki Muhammed bu işin hakkından gelemiyecek” demiş. Rasûlullah’ın yanından dönen sahabi de: “Allah’a yemin olsun ki yalan söyledin.” demiş. O evde oturan kişi onun ana baba bir kardeşi imiş. “Vallahi şimdi gidip Rasûlullah (sa)’a şu söylediklerini haber vereceğim.” demiş ve onun yanından ayrılıp Rasûlullah (sa)’ın yanına gelmiş. Bir de bakmış ki Cibrîl ondan önce gelmiş, onun haberini ve bu “Doğrusu Allah, içinizden sizi alıkoyanları ve kardeşlerine: “Bize gelin.” diyenleri bilir. Bunlar savaşa pek az iştirak ediyorlardı.” âyet-i kerimesini getirmiş.