75

٧٥

وَنَزَعْنَا مِنْ كُلِّ اُمَّةٍ شَهيدًا فَقُلْنَا هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ فَعَلِمُوا اَنَّ الْحَقَّ لِلّهِ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ

(75) ve neza’na minkülli ümmetin şehiden fe kulna hatu bürhaneküm fe alimu ennel hakka lillahi ve dalle anhüm ma kanu yefterun
her ümmetten bir şahit çıkaracağız “delilinizi getirin!” diyeceğiz artık bilecekler hakkın Allah olduğunu onlardan kaybolacaktır uydurduğu şeyler de

(75) And from each people shall We draw a witness, and We shall say: Produce your Proof: then shall they know that the Truth is in Allah (alone), and the (lies) which they invented will leave them in the lurch.

1. ve neza’nâ : ve çekip çıkarttık
2. min kulli ummetin : bütün ümmetlerden
3. şehîden : bir şahit
4. fe : sonra, böylece
5. kulnâ : biz dedik
6. hâtû : getirin
7. burhâne-kum : sizin burhanlarınız, sizin delilleriniz
8. fe : sonra, böylece
9. alimû : bildiler
10. enne : olduğu
11. el hakka : hak
12. lillâhi (li allâhi) : Allah’a aittir
13. ve dalle : ve sapıp uzaklaştı
14. an-hum : onlardan
15. : şey
16. kânû : oldular
17. yefterûne : uyduruyorlar


AÇIKLAMA

Yüce Allah, olmadığı takdirde hayatın devam edemiyeceği gece ile gün­düzü kullarının emrine vermekle kullarına lütufta bulunmakta ve şöyle buyurmaktadır:

“De ki: Söyleyin bakalım! Eğer Allah geceyi kıyamet gününe kadar üzerinizde uzatsa Allah’tan başka hangi ilâh size bir ışık getirebilir? Siz hiç dinlemez misiniz?”

Ey Peygamber! Allah’a şirk koşanlara şöyle söyle: Bana haber verin, Allah sizin bütün vaktinizi karanlık kılsa ve geceyi kıyamet gününe kadar sürdürse, meselâ altı ay müddetle gece ve sonra aynı şekilde gündüzün hüküm sürdüğü kutup bölgeleri gibi sizlerde usanç, bıkkınlık ve zarar mey­dana gelse; Allah’tan başka hangi ilâh gündüzün ışığını getirmeye muktedir olabilir? Siz bu nidaya düşünerek, anlayarak ve tefekkür ederek kulak ver­mez misiniz? Böylece Allah’a şirk koşmayı tamamen terk etmez misiniz? Zira Allah’tan başka herkes bundan acizdir.

Cenab-ı Hak sonra bunun aksini zikrederek şöyle buyurdu:

“Yine de ki: Söyleyin bakalım! Eğer Allah gündüzü kıyamet gününe kadar üzerinize uzatsa Allah’tan başka hangi ilâhı içinde dinlendiğiniz geceyi size getirebilir? Siz hiç görmez misiniz?”

Yani: Ey Rasul! onlara şöyle de: “Bana haber verin, Allah sizin zamanınızın tamamını gündüz kılarsa, gündüzü hiç arada gece olmaksızın peşpeşe ve daimî kılarsa ve hareket ve meşguliyet çokluğu sebebiyle beden­ler yorulur ve cisimler bitkin düşerse Allah’tan başka hangi ilâh sizi yorgun­luktan istirahata ve istikrara kavuşturacak bir geceyi getirebilir: Siz tam ilâhî kudrete delâlet eden gerçeği görmüyor musunuz? Ki böylece ibadete ve ilâhlığa lâyık olanın ve bu nimetleri ikram edenin Allah olduğunu bilesiniz.”

“Allah’ın dinlenmeniz için geceyi, nimetlerini aramanız için de gündüzü yaratması O’nun rahmetindendir. Bunlar şükretmeniz içindir.”

Yani ey mahlûkat, Allah’ın size olan rahmetlerinden biri gece ile gün­düzün birbiri ardınca gelmeleri ve farklı farklı olmalarıdır. O sizi rahat­latmak ve gündüz çalışma yorgunluğundan gönlün sükûnete kavuşması için geceyi karanlık kılmıştır. Menfaatlerinizi görmeniz, geçiminizi temin et­meniz, yolculuklarla bir beldeden diğerine intikal etmeniz için, rızık kaynak­larını araştırmak ve ihtiyaçları gece çalışmasında mümkün olamayan bir ünsiyet ve zevkle görmek üzere hareketler ve meşguliyetlerle dopdolu olarak gündüzü aydınlık kıldı. Böylece kendisine bu konuda hiçbir kimse ortak ol­maksızın bu nimetlerden size verdiği nimete karşı gece ve gündüz çeşitli ibadetlerle Allah’a şükredersiniz.

Bu ifadeler gerçekten gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinin mahlûkata verilen en büyük nimetlerden, daha doğrusu ilâhî kudretin mükemmelliğine delâlet eden burhanlardan olduğunu göstermektedir. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “İyice düşünüp ibret almak ar­zusunda bulunan kimseler yahut şükretmeyi dileyenler için gece ile gündüzü birbiri ardınca getiren O’dur.” (Furkan, 25/62). Bu ayetlerin benzeri ayetler çoktur.

Gece ile gündüzün ardarda gelmesi şu üç sebeple olur:

– Birisinde (geceleyin) sükûnete ermeniz için,

– Diğerinde (gündüz) Allah’ın lütfunu aramanız için,

– Bu iki menfaate birlikte şükretmeniz arzu edildiği için.

Dikkat edilirse Cenab-ı Hak “Siz hiç işitmez misiniz?” ifadesini bu ayet­le irtibatı sebebiyle “gece” ile bir arada zikretmektedir. Dolayısıyla gecenin sükûneti ve karanlığında kulağın kullanılmasıyla gözle idrak edilemeyecek fayda ve menfaatler idrak edilir.

Daha sonra: “Siz hiç görmez misiniz?” ifadesiyle sıkı irtibat içinde ol­duğu gündüzü bir arada zikretti. Zira gündüz ışığında gözün kullanılması daha tesirlidir. İnsan gürültü ve hareket esnasında kulağın idrak edemiyeceği menfaat, fayda ve öğütleri gözleri sayesinde gündüz idrak eder. Buna göre her iki ayetin son cümleleri gece ile gündüzün her birine daha lâyık ifadelerle sona erdi.

Her iki cümlenin bu ifadelerle sona ermesinin sebebi insanları duyduk­ları ve gördükleri hususlardan düşünme ve inceleme yoluyla yararlanmaya teşvik etmektir. Onlar kulak ve gözden yararlanmayınca dinlemeyen ve gör­meyen insanların derecesine indirilmiştir.

Allah Tealâ kendisinden başka, sahte bir ilâha, tapınan kimselere bütün mahlûkatın huzurunda azarlama ve tehdit niteliğindeki nidayı tekrar etti:

“O gün Allah müşriklere nida edecek ve benim ortaklarım olduklarını sandığınız şeyler nerede? diyecektir.”

Yani ey Peygamber! Müşriklere Rabbinin kendilerine nida edeceği o günü hatırlat. Rabbin onlara şöyle diyecektir: İçinde bulunduğunuz durum­dan sizi kurtarmaları için dünyada benim ortaklarım olduklarını iddia et­tiğiniz ortaklarım nerede?

Bu çağrıyı ikinci defa te’kit etmekten maksat Allah’a şirk koşmaktan daha çok Allah Tealâ’nın gazabını celbedecek bir şey olmadığına dikkat çekmektir. Nitekim Allah’ın birliğini kabul etmekten başka Allah Tealâ’nın rızasına sebep olacak bir şey yoktur.

Kurtubî diyor ki: Buradaki çağrı Allah tarafından değildir. Çünkü “Kıyamet günü Allah onlarla konuşmaz.” (Bakara, 2/11 A) ayetine binaen Allah Tealâ kâfirlerle konuşmaz. Sadece onları azarlayacak ve ilzam edecek kimselere emreder ve hesap görme makamında aleyhlerindeki hücceti or­taya koyar. “

Bu azarlama nidası kâfirlerin daha fazla kederlenmesine, üzüntü ve acılarının son derece artmasına sebep olacaktır. Bu durum ihmal ve kusurun kendi taraflarından olduğunun bilinmesi için kâfirlerin aleyhinde şahit getirilmesiyle te’kit edilecek, böylece gam ve kederleri artacaktır.

Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: “O gün biz her ümmetten bir şahit çıkarırız ve onlara siz de delilinizi getirin, deriz. O zaman kâfirler gerçeğin Allah’a ait olduğunu ve uydurdukları şeylerin kendilerini bırakıp kaybolduk­larını anlarlar.”

Yani biz her ümmetten inkarcıların aleyhine bir şahit çıkarırız ve getiri­riz. Bu şahit o ümmetin nebisi ve rasulüdür. Nitekim bir ayette şöyle buyurulmuştur: “Peygamberler ve şahitler getirilir.” (Zümer, 39/69). Yine şöy­le buyurulmuştur: “Her ümmetten bir şahit getirdiğimiz, seni de onlara şahit getirdiğimiz zaman durum nasıl olur?” (Nisa, 4/41). Her peygamber üm­metinin dünyada yaptığı amellere şahit olacak, Hz. Muhammed (s.a.) de bütün peygamberlere şahitlik edecektir.

Kâfirlere: “Allah’ın ortağı bulunduğu şeklinde iddia ettiğiniz şeyin doğ­ruluğuna dair burhanınızı getirin.” deriz. Onlar bunu getiremez ve cevap veremezler. O zaman yakin bir ilim ile ilâhlık hakkının sadece Allah’a ait ol­duğunu, O’ndan başka hiçbir ilâh, O’ndan başka hiçbir rab olmadığını, mül­künde ve hakimiyetinde hiçbir ortağının olmadığını anlarlar. O zaman batıl ve iftira olan şeyler dağılır, Allah’a ortak nispet etme şeklinde dünyadaki yalan ve sapıtmaları yok olur. Kendilerine hiç faydaları dokunmaz. Sahte ilâhları da tamamen kaybolur, asla kendilerine tapanlara fayda veremezler.