14

١٤

زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَاءِ وَالْبَنينَ وَالْقَنَاطيرِ الْمُقَنْطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالْاَنْعَامِ وَالْحَرْثِ ذلِكَ مَتَاعُ الْحَيوةِ الدُّنْياَ وَاللّهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الْمَابِ

(14) züyyine lin nasi hubbüş şehevati minen nisai vel benine vel kanatiyril mükantarati minez zehebi vel fiddati vel haylil müsevvemeti vel en’ami vel hars zalike metaul hayatid dünya vallahü indehu husnül meab

insanlara süslü gösterildi şehvet arzusu kadınlara ve oğullara karşı istifleri yüklerle yığılmış altın ve gümüş seçilip nişanlanmış atlar davarlar ve ekinler bunlar geçici menfaatidir dünya hayatının Allah’ın yanındadır akıbet güzelliği

(14) Fair in the eyes of men is the love of things they covet: women and sons heaped up hoards of gold and silver horses branded (for blood and excellence) and (wealth of) cattle and well tilled land. Such are the possessions of this world’s life but in nearness to Allah is the best of the goals (to return to).

1. zuyyine : süslü gösterildi
2. li en nâsi : insanlara
3. hubbu : sevgi, muhabbet
4. eş şehevâti : şehvetler, nefsin aşırı düşkünlükleri
5. min en nisâi : kadınlardan, kadınlara
6. ve el benîne : ve oğullara
7. ve el kanâtîri : ve kantarlarca, kantar kantar
8. el mukantarati : biriktirilmiş
9. min ez zehebi : altından, altın
10. ve el fıddati : ve gümüş
11. ve el hayli : ve atlar
12. el musevvemeti : salma atlar
13. ve el en’âmi : ve hayvanlar, davarlar
14. ve el harsi : ve ekinler
15. zâlike : bunlar
16. metâu : meta, fayda, menfaat
17. el hayâti : hayat
18. ed dunyâ : dünya
19. ve allâhu : ve Allah
20. inde-hu : O’nun yanında (O’nun katında)
21. husnu : güzel, en güzel
22. el meâbi : sığınılacak yer, sığınak


AÇIKLAMA

İnsanlara arzular sevdirildi, kalplerine ve gözlerine güzel gösterildi. O ka­dar ki bunlara duydukları sevgi içlerinde bir fitrî özellik halini almıştır. Kendi­sine süslü gösterilmeksizin bir şeyi seven bir kimsenin, bir gün gelip ondan yüz çevirmesi uzak değildir. Sevgisi kendisine süslü gösterilen kimse ise o şeyden kolay kolay yüz çeviremez. Kur”an-ı Kerim arzu edilen şeyleri onlar hakkında bizzat “arzunun kendisi” tabirini kullanarak ifade etmiştir. Böylelikle bunların arzulanan şeyler olduğunu mübalağa yoluyla ifade etmiş ve bununla -insan o şeye duyduğu sevgisini mutedil hale getirmeden, ona karşı içindeki güdüyü normalleştirmeden- şehvet ve arzunun yerilen bir şey olduğuna işaret etmiş ol­maktadır. Böylelikle dünyaya duyduğu sevgi onu kör bir sevgiye itmesin; geçici liderliğe, gelip geçen mala bağlılığı hakkın belirtilerini ortadan kaldırmaya, hak dine iman etmemeye sevk etmesin. O hakkı onlar çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar. Necran Hristiyanlan kafilesi ve onların dışındaki sair kâfir ön­derler gibi.

Arzulanan şeyleri süsleyen kimdir? Süsleyenin sınama ve imtihan için Allah olduğu söylenmiştir. Yani Yüce Allah insanların fıtratında bu arzulanan şeylere karşı sevgiyi yaratmıştır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Biz hangisi daha güzel amelde bulunacak diye sınamak için, yeryüzünde ne varsa ona bir süs kıldık.” (Kehf, 18/7); “İşte biz her ümmete amellerini süslü gösterdik.” (En’am, 6/108).

Süsleyenin vesvese ve arzu edilen şeylere duyulan eğilimleri güzelleştir­mek suretiyle ve saptırmak amacıyla şeytan olduğu da söylenmiştir. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Hani şeytan onlara yaptıklarını süslü göster­mişti…” (Enfal, 8/48).

Durum her ne ise, İslâm hem din hem dünyadır. Bu ayet-i kerimeden ka­sıt, arzu duyulan şeylere karşı itidalli bir sevgiyi engellemek, yasaklamak de­ğildir. Yasak olan, arzulara aşırı bağlı kalmak, bunlarla haddi aşmamak, bun­larla akide ve dine baskın gelinceye kadar, ahireti ihmal edinceye kadar meş­gul olmamaktır. Buna delil ise Yüce Allah’ın şu buyruğudur: “De ki: Allah’ın kulları için çıkardığı ziyneti, temiz ve hoş rızıkları kim haram kılmıştır1?” (A’raf, 7/37).

Daha sonra yüce Allah arzu edilen ve lezzet alınan altı grup şeyden söz et­mektedir. Bu altı grup şunlardır:

1- Kadınlar:

Erkek fıtrat olarak kadına bağlı, ona eğilimlidir. Kadın arzu edilen, ihti­mam gösterilen bir varlıktır. Erkeğin ruhu onunla sükûna kavuşur: “Size nefis­lerinizden, kendilerine ısınmanız için zevceler yaratmış olması, aranızda bir sevgi ve esirgeme yapması da O’nun ayetlerindendir.” (Rum, 30/21). Erkek, ka­dını için cömertçe malını harcar. Yüce Allah burada önce kadınlardan söz et­mektedir. Çünkü kadınların fitnesi daha ağırdır. Nitekim sahih hadiste Resulullah (s.a.)’ın şöyle buyurduğu sabit olmuştur: “Benden sonra erkekler için kadınlardan daha zararlı bir fitne unsuru bırakmış değilim.”

Kadınlara duyulan sevgi zamanla geçmekle birlikte, bunun zamanla sev­gileri geçmeyen çocuklardan önce söz konusu edilmesi, çocuğa karşı duyulan sevgide kadına duyulan sevgide olduğu gibi aşırılığın olmayışındandır.

Eğer erkeğin kadına bağlılığı orta yollu ise ve bundan kasıt iffetini koru­yup çokça çocuk sahibi olmak ise, bu istenen ve teşvik edilen bir şeydir, şer’an da menduptur. Çünkü Resulullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Dünya tümüyle bir metadır. Dünya metaının hayırlısı ise saliha kadındır.” Bir rivayette ise şöyle denilmektedir: “Dünya bir metadır. Dünya metaının hayırlısı ise saliha kadın­dır. Ona baktığı zaman onu sevindirir, ona emrettiği zaman ona itaat eder. Ya­nında hazır olmadığı zaman da hem kendi iffetinde hem de malında onu ko­rur.” Resulullah (s.a.) kadına karşı makul bir sevgi beslemeyi yasaklamayarak şöyle buyurmuştur: “Bana dünyanızdan kadın ve hoş koku sevdirildi. Namaz ise gözümün bebeği yapıldı. “

2- Çocuklar:

Bunlar, insanın kendi sulbünden gelen çocuklardır. Çocuklar insanın ciğe­rinin parçası, gözünün nurudur. Bununla birlikte sakınmayı gerektiren bir fit­nedirler. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Sizin mallarınız ve çocuklarınız bir fitnedir.” (Teğâbün, 64/15) Çocukların fitne olması ise, kişinin onlar için mal toplamakla sınanması demektir.

Çocuklara ve zevcelere sevgi beslemenin sebebi birdir: Bu ise insan türü­nün kalıcılığı, geriye güzel bir iz, nam ve şan bırakma arzusudur.

Ayet-i kerimede “oğullar” tabiri kullanılmakla birlikte bu, kızları da kap­sar. Çünkü âdeten erkek çocuğa karşı duyulan sevgi, kız çocuğa duyulan sevgi­den daha güçlüdür. Ayrıca namın insanlar arasında kalması oğullar yoluyla ol­maktadır. Diğer taraftan kız, akrabalarından ayrılmakta, bir başka aileye ka­tılmaktadır. Ayrıca babasına destek olması ve ihtiyaç halinde babasını koru­yup gözetmesi erkek çocuktan beklenir. Diğer taraftan kızların karşı karşıya kalabilecekleri tehlikeler erkeklerden daha çoktur.

3- Yığın Yığın Altın Ve Gümüş:

Bundan kasıt pek çok maldır. Çünkü Araplar “el-kanâtîr=kantarlar” ile pek çok malı anlatmak isterler. (Ayet-i kerimedeki) el-mukantara kelimesi de tekit içindir. Mala karşı sevgi insanlarda yer etmiş bir melekedir. Çünkü mal ihtiyaçların karşılanmasının, arzuların yerine getirilmesinin aracıdır.

Sünnet-i seniyyede şöyle bir rivayet gelmiştir: “Ademoğlunun bir vadi do­lusu malı olsa, onlara ikincisini katmaya çalışır. İki vadisi olsa üçüncüsünü katmaya çalışır. Ademoğlunun karnını ise topraktan başkası doldurmaz. Allah tevbe edenin de tevbesini kabul eder.”

Mal bizatihi mal olduğundan dolayı yerilmez. Çünkü mal Allah’ın bir ni­metidir. Onun yerilme sebebi tuğyana, büyüklenmeye ve fasıklığa götürmesi-dir. Yüce Allah’ın şu buyruğunda olduğu gibi: “Çünkü insan kendisini ihtiyacı yokmuş gördü diye gerçekten azar.” (Alak, 96/6-7). Eğer Müslüman maundaki Allah’ın ve insanların haklarını öder, nimete şükreder, malıyla akrabalık bağı­nı gözetir, malını Allah yolunda infak ederse bu hayırlı olur, mutluluk ve Allah’a yaklaşmak için bir sebep teşkil eder. Daha önce kaydettiğimiz hadis-i şe­rifte şöyle denilmektedir: “Salih (helâlden elde edilmiş) mal, salih kimseye ne güzel yakışır.”

4- Salma Güzel Atlar:

Yani işaretlenmiş yahut meralarda otlayan veya varlıklıların, beylerin bes­lediği soylu ve güzel cins atlar insanların birbirlerine karşı kendisiyle övündük­leri ve bu konuda birbirleriyle yarıştıkları metalardır. Eğer bunlar şerre, Allah’tan uzaklaşmaya, Allah’ın buyurduğu görevleri ihmal etmeye sebep teşkil ederse yerilir. Şayet Allah yolunda Yüce Allah’ın şu buyruğu ile amel etmek üzere cihad için kullanılacak olursa da övülür: “Siz de onlara karşı gücünüzün yettiği kadar güç ve (cihad için) bağlanıp beslenen atlar hazırlayın.” (Enfal, 8/60). İlim adamları, “Atlara karşı duyulan üç türlü sevgi”den söz eden hadis-i şerife dayanarak şöyle derler: Kimi zaman atlar sahipleri tarafından Allah yo­lunda hazırlık olmak üzere bağlanıp beslenir. Bu maksatla yapanlar sevap alır­lar. Kimi zaman Müslümanlara karşı övünmek kasdıyla bağlanıp beslenir; bu gibi atlar sahipleri için günah sebebidir. Kimi zaman da atlar iffetini korumak, neslini muhafaza etmek için olup Allah’ın bu atlardaki hakkı da unutulmaz. Bu şekilde at bağlayıp beslemek de sahibi için bir sitr (kötülükten korunma)dir.

5- Davarlar:

Pek yakın zamana kadar davarlar insanların servetlerinin temelini teşkil ediyordu, geçimleri onlarla oluyordu. Bunlarla övünür, bunların çokluğu ile birbirleriyle yarışırlardı. Eğer davarların sahibi onları geçim kasdıyla saklarsa yapılan bu iş bir hayır olur, şayet övünmek ve riyakârlık kasdıyla saklarsa bu da kötü olur.

6- Ekin ve Bitkiler:

Bu tip tarım ürünleri, çölde olsun şehirde olsun hayatın sürdürülmesi için lüzumludur. Buna duyulan ihtiyaç daha önce geçen bütün türlere duyulan ihti­yaçtan daha fazladır. Bunların sahibi bunlarla kullara faydalı olma kasdını gü­derse ecir alır. Eğer malını daha çok çoğaltmak, azıp şımarmak kasdını güder­se bu sefer bu, onun için kötü olur.

Arkasından Yüce Allah arzu duyulan bu altı grubu genel olarak nitelen­dirmektedir. Bunun sebebi ise dünyada kendilerinden faydalanılan bir meta ol­malarıdır. Güzel akıbet, yani ahiret hayatında güzel dönüş Allah nezdindedir. O bakımdan mümine düşen arzulanan ve sevilen bu şeylere aldanmamaktır. Mümin dünya hayatında geçim için mücerred bir araç haline getirmekle bunla­ra gereken itinayı (o çerçevede) gösterir ve bunlar onu ahirete doğru yolculu­ğunda dinî görevlerden alıkoymaz. Mümin her iki yurdun mutluluğu için çalı­şır. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Rabbimiz, bize dünyada da bir güzellik ver, ahirette de bir iyilik ver ve bizi o ateş azabından koru.” (Bakara, 2/201).

Advertisements