84

٨٤

مَنْ جَاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ خَيْرٌ مِنْهَا وَمَنْ جَاءَ بِالسَّيِّءَةِ فَلَا يُجْزَى الَّذينَ عَمِلُوا السَّيَِّاتِ اِلَّا مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

(84) men cae bil haseneti fe lehu hayrum minha ve men cae bis seyyieti fe la yüczel lezine amilüs seyyiati illa ma kanu ya’melun
Her kim bir iyilik ile gelirse ona bundan daha hayırlısı (vardır) kim de bir kötülükle gelirse cezalanırlar kötülükleri işleyenler sadece yaptıkları ile

(84) If any does good, the reward to him is better than his deed but if any does evil, only punished the doers of evil are (to the extent) of their deeds.

1. men : kim
2. câe : geldi
3. bi : ile
4. el haseneti : hasene, iyilik, sevap
5. fe : artık, o zaman
6. lehu : onun için
7. hayrun : daha hayırlı
8. min-hâ : ondan
9. ve men : ve kim
10. câe : geldi
11. bi es seyyieti : seyyiat, kötülük ile
12. fe lâ yuczâ : cezalandırılmazlar
13. ellezîne : onlar
14. amilû : yaptılar
15. es seyyiâti : kötülük
16. illâ : ancak, den başka
17. mâ kânû : olmadılar
18. ya’melûne : yaparlar, yapıyorlar


AÇIKLAMA

“İşte ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde böbürlenmek ve bozgunculuk çı­karmak istemeyenlere veririz.”

İşte ahiret yurdu ve onun değişmeyen, yok olmayan, hiçbir yorgunluk ve sıkıntı vermeyen nimetleri! Rabbin bu nimetleri Allah’ın yarattığı kurallara karşı büyüklük, üstünlük, böbürlenme ve haksız yere baskı uygulama ya da haksız yere mallarına el koymak suretiyle bozgunculuk çıkarmak istemeyen kimselere verecektir. Nimet vaadini büyüklük ve bozgunculuğu terk etmeye değil büyüklük ve bozgunculuğu istemeyi ve kalbin bunlara meyletmesini terk etmeye bağladı. Ayrıca cennetin muazzam olduğunu ve şanının yüceliği­ni ifade için “tilke (işte)” ifadesini kullandı. Yani zikrini işittiğin ve vasıfları­nı duyduğun şu cennet demektir.

Hz. Ali (r.a.), İbni Cerir’in rivayetinde diyor ki: Kişi ayakkabı bağının arkadaşının ayakkabı bağından daha güzel olmasıyla kendisini beğenebilir. Böylece “İşte ahiret yurdu” ayetinin muhtevasına girer.

İbni Kesir diyor ki: Bu sadece bununla övünme ve başkalarına tepeden bakma maksadı güttüğü zaman böyledir. Çünkü bu kötülenmiştir. Nitekim sahih hadiste Peygamberimiz’in (s.a.) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Bana mütevazi olun diye vahyolundu. Hiçbir kimse hiçbir kimseye karşı bö­bürlenmesin. Hiçbir kimse hiçbir kimseye karşı zulmetmesin.”

Bunu sadece güzel giyinmek için arzu ederse bunda hiçbir mahzur yok­tur. Müslim ve Ebu Davud’un rivayetlerine göre Peygamberimiz (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Kalbinde zerre kadar kibir bulunan Cennete giremez.” Bir adam: “Kişi elbisesinin güzel olmasını, ayakkabısının güzel olmasını arzu ederse?” diye sordu. Efendimiz (s.a.): “Allah güzeldir, güzelliği sever. Kibir hakka karşı şımarmak ve insanlara hor bakmaktır.” buyurdu.

“Hayırlı akıbet takva sahiplerinindir.” Yani güzel sonuç (cennet) ibadet ve taatleri işlemek, mahzurlu ve haram olan şeyleri terk etmek suretiyle Allah’ın azabından sakınan ve cezasından korkanlara hastır. Cennet diktatör, zalim ve kâfir Firavun gibi ya da Allah’ın peygamberlerini yalanlayan şıma­rık facir zengin Karun gibi yeryüzünde fesat çıkarmak ve böbürlenmek arzu­su gütmeyenlere hastır.

Cenab-ı Hak daha sonra amellere verilen karşılığı beyan etti: “Kim iyi bir amel getirirse ona ondan daha hayırlısı vardır.” Yani kim kıyamet günü güzel bir haslet getirirse ona miktar ve vasıf bakımından bu amelden daha güzel bir karşılık verilir. Allah’ın sevabı kulun güzel amelinden daha hayırlıdır. Allah kendisinden bir lütuf, rahmet ve ihsan olarak bu sevabı kat kat verir.

“Kim de kötü bir amel getirirse, kötülük işleyenler ancak işledikleriyle ce­zalandırılırlar. “

Yani kim makbul olan sahih örfe ve akla göre çirkin, şer’an da münker olan bir fiil ortaya koyarsa rahmet ve adaletin gereği olarak ona ancak mis­liyle ceza verilir. Nitekim Cenab-ı Hak bir ayette şöyle buyurmaktadır: “Kim de kötü bir amel getirirse yüzleri ateşle sürtülür. Ya siz işlediklerinizden baş­ka bir şeyle mi karşılık göreceksiniz?” (Nemi, 27/90)