39

٣٩

وَالَّذينَ كَذَّبُوا بِايَاتِنَا صُمٌّ وَبُكْمٌ فِى الظُّلُمَاتِ مَنْ يَشَاِ اللّهُ يُضْلِلْهُ وَمَنْ يَشَاْ يَجْعَلْهُ عَلى صِرَاطٍ مُسْتَقيمٍ

(39) vellezine kezzebu bi ayatina summüv ve bükmün fiz zulümat mey yeşaillahü yudlilh ve mey yeşa’ yec’alhü ala sıratım mustekım

ayetlerimizi yalanlayan kimseler karanlık içinde kalmış sağır, dilsizlerdir Allah dilediği kimseyi de onunla saptırır ve dilediği kimseyi de sıratı müstakim üzerinde bulundurur

(39) Those who reject our Signs are deaf and dumb, in the midst of darkness profound: whom Allah willeth, he leaveth to wander: whom he willeth, he placeth on the way that is straight.

1. ve ellezîne : ve o kimseler, onlar, …olanlar
2. kezzebû : yalanladılar
3. bi âyâti-nâ : âyetlerimizi
4. summun : sağırdır
5. ve bukmun : ve dilsizdir
6. fî ez zulumâti : karanlıklar içinde
7. men yeşâi : kim(i) dilerse
8. allâhu : Allah
9. yudlil-hu : onu dalâlette bırakır
10. ve men : ve kim(i)
11. yeşe’ : dilerse
12. yec’al-hu : onu kılar, yapar
13. alâ : üzerinde
14. sırâtın mustakîmin : Sıratı Mustakîm (Allah’a ulaştıran yol)

وَالَّذِينَ كَذَّبُوا yalanlayanlarبِآيَاتِنَا ayetlerimiziصُمٌّsağırdırlarوَبُكْمٌ dilsizdirlerفِي içindeالظُّلُمَاتِ karanlıklarمَنْ يَشَأْ dilediğiniاللَّهُ Allahيُضْلِلْهُ saptırırوَمَنْ يَشَأْ dilediğini deيَجْعَلْهُ bulundururعَلَى صِرَاطٍ yoldaمُسْتَقِيمٍ dosdoğru


AÇIKLAMA

Ey insanlar! Ne kadar yeryüzünde hareket eden canlı ve kuş türlerinden hayvan varsa, mutlaka onlar da sizin gibi yaratılmış ümmetlerdir. Onlar aynı zamanda sizin gibi çeşitli sınıflara ayrılmışlardır. Onların kendilerine ait nzıkları, düzenleri, durumları ve karakterleri vardır. Bunların işlerini çekip çevi­ren, durumlarına riayet edip gözetleyen, onlara iyilikte bulunan Yüce Allah’tır.

Özellikle yeryüzündeki canlıların söz konusu edilmesi, bunların kâfirler tarafından da görünüyor olmasından dolayıdır. Göklerdeki melekûtta ise tek başına Allah’tan başka hiç kimsenin bilmediği pek çok şeyler vardır. Orada gerçeğini Allah’tan başka hiç bir kimsenin idrak edemediği canlı varlıklar da vardır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Göklerin, yerin ve oralarda yaydığı her canlının yaratılışı O’nun ayetlerinden (birliğinin belgelerinden)dir. O dilediği zaman onları toplamaya elbette kadirdir.” (Şura, 42/29)

Yüce Allah “Kitap” diye sözü edilen Levh-i Mahfuzda söz konusu etmediği hiç bir şey bırakmamıştır. (Levh-i Mahfuz, gayb âleminde yaratılmış bir şey olup orada kıyamet gününe kadar mahlûkatın takdirleri ile ilgili olarak olmuş ve olacak her şeyin tedvin edildiği şeydir.) Yani bütün yaratıkların bilgisi Allah nezdindedir. O hiç bir şeyi unutarak rızık ve tedbirinin dışında bırakmaz; bu yaratık ister karada ister denizde, isterse de havada olsun. Nitekim Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır: “Yerde yürüyen ne kadar canlı varsa hep­sinin rızkını karşılamak Allah’a aittir. Onların duracak yerlerini de emanet edindikleri yerlerini de O bilir. Bunların hepsi apaçık bir kitaptadır.” (Hûd, 11/6)

Râzî ve bir grup müfessire göre bu konuda daha kuvvetli olan görüş, ki­taptan kastedilenin Kur’an-ı Kerim olduğudur. Çünkü bu kelimenin başına gelen elif-lâm daha önce sözü geçen kitap hakkındadır. Daha önce sözü geçen ki­tap ise Kur’an-ı Kerim’dir.

Daha sonra Yüce Allah, insan olsun hayvanlardan olsun bütün bu ümmet­leri diriltecek ve kıyamet gününde onları huzurunda toplayıp her birisine ame­linin karşılığını verecektir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Vahşî hayvanların bir araya toplandığı zaman…” (Tekvir, 81/5). İmam Ahmed, Ebu Zerr’den rivayetine göre Resulullah (s.a.) birbiriyle toslaşan iki koyun görür ve “Ey Ebu Zerr, bunların birbirleriyle ne için toslaştıklarını biliyor musun?” diye sorar. Ebu Zerr, “Hayır” deyince Resulullah (s.a.) şöyle buyurur: “Fakat Allah bunu bilir ve onlar arasında hükmünü verecektir.”

Ahmed b. Hanbel’in oğlu Abdullah da babasından naklettiği Müsned’inde Hz. Osman’dan rivayetine göre Resulullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz boynuzsuz koyun için kıyamet gününde boynuzlu koyuna kısas uygulanacak­tır.”

Abdürrezzak da Ebu Hureyre’den Yüce Allah’ın, “… hepsi mutlaka sizin gi­bi ümmetlerdir. Biz o Kitapta hiç bir şeyi eksik bırakmadık. Sonra hepsi Rablerinin huzurunda toplanırlar” buyruğu hakkında şöyle dediğini rivayet etmek­tedir: “Kıyamet gününde bütün mahlûkatı, hayvanları, kuşları ve her şeyi bir araya getirip toplar. O gün Allah’ın adaleti o dereceye ulaşır ki, boynuzlu ko­yundan boynuzsuzun hakkını alır. Sonra da, “Haydi toprak olunuz” der. İşte bundan dolayı kâfir, “Keşke toprak olsaydım” (Nebe, 78/40) diyecektir.

Allah’ın birliğine, peygamberinin doğruluğuna delâlet eden, yalanlayan kâfirlere gelince: Cahillikleri, bilgilerinin azlığı ve anlayışsızlıkları işitemeyen sağır ve konuşamayan dilsiz bir kimseyle örneklendirilmiştir. Bunlar kabul edecek şekilde hak ve hidayet çağrısını işitmezler. Bildikleri hakkı söylemezler. Karanlıklar içerisinde, şirkin, putperestliğin, cahili geleneklerin, bilgisizliğin ve kitaptan habersizliğin karanlıkları içerisinde bocalayıp dururlar. Böyle sağır ve dilsiz bir kimse nasıl doğru yolu bulabilir; yahut içinde bulunduğu karanlık­lardan nasıl çıkabilir ki? Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Onların misali bir ateş yakanın hali gibidir. O, etrafını aydınlatınca Allah nurlarını gi­derip kendilerini görmeyecek bir halde karanlıklar içerisinde bırakır. Sağırdır­lar, dilsizdirler, kördürler, artık onlar dönmezler.” (Bakara, 12/17-18). Onlar böyle şeyler üzerinde düşünmekten, bunlar hakkında kafalarını yormaktan ya­na gaflet içerisindedirler.

Yaratıkları hakkında dilediği gibi tasarrufta bulunan Yüce Allah’tır. Allah saptırmayı dilediğini saptırır, ona lütufta bulunmaz. Buna sebep ise onun lütfa lâyık olmayışıdır. Allah kime hidayet etmek isterse de ona lütfeder ve onu dos­doğru yol olan İslâm’a iletir. Çünkü o lutfedilmeye ehil olan kimsedir. Bu şekil­de lütuf görüşü Mutezile’nin görüşüdür.

Saptırmak ve hidayete iletmek, Yüce Allah’ın mahlukâta dair ezelî bilgisi­ne göre meşîeti ile olur. Allah’ın saptırdığı kimsenin onun hak davasından yüz çevirmesi, doğruya ulaştıran delil ve belgeler üzerinde düşünmeyip büyüklük taslaması dolayısıyladır. Allah kime de hidayet verirse yani ciddi bir şekilde düşünme, kulağını, basiretini, kalbini yani aklını kullanma kabiliyetini ihsan ederse, hidayetini de ihsan eder. Bunu insanlara miras yoluyla gelen veya gele­neksel etkenlerden dolayı değil bağımsız bir şekilde konu üzerinde düşündük­lerinden dolayı verir.

Advertisements