160

١٦٠

اِلَّا الَّذينَ تَابُوا وَاَصْلَحُوا وَبَيَّنُوا فَاُولءِكَ اَتُوبُ عَلَيْهِمْ وَاَنَا التَّوَّابُ الرَّحيمُ

(160) illellezine tabu ve aslehu ve beyyenu fe ülaike etubü aleyhim ve enet tevvabür rahiym

Ancak şu kimseler hariç tövbekarlar islah olanlar beyan edenler işte bunların tövbelerini kabul ederim ve ben tövbeleri kabul eden merhametliyim

(160) Except those who repent and make amends and openly declare (the Truth): to them I turn for I am Oft-Returning, Most Merciful.

1. illâ : ancak, sadece
2. ellezîne : o kimseler, onlar
3. tâbû : tövbe ettiler
4. ve : ve
5. aslahû : ıslâh oldular (nefs tezkiyesi yaptılar)
6. ve : ve
7. beyyenû : beyan ettiler, açıkladılar
8. fe : o zaman, o taktirde
9. ulâike : işte onlar
10. etûbu aleyhim : onların tövbelerini kabul ederim
11. ve : ve
12. ene : ben
13. et tevvâbu : tövbeleri çok kabul eden
14. er rahîmu :

إِلَّاancak müstesnaالَّذِينَkimselerتَابُواtevbe edipوَأَصْلَحُواdüzeltenوَبَيَّنُواve iyice açıklayan فَأُوْلَئِكَişte onlar var ya أَتُوبُ عَلَيْهِمْonların tevbelerini kabul ederim وَأَنَاşüphesiz benالتَّوَّابُtevvab’ımالرَّحِيمُrahim’im

Advertisements