77

٧٧

اِنَّ فى ذلِكَ لَايَةً لِلْمُؤْمِنينَ

(77) inne fi zalike le ayatel lil mü’minin
gerçekten bunda inananlar için ayetler vardır

(77) Behold in this is a sign for those who believe

1. inne : muhakkak ki
2. : içinde, da, var
3. zâlike : işte bunda
4. le : elbette
5. âyeten : bir delil (ibret)
6. li el mu’minîne : mü’minler için, nefslerinin kalbine îmân yazılmış olanlar için


AÇIKLAMA
Ya Muhammed! İbrahim (a.s.)’ın misafirlerinden haber ver. Bunlar Allah’ın Lut kavmini helak etmek için gönderdiği melekler idi.

Hz. İbrahim (a.s.)’ın yanına girdiklerinde, selam dediler. Yani belâlardan, acılardan, korkulu şeylerden selâmette olasın. Hz. İbrahim (a.s.), Ebûd-Dîfan (misafir babası) künyesi ile anılırdı.

Hz. İbrahim (a.s.) misafirler eve izinsiz girdikleri için yahut kendilerine takdim ettiği yemeğe (kızgın ateşte kızartılmış yağlı danaya) el uzatmadıkları için misafirlere “Doğrusu biz sizden korkuyoruz” dedi.

Bu ifade gelenlerin kötülük kasdı güttükleri manasına gelir. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Ellerinin yemeğe uzanmadığını görünce durumları hoşuna gitmedi ve içine bir korku düşdü” (Hûd, 11/70).

Misafir melekler: Korkma! diye cevap verdiler. Hûd Suresi’nde ise “korkma, biz Lut kavmine gönderildik” (Hûd, 11/70) dedikleri yer almaktadır. Hud Suresi’ndeki bu ayet bu suredeki “Korkma” ifadesinin sebebini beyan etmektedir.

Burada ise bunun sebebini “Biz seni büyük ilim sahibi bir evlâtla müjdeliyoruz diyerek” ifade ettiler. Yani biz Allah’ın dinini gayet iyi anlayan, zeki ve ilim sahibi, ileride peygamber olacak bir evlâtla müjdelemek için sana geldik. Bu evlât Hûd Suresi’nde (71. ayette) geçtiği gibi İshak (a.s.) idi. Saffat Suresi’nde ise “Biz onu salihlerden, bir peygamberlerden olan İshak ile müjdeledik.” (Saffat, 37/112) buyurulmaktadır.

İbrahim (a.s.) kendisinin ve hanımının yaşlılığı sebebiyle çocuğun gelişini hayretle karşılayarak ve verilen vaadin mutlaka gerçekleşeceğini bilerek şöyle dedi: Bana yaşlılık isabet ettikten sonra böyle bir müjde mi veriyorsun? Hangi garib şeyle bana müjde veriyorsun? Yahut siz beni normal olarak tasavvur edilemeyen bir şeyle bana müjde veriyorsunuz. Bana neyi müjdeliyorsun? Yani siz bana gerçekte hiçbir şeyi müjdelemiyorsunuz. Çünkü bu gibi bir şeyle müjde vermek hiç müjde vermemek demektir.

Misafir melekler verdikleri müjdeyi te’kid ederek cevap verdiler. Hz. İbrahim’in misafirleri ona şöyle dediler: “Sana gerçek ve sabit olan bir şeyi müjdeliyoruz. Zira bu Allah’ın kudreti ve şaşmaz vaadidir. O halde sen ümitsizliğe ve çaresizliğe düşen kimselerden olma. İnsanı topraktan anasız, babasız vareden

Allah, onu başka herhangi bir şeyden, meselâ iki yaşlı ana-babadan da yaratmaya kadirdir”. Yani İbrahim (a.s.) normal olarak alışılmamış bir vakitte Allah’ın kendisine verdiği bu nimeti çok büyük bir nimet olarak kabul etmişti.

İbrahim (a.s.) misafirlere ümidini kesmediği şeklinde cevap verdi. Çünkü Allah’ın kudretinin ve rahmetinin bundan daha üstün olduğunu, Allah’ın rahmetinden ancak sapıkların -yani doğru yolu şaşıranların- ümit kestiğini biliyordu. Nitekim Yakup (a.s.) da: “Şüphesiz ki Allah’ın rahmetinden ancak kâfirler topluluğu ümidini keser.” (Yusuf, 121/87) demişti.

İbrahim Halilullah (a.s.) bu müjdenin kesinliğini, gelen misafirlerin me lekler olduğunu anlayıp da korku ve endişesi gidince, onlara böyle gizlice gelmelerinin sebebini sordu: Ey elçi olarak gelen melekler! Bu müjdeden başka sizin gönderilmenize sebep nedir? Asıl meseleniz nedir?

İbrahim (a.s.) sanki gelenlerin durumundan onların müjdeden başka asıl bir vazifeleri olduğunu anladı. Çünkü Hz. Zekeriya ve Hz. Meryem (a.s.)’a olduğu gibi bir müjdeci yeterliydi.

Misafir melekler İbrahim (a.s.)’e şu cevabı verdiler: Biz mücrim, ve müşrik bir kavim olan, haramları işleyen kadınları bırakıp da erkeklere şehvetle yaklaşan Lut kavmini helak etmek için gönderildik.

Sonra da Lut kavmi içinde Lut (a.s.) ailesini kurtaracaklarını ancak kavmiyle gizli anlaşma içerisinde bulunan Lut’un karısının helak olan kâfirlerle birlikte helak olup gideceğini haber verdi. Biz Lut (a.s.) ailesinin hepsini bu azaptan, tamamen yok olma azabından kurtaracağız. Ancak Cenab-ı Hak, Lut’un karısının kavminin pis emellerine yardım etmesi sebebiyle, helak olanlarla birlikte helak olmasını takdir etmiştir.

Takdir eden bizzat Cenab-ı Hak olduğu halde, meleklerin Allah’a olan yakınlıkları ve özel durumları sebebiyle, melekler “Takdir ettik” ifadelerinde takdir etmeyi kendilerine nispet ettiler. Tıpkı emreden kralın bizzat kendisi olduğu halde kralın imtiyazlılarının “şöyle yaptık, böyle emrettik” demeleri gibi.

Bundan sonra helak ve azab kıssası, meleklerin Lut (a.s.)’a gelişleri kıssası başladı: Meleklerin İbrahim (a.s.) ile olan vazifeleri sona erince, İbrahim (a.s.)’e evlâd müjdesi verip kendilerinin mücrim, suçlu bir kavme azap vermek için gönderildiklerini haber verince, bundan sonra güzel yüzlü gençler şeklinde Sodom kasabasında bulunan Lut (a.s.) ve ailesine gittiler.

Lut (a.s.) ve kavmi gelen misafirlerin melek olduğunu İbrahim (a.s.)’in hemen tanıdığı gibi tanımamışlardı. Lut (a.s.) onlara: Doğrusu siz tanınmayan kişilersiniz. Yani siz benim tarafımdan tanınmayan, gönlüme endişe veren kişilersiniz. Bana insanların ansızın hücum etmesinden korkarım. Siz hangi kavimdensiniz? dedi.

Nitekim bir başka ayette: “Elçilerimiz Lut’a gelince hoşuna gitmedi. Sıkıntıya düştü ve işte bugün zor bir gündür, dedi.” (Hûd, 11/77).

Denilmiştir ki: Lut (a.s.) onların bu yakışıklı, güzel hallerinden hoşlanmadı. Onları parlak, güzel yüzlü delikanlılar olarak görünce kavminin onlara kötülük yapmasından korktu.

Misafir melekler, Lut (a.s.)’a: “Biz” seni memnun edecek bir görevle “kavminin meydana geleceğini şüphe ile karşıladıkları” seni yalanladıkları “azab” etme, ve yok etme görevi “ile geldik, dediler.”

Sonra da bu zikrettiklerini: “Biz sana gerçeği getirdik”. Yani muhakkak olacak bir emri, meydana geleceğinde hiç şüphe bulunmayan değişmez bir emri yani Lut kavmine azap edilmesi emrini getirdik sözleriyle te’kid ettiler. Bu ayet tıpkı “Biz melekleri ancak Hak ile göndeririz” (Hijr,8 ayeti) gibidir.

“Biz elbette doğru sözlü kimseleriz” Bu, diğer bir te’kiddir. Yani sana haber verdiğimiz şekilde kavminin helak edilmesi ve sana tabi olan müminlerle birlikte senin kurtulman hususunda biz doğru sözlü kimseleriz.

Melekler azabın mutlaka gerçekleşeceğini ve Hz. Lut (a.s.)’ın yaptığı dine davette doğru sözlü olduğunu ispat etmek için sadece vazifelerini tavsif ettiler, onlara azap edecekleri hususunda açık bir ifade kullanmadılar.

Bundan sonra Lut (a.s.) ile ona tabi olanlara kurtuluş planını bildirme ve “infaz” merhalesi başladı.

Hz. Lut (a.s.)’a: “Geceleyin bir ara aileni yola çıkar.” Gecenin bir kısmı geçtikten sonra sadece iki kızından ibaret olan aileni yola çıkar. Sen de onları koruyucu olmak üzere ailenin peşinden yürü.

“Sizden hiçbir kimse arkasına bakmasın” Yani kavminize gelen çığlığı duyduğunuz zaman onlara dönüp bakmayın. Onları kendilerine isabet eden azab ve işkence içinde olduğu gibi bırakın, kalbiniz onlar için duygulanmasın, şefkat beslemesin.

Bu yasaklamayı “Emrolunduğunuz yere doğru yola devam edin” sözüyle te’kid ettiler. Yani hiç ardınıza dönüp bakmadan Rabbinizin emriyle -İbni Abbas’ın dediği gibi- Şam’a doğru yürüyün. Yahut Lut kavminin amelini yapmayan belirli bir kasabaya gitmelerini emreden Cebrail’in yönelttiği şekilde yürüyün.

Allah, Lut (a.s.)’a bu infazın sür’atle meydana geleceğini vahyederek şöyle buyurdu: “İşte biz Lut’a bu emri kesin bir hüküm olarak bildirdik.” Ona kavminin helak oluşunun artık kesin olarak verilmiş bir hüküm olduğunu ve kavminin ilk kişiden son kişiye kadar sabah vakti tamamen helak olacağını vahyettik, bu durumu bu şekilde takdim ettik. Başka bir ayeti kerimede buyurulduğu gibi: “Onlara vaad edilen helak vakti bu sabahtır. Sabah da yakın değil mi?” (Hûd, 11/81).

“Onların kökü kesilecektir” tabiri yani son nefere kadar yok edilecek, onlardan hiçbir kimse kalmayacaktır demektir.

Bundan sonra Allah Tealâ bu olay esnasında Lut kavminin gelen bu misafirleri lekelemeye kararlı olduğunu zikrederek şöyle buyurdu.

“Şehir halkı sevinç içerisinde Lut’a geldiler” Yani Lut kavmi olan Sodom halkı Lut (a.s.)’ın misafirlerini ve onların yüzlerinin güzelliğini görünce onlarla iğrenç işlerini yapabileceklerini ümit ederek sevinç içerisinde ve şımarık tavırlarla Lut (a.s.)’a geldiler.

Bu Lûtîlik (homoseksüellik), gelen yabancı misafire ikramda bulunmak, iyilik yapmak gibi güzel örflere ve selim zevklere taban tabana zıt gayet feci bir suç, iğrenç bir durumdur.

Denilmiştir ki: Misafir melekler son derece güzellik içerisinde olunca onların haberi meşhur olup Lut kavmine ulaşmıştı. Yine denilmiştir ki: Lut’un karısı kavmine bu durumu bildirmişti. Hangi şekilde olursa olsun Lut kavmi: “Lut’a misafir olarak üç oğlan gelmiş, kendilerinden daha güzel yüzlü, fizikî şekli daha güzel hiç kimse görmedik”, dediler. Hemen Lut (a.s.)’ın evine gittiler.

Lut (a.s.) kavmine iki tesirli cümle söyledi: Birincisi: “Bu gençler benim misaftrlerimdir” onların yanında utanca sebep olacak şeyi işlemek suretiyle “Beni rezil etmeyin.” Misafiri ağırlamak mecburiyeti vardır. Onlara bir kötülük yapmaya kalkışırsanız bu, beni hiçe saymak demektir.

İkinci cümle birincisini te’kid ediyordu: “Allah’tan korkun” Allah’ın azabından korkun “Beni rüsvay etmeyin.” Yani misafirlerimi zelil etmek, küçük düşürmek suretiyle beni küçük düşürmeyin. Onları lekelemek suretiyle beni rezil-rüsvay olma horlanma ve utanç içerisine düşürmeyin.

Lut kavmi ona şöyle cevap verdiler: “Biz seni başkalarıyla ilgilenmekten menetmemiş miydik? “Biz fuhuş yapmak istediğimiz her hangi bir kişi hakkın da konuşmanı, onu korumayı sana yasaklamamışmıydık? Bir kimseyi misafir etmekten menetmemiş miydik?

Lut (a.s.) kavmini irşad etmek üzere şu cevabı verdi: “Eğer nikâhlayacaksanız işte kızlarım!” Eğer size emrettiğim şeyi yapacaksanız, benim görüşümü kabul edecekseniz Allah’ın size helâl kıldığı kadınlarla evlenin, erkeklerle ilişki kurmaktan sakının.

Burada “kızlarım” derken, kavminin kadınlarını kasdetmiştir. Çünkü bir ümmetin rasulü onların babası yerindedir. Nitekim Cenab-ı Hak peygamberimiz hakkında “Peygamber müminlere kendi öz nefislerinden daha evlâdır. Peygamber hanımları da müminlerin anneleridir.” (Ahzab, 33/6) buyurmaktadır. Übeyy b. Ka’b kıraatinde peygamber onların babasıdır, şeklinde ifade de vardır. Denilmiştir ki: Kızlarından murad, sulbünden olan kızlarıdır, yani onlarla evlenmeyi teşvik etmiştir.

Bütün bunlar olurken, onlar kendileri için murad edilen şeyden, etraflarını kuşatan belâdan ve kararlaştırılan azaptan başlarına ne geleceğinden habersiz ve gafil bir durumdaydılar.

Bunun için Allah Tealâ Muhammed (s.a.)’e yahut melekler Lut (a.s.)’a şöyle dedi: “(Ey Peygamber!) Ömrün hakkı için onlar sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı.” (Hijr: 72). Yani Ey Rasulüm! Senin hayatına, ömrüne ve dünyada kalmana yemin ederim. Bu ifadede büyük bir şereflendirme ve yüce bir makam tayini vardır. Onlar sapıklıkları için şaşkınlık içinde bulunuyorlardı. Onlar senin nasihatlerine aldırış etmezler, doğru ile yanlışı birbirinden ayıramazlar.

İbni Abbas diyor ki: Allah, Muhammed (s.a.)’den daha değerli hiçbir kimseyi yaratmamıştır. Allah’ın ondan başka hiçbir kimsenin hayatına yemin ettiğini duymadım.

Bundan sonra Allah Tealâ onların azabının cinsini bildirmek üzere şöyle buyurdu: “Şafak vakti onları korkunç bir çığlık yakaladı” Onlara Cebrail (a.s.)’ın korkunç derecede yüksek, dehşetli sesi inmişti. Bu çığlık güneş doğar ken onlara gelen helak edici korkunç sesti.

(Müşrikıyn) Şafak vaktine girdikleri halde demektir. Başlangıcı sabah namazı vakti, sonu güneşin doğduğu zamandır. Bu sebeple önce (Musbıhıyn): Sabah vaktine girdikleri halde denmiş, daha sonra (Müşrikıyn): Şafak vaktine girdikleri halde denmiştir.

“Çığlığın yakalanması” onları kahretmesi ve tamamen hâkim olmasıdır. Bu ses kasabalarının ta göklere kadar yükseltilip sonradan da altüst edilmesi ne ve üzerilerine pişmiş taşların gönderilmesine sebep olmuştur. Sayha, gökyüzünden gelen helâkedici şiddetli sestir.

“Biz onların kasabalarının üstünü altına çevirdik. Üzerilerine kızgın taşlar yağdırdık” ayetinin ihtiva ettiği mana budur. Yani biz şehrin üstünü, yer üstünde bulunan kısmını yerin dibine derinliklerine geçirdik. Ters-yüz ettik. Onların üzerlerine ateşte pişirilmiş kızgın, taşlaşmış çamurdan taşlar indirdik.

Geçen ifadelerden anlaşılmaktadır ki bu ayet Allah’ın onlara üç çeşit azap la azabettiğini bildirmektedir.

1- Korkunç şiddetli ses

2- Kasabaların ters-yüz edilmesi

3- Üzerlerine kızgın taşların yağdırılması.

Bundan sonra bu kıssadan alınacak ibreti zikrederek şöyle buyurdu: “Şüphesiz bunda ince düşünenler için nice ibretler vardır” Yani Lut kavmine gelen bu azab hakkında olaylardan ibret alan, küfür ve fuhuş ehline gelecek acıklı cezayı anlayan ince düşünceli ve feraset sahibi kimseler için nice ibretler vardır.

Bu münasebetle şunu ilâve edebiliriz: Buharî’nin et-Tarih el-Kebîr kitabın da, Tirmizî, İbni Cerir, İbni Ebî Hatim, Ebû Nuaym ve İbni Merdüveyh’in Ebu Said el-Hudrî’den rivayet ettikleri hadis-i şerifte Efendimiz (s.a.)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmektedir: “Müminin ferasetinden korkun. Çünkü o Allah’ın nuruyla bakar.” Bundan sonra Efendimiz (s.a.) şu ayeti okudu: “Şüphesiz bunda ince düşünenler için nice ibretler vardır.”

Bundan sonra Cenab-ı Hak Mekke halkı ve benzerlerini olanlardan ibret almaya yöneltti ve şöyle buyurdu: “O ülkenin harabeleri yolunuz üzerinde dimdik ayakta durmaktadır.” Yani bu azabın isabet ettiği Sodom şehri bilinen bir yol üzerindedir. Oradan gelip geçen yolculara gizli-kapalı değildir. Kalıntıları günümüze kadar ayakta kalmıştır. Hicaz-Şam yolu üzerindedir. Bir başka ayette ise şöyle buyurulmuştur: “Şüphesiz sizler sabah-akşam onların memleketlerinden geçiyorsunuz. Hiç düşünmezmisiniz?” (Saffat, 37/137-138).

“Şüphesiz ki bunda müminler için ibret vardır” Yani Lut kavmine yaptığımız bu helak ve yok etme, Lut’u ve ailesini kurtarmamız hususunda Allah’a ve peygamberlerine iman edenler için açık bir delil vardır. Yani bu kıssanın hedefinden gerçekten yararlananlar bu azabın Allah’ın peygamberlerinin intikamını almak olduğunu idrak eden müminlerdir. Allah’a inanmayanlara gelince bu helaki tabiatın yaptığını ve yeryüzündeki bazı değişikliklerden kaynaklandığını iddia etmektedirler.

Advertisements