41

    RevelationCuzPageSurah
    52 12225Hud(11)

٤١

وَقَالَ ارْكَبُوا فيهَا بِسْمِ اللّهِ مَجْريهَا وَمُرْسيهَا اِنَّ رَبّى لَغَفُورٌ رَحيمٌ

(41) ve kaler kebu fiha bismillahi mecraha ve mürsaha inne rabbi le ğafurur rahiym

dedi ki binin Allah’ın ismi ile gemiye dururken de giderken de (besmele çekin) şüphesiz benim Rabbim çok bağışlayan merhametlidir

(41) So he said: embark ye on the Ark, in the name of Allah, whether it move or be at rest for my Lord is, be sure, Oft-Forgiving, Most Merciful

1. ve kâle irkebû : ve dedi binin
2. fî-hâ : onun içine
3. bismillâhi (bi ismi allâhi) : Allah’ın adıyla
4. mecrâ-hâ : onun gidişi, akışı, yüzmesi
5. ve mursâ-hâ : ve onun demir atması (durması)
6. inne : muhakkak ki, şüphesiz
7. rabbî : benim Rabbim
8. le gafûrun : mutlaka mağfiret edendir (günahları sevaba çeviren)
9. rahîmun : rahîmdir (rahmet nuru gönderen)

AÇIKLAMA

Allah Tealâ Hz. Nuh’a haber veriyor ki daha önce iman etmiş olanlardan başka artık kavminden hiçbir kimse senin davetine iman etmeyecektir. O hal­de onlara üzülme, onların durumu seni endişelendirmesin.

Hz. Nuh (a.s.) da onlara “Ya Rabbi! Kâfirlerden yeryüzünde dolaşan tek ki­şi bırakma.” Nuh-26 diye beddua etti.

Tufandan kurtuluş vesilesi olan gemiyi gözlerimizin önünde yani bizim gö­zetimimiz, korumamız altında, yanlışlık yapmaman için sana nasıl yapılacağı­nı vahyimizle, yani öğrettiğimiz şekilde yap.

“Vahyimizle” ifadesi sana yapacağın şeyi öğretmemiz ile manasındadır. Ayette “gözlerimizle” kelimesinde çoğul kullanılması çokluğu değil azameti ifa­de etmektedir.

Kur’an-ı Kerim “gözler” kelimesini “mükemmel bir itina ve tam manasıyla gözetim” anlamında kullanmıştır. Meselâ Cenab-ı Hakkın Hz. Musa (a.s.)’ya “Gözümüzün önünde (korumam altında) yetişmen için” (Tâhâ, 20/39) şeklinde­ki sözü ve Peygamberimiz (s.a.)’e hitabı “Sen Rabbinin hükmüne sabret. Şüphe­siz sen gözlerimizin önündesin (himayemiz altındasın).” (Tur, 52/48) ayetlerin­de olduğu gibi Ya Nuh! Kavminin durumunu düzeltmek için ve şefaat etmen sebebiyle onlardan azabın kalkması hakkında bana yalvarma, bana bu konuda dua etme. Onlara azap vacip olmuştur. Onların tufanda boğulacağı hükmü ta­mamlanmıştır. Senden istenen şey onlara karşı acıma ve şefkat hissi duymamandır.

Hz. Nuh (a.s.) gemiyi yapmaya başladı. Kavminin ileri gelenlerinden bir grup ona her uğradıklarında onunla ve gemi yapmasıyla alay ediyorlar ve onları tehdit ettiği boğulma konusunu yalanlıyorlardı.

Hz. Nuh (a.s.) şiddetli bir korkutma ve kuvvetli bir tehdit ifadesiyle onlara şöyle dedi: Siz bizimle size göre hiçbir şey ifade etmeyen gemi yapma hususun­da alay ediyorsunuz. Biz de sizin şu anda bizimle alay ettiğiniz gibi gelecekte suda boğulurken sizinle alay edeceğiz. Dünyada suda boğulma, ahirette cehen­nemde yanma olayı meydana geldiği zaman sizin alay ettiğiniz gibi biz de si­zinle alay edeceğiz.

Dünyada rezil, rüsvay edici azabın kime geleceğini ahirette de ebedî, kalıcı azaba kimin uğrayacağını -şu işimiz bittikten sonra- yakında öğreneceksiniz.

Nihayet sağanak halinde yağan yağmurlarla helak etme emrimiz gelip tandırdan su fışkırmaya başladı ve tencerenin kaynayıp fokurdaması gibi su kaynayıp yükseldi.

Suyun tandırdan fışkırması Hz. Nuh (a.s.)’un bir mucizesi idi. İbni Abbas’tan gelen bir rivayete göre tandır, yeryüzü demektir; yani bütün yeryüzü fışkıran kaynaklar haline döndü. Hatta ateşin üstündeki tandırlardan sular fışkırmaya başlamıştı. Bu mana ayete verilen ilk manadır. Çünkü Araplar yer­yüzüne tandır ismi vermektedir.

Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: “Biz de boşanan sularla gök kapılarını açıverdik. Yeri de yarıp kaynaklar fışkırttık. Böylece takdir edilen bir iş için yerle göğün suları birleşiverdi. Biz de Nuh’u tahta ve çivilerden yapılmış bir gemiye bindirdik.” (Kamer, 54/11-13).

O zaman Nuh’a şöyle dedik: Hayvanların cinslerini korumak için her hay­van türünden birer çift gemiye yükle, müslüman olmayan hamının ile Yam ve­ya Kenan ismindeki oğlun hariç kadın, erkek bütün aile fertlerini de gemiye yükle. Bu ikisi, cehennemlik olduklarına dair haklarında önceden hüküm veril­miş kimselerdi. Allah bu ikisinin küfrü tercih edeceklerini bildiği için bu hük­mü vermişti, yoksa haşa bunlara küfür etmeyi takdir ederek bir mecburiyet al­tında bırakmamıştı.

Kavminden iman edenleri de yanına al. Zaten 950 sene kavmini imana da­vet etmesine ve davet müddetinin uzamasına rağmen kendisine pek az kişi iman etmişti. Bir rivayete göre sayıları kadın erkek altı veya sekiz kişi idi. Bunlarda Hz. Nuh (a.s.) ve hanımı ile üç çocuğu ve onların hanımları idi. İbni Abbas ise, “Hanımları dahil hepsi 80 kişi idiler” demiştir.

Cenab-ı Hak bu müminlerin zikre değmeyen azlıkları sebebiyle sayılarını açıklamaya gerek görmedi. Ayrıca gemiye yüklenen hayvan çeşitleri ve yükle­me şeklini de beyan etmedi. Bu durumun yorumu beşere bırakılmıştır.

Allah Tealâ’nın bildirdiğine göre Hz. Nuh (a.s.) gemiye yüklediği kişilere şöyle demişti. Gemiye binin. Bu geminin su üstünde yürümesi Allah’ın adıyla olur. Durması da Allah’ın adıyla olur. Yani bu geminin yürümesi ve durması bi­zim kuvvetimizle değil, Allah’ın emri ve kudretiyle olur, şüphesiz benim Rabbim kullarının günahlarını çok bağışlayıcı ve onlara çok merhamet edendir. Onun günahları bağışlaması ve size rahmet etmesi olmasaydı sizi boğulmaktan kurtarmazdı. “Benim Rabbim çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.” ifadesiyle gemide bulunanlara hitap edilmektedir.

Taberanî’nin Hüseyn b. Ali (r.a.)’den rivayet ettiğine göre Peygamberimiz (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Gemiye bindiklerinde (Bismillahil-Melikir-Rahma-ir-Rahiym. Bismillahi mecrâhâ ve mürsâhâ. İnne Rabbî le-gafûru’r-rahiym) demeleri ümmetimin boğulmasına karşı bir emniyettir.”

Taberanî’nin İbni Abbas’tan ettiği diğer bir rivayete göre, Peygamberimiz (s.a.) “Gemiye bindiklerinde “Bismillahil – Melikir – rahman. Ve ma kaderullahe hakka kadrihî… Bismillahi mecrâhâ ve mürsâhâ. İnne Rabbî Le-Gafûrur-Rahiym” demeleri ümmetimin boğulmasına karşı bir emniyettir” buyurmuştur.

Kâfirlerin toptan boğulmaları suretiyle intikam alınması zikredildikten sonra mağfiret ve rahmetin zikredilmesi Kur’an’ın zıtları ve birbirine karşı ifa­deleri bir arada toplama üslûbudur.

Yine “Şüphesiz Rabbin, azabı çok süratli olandır ve O çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.” (A’raf, 7/167).

“Şüphesiz Rabbin, zulmetmelerine rağmen tevbe eden insanlara karşı mağ­firet sahibidir (bağışlayıcıdır). Aynı zamanda Rabbin cezası çok şiddetli olan­dır. ” (Ra’d, 13/6) ve benzeri ayetlerde “rahmet” ile “intikam” bir arada zikredil­miştir.

Burada helak etme ve ezici gücünü ortaya koyma anında mağfiret ve rah­met ayetinin zikredilmesi Allah’ın tufanda boğulmaktan kurtardığı kullarına yaptığı lütfü beyan etmek içindir. Kullar her durumda Allah’ın yardımı, lütfü ve ihsanına muhtaçtırlar. İnsan normal olarak bir takım kusur ve hatalardan uzak kalamaz. Zira kulların belâlardan kurtulmaları -zannettikleri gibi- bilgi­lerinin fazlalığı ile değil, onların şüphelerini gidermek için sadece Allah’ın lütfuyladır

Advertisements