62

    RevelationCuzPageSurah
    102 18358Nur(24)

٦٢

اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذينَ امَنُوا بِاللّهِ وَرَسُولِه وَاِذَا كَانُوا مَعَهُ عَلى اَمْرٍ جَامِعٍ لَمْ يَذْهَبُوا حَتّى يَسْتَاْذِنُوهُ اِنَّ الَّذينَ يَسْتَاْذِنُونَكَ اُولءِكَ الَّذينَ يُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَرَسُولِه فَاِذَا اسْتَاْذَنُوكَ لِبَعْضِ شَاْنِهِمْ فَاْذَنْ لِمَنْ شِءْتَ مِنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمُ اللّهَ اِنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَحيمٌ

(62) innemel mü’minunellezine amenu billahi ve rasulih ve iza kanu meahu ala emrin camiil lem yezhebu hatta yeste’zinuh innellezine yeste’zinuneke ülaikellezine yü’minune billahi ve rasulih fe izeste’zenuke li ba’di şe’nihim fe’zel li men şi’te minhüm vestağfir lehümüllah innellahe ğafurur rahiym
Ancak mü’min olan o kimseler ki iman ederler Allah’a ve o’nun resullerine toplu bir işte onunla beraber (oldukları) zaman, ondan izin almadan, katiyen bırakıp gitmezler gerçekten senden izin isteyen kimseler işte onlar, iman edenlerdir Allah’a ve o’nun resullerine sonra (onlar) senden izin istediklerinde bazı işleri hususunda izin veriver onlardan dilediğin kimseye onlar için Allah’tan bağışlanma iste şüphe yok ki Allah bağışlayan, merhamet sahibidir

(62) Only those are Believers, who believe in Allah and His Messenger: when they are with him on a matter requiring collective action, they do not depart until they have asked for his leave those who ask for thy leave are those who believe in Allah and His Messenger so when they ask for thy leave, for some business of theirs, give leave to those of them whom thou wilt, and ask Allah for their forgiveness: for Allah is Oft-Forgiving, Most Merciful.

1. innemâ : ancak, sadece, fakat
2. el mu’minûne : mü’minler
3. ellezîne âmenû : Allah’a ulaşmayı dileyen, îmân eden kimseler
4. billâhi (bi allâhi) : Allah’a
5. ve resûli-hi : ve onun resûlü
6. ve izâ : ve olduğu zaman
7. kânû : oldular, idiler
8. mea-hu : onunla birlikte, beraber
9. alâ emrin : bir iş üzerine, bir iş için
10. câmiın : toplu olarak, toplanmış olarak
11. lem yezhebû : gitmezler
12. hattâ : oluncaya kadar, olmadıkça
13. yeste’zinû-hu : ondan izin isterler
14. inne ellezîne : muhakkak o kimseler, onlar
15. yeste’zinûne-ke : senden izin isterler
16. ulâike : işte onlar
17. ellezîne yu’minûne : îmân edenler
18. billâhi (bi allâhi) : Allah’a
19. ve resûli-hi : ve onun resûlüne
20. fe : öyleyse
21. izeste’zenû-ke (iza iste’zenû-ke) : senden izin istedikleri zaman
22. li ba’dı : bazısı için
23. şe’ni-him : onların işleri, halleri, durumları
24. fe’zen (fe izen) : o zaman izin ver
25. li men : o kimseye
26. şi’te : sen diledin
27. min-hum : onlardan
28. vestagfir (ve istagfir) : ve mağfiret dile
29. lehum : onlar için
30. allâhe : Allah
31. inne allâhe : muhakkak Allah
32. gafûrun : gafurdur, mağfiret edendir
33. rahîmun : rahîmdir, rahmet nuru gönderendir


SEBEB-İ NÜZUL

l. İbn İshak’ın ve Delâil’inde Beyhakî’nin Urve’den, Muhammed ibn Ka’b el-Kurazî’den ve başkalarından rivayetle tahric ettikleri bir haberde onlar şöyle anlatıyor: Hendek Gazvesi senesi Ebu Süfyân komutasındaki Kureyş’in gelip sel yataklarından Rûme kuyusu başına; Gatafân’ın gelip Uhud’un yanında Na’mâ’ya konduğunda Hz. Peygamber (sa)’e bu haber gelince Medine’nin etrafına hendek kazdırmıştı. Hendek kazma işinde bizzat kendisi çalışırken mü’minler de onunla birlikte çalışmaktaydılar. Bazı münafıklar ise işi ağırdan alıyor; evlerine misafir geldiği bahanesiyle Hz. Peygamber (sa)’den habersiz ve izinsiz olarak gizlice sıvışıyorlardı. Müslümanlardan herhangi birinin başına bir musibet veya hoşlanmadığı bir şey gelirse, gelip Hz. Peygamber (sa)’e söylüyor, O’ndan izin istiyor ve O’nun izin vermesiyle gidiyor; işlerini düzeltip tekrar hendek kazmadaki işinin başına dönüyordu. İşte Hz. Peygamber (sa)’den izin isteyerek işinden geçici olarak ayrılan o mü’minler hakkında Allah Tealâ: “Allah herşeye hakkıyla Alîm’dir.”e kadar olmak üzere (yani Sûrenin sonuna kadar) “Mü’minler, ancak Allah’a ve Rasûlü’ne iman edenler ve O’nunla birlikte bir işe karar vermek üzere toplandıklarında O’ndan izin isteyip alıncaya kadar ayrılıp gitmeyenlerdir…” âyet-i kerimelerini indirdi. Buna göre bu âyet-i kerime, Hendek Gazvesi senesi hendek kazılma sırasında nazil olmuştur.

2. Katâde’den rivayete göre Tebük Gazvesi hakkında nazil olan âyetlerden birisi olan “Allah seni affetsin, hak sana besbelli olup yalancıları bilmeden önce neden onlara izin verdin?” (Tevbe, 9/43) âyet-i kerimesinde, Tebük gazvesine katılmamak için mazeret bildirerek izin isteyenlere izin verdiği için Hz. Peygamber azarlanırken daha sonra bunda kendisine bir ruhsat olmak üzere Allah Tealâ: “O halde bazı işleri için senden izin istedikleri zaman sen de onlardan dilediğine izin ver ve kendileri için Allah’dan mağfiret dile…” âyet-i kerimesini indirdi.

Yine bu Tebük Gazvesi esnasında meydana gelen olaylar cümlesinden olarak Hz. Ömer’in ailesine dönmek için izin istemesi üzerine Hz. Peygamber (sa)’in ona izin verip sonra da münafıklara duyurmak maksadıyla yüksek sesle ona: “Git, vallahi sen münafık değilsin.” demesi; bunu duyan bazı münafıkların da: “Bu nasıl iş; arkadaşları izin istediğinde onlara izin veriyor, biz izin istediğimizde ise izin vermiyor. Vallahi biz onun adaletli davranmadığını görüyoruz.” demeleri üzerine bu âyet-i kerimenin nazil olduğu Dahhâk ve Mukatil’den rivayet edilmiştir.