9

٩

ذلِكَ بِاَنَّهُمْ كَرِهُوا مَا اَنْزَلَ اللّهُ فَاَحْبَطَ اَعْمَالَهُمْ

(9) zalike bi ennehüm kerihu ma enzelellahü fe ahbeta a’malehüm
Böylece onlar hoşlanmamışlardır Allah’ın indirdiği kitaptan artık onların amelleri boşa çıkmıştır

(9) That is because they hate the Revelation of Allah so He has made their deeds fruitless.

1. zâlike : işte bu
2. bi enne-hum : muhakkak ki onlar
3. kerihû : çirkin, kötü gördüler
4. : şeyi
5. enzelallâhu : Allah’ın indirdiği
6. fe ahbeta : o zaman boşa çıkardı
7. a’mâle-hum : onların amellerini

ذَلِكَ işte böyleبِأَنَّهُمْ çünkü onlarكَرِهُوا çirkin gördülerمَا أَنزَلَ indirdiğiniاللَّهُ Allah’ınفَأَحْبَطَ bundan dolayı O da boşa çıkardıأَعْمَالَهُمْ onların amellerini


AÇIKLAMA

“(Savaşta) inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun.” Yani savaşta kâfirlerle karşı karşıya geldiğiniz zamanda onları kılıçlarla biçin ve boyunlarını vurun. Bu, müslümanlarla anlaşmaları bulunmayan müşrik ve Ehl-i Kitap (Yahudi ve Hristiyan) kâfirleriyle, savaşın gerekçe­leri oluşup, zulüm dayanılmaz bir hale geldiğinde, cihad emridir. Artık bu, şefkat ve barışın olmayacağı bir savaştır. Bu kâfirlere karşı harbin tabiatı neyi gerektiriyorsa o silahı kullanmak gerekir. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Fitne tamamen yok edilinceye ve din (kulluk) de yalnız Allah için oluncaya kadar onlarla savaşın. Şayet vazgeçerlerse zalimlerden başkasına düşmanlık ve saldırı yoktur.” (Bakara, 2/93).

Ayet esaretten sonra karşılıksız salıvermekle fidye alarak serbest bı­rakmak arasında müslümanları muhayyer bırakmaktadır. Sünnette ise kâ­firleri esir aldıktan sonra maslahat için katlin caiz olduğu beyan edildiği gibi, geçmişte hakim olan adete uygun olarak ve misli ile muamele edilerek köle yapmanın da mubah olduğu beyan edilmiştir. Doğrusu bu ayet Bedir savaşından sonra nazil olmuştur. Bu sebeple yüce Allah, kendilerinden fid­ye almak için o gün pek çok esir elde etmelerine karşı müminlere sitem et­miştir.

Sonra yüce Allah savaşın meşru olmasındaki hikmeti şöyle diyerek be­yan etmiştir:

“Durum şu ki, Allah dileseydi onlardan intikam alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek ister.” İşte bu, kâfirle savaşmanın hükmüdür. Müminler! Siz savaşmadan da, Allah, düşmanlarından intikam almaya; yere batırma, zelzele ve suya garketme gibi dilediği azap çeşitleriyle onları helak etmeye kadirdir. Allah ancak size onlarla harp etmeyi şunun için emretmiştir: Sizi birbirinizle denemek, Allah yolunda cihad edenleri ve bu yolun zorlukları­na karşı sabredenleri ortaya çıkarmak, bunların mükâfatlarını artırmak ve bunların eliyle kâfirleri cezalandırmak, azap gelmeden önce ölüm kor­kusunun onları imana sevketmesi içindir. Dolayısıyla cihadın hikmeti in­sanları imtihan etmek, zorluklara karşı sabırlarını denemektir: “Yoksa Allah içinizden cihad edenleri belli etmeden sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete gireceğinizi mi sandınız?” (Ali İmran, 3/142)

Sonra da Allah Tealâ kendi yolunda cihad eden şehidlerin mükâfatını şöyle dile getirmiştir:

1- “Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların yaptıklarını bo­şa çıkarmaz.” Yani şüphesiz Allah yolunda öldürülenlerin ecrini Allah zayi etmez. Kâfirlerin amelleri zayi olduğu gibi, Allah müminlerin amellerini boşa çıkarmayacaktır.

Ahmed b. Hanbel, Tirmizi ve İbni Mace’nin Mikdad b. Ma’di Karib el-Kindi (r.a.)’den rivayet ettiklerine göre Allah Rasulü (s.a.) şöyle buyurmuş­tur: “Şüphesiz Allah yanında şehidin altı özelliği vardır: Kanının ilk aktığı anda günahlarının affedilmesi, cennetteki makamını görmesi, iman elbise­sini giymesi, hurilerle evlendirilmesi, kabir azabından kurtarılması ve bü­yük korkudan emin olması. Şehidin başına inci ve yakutla süslü vakar tacı takılır. Ondaki bir yakut, dünyadan da içindekilerinden de daha kıymetli­dir. Şehid, yetmiş iki huri ile evlendirilir, akrabalarından yetmiş kişi hak­kında şefaatçi kılınır.”

Müslim’in Sahihinde de Abdullah b. Amr ve Ebu Katade’den rivayete göre Allah Rasulü (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Şehidin borcu hariç bütün gü­nahları bağışlanır.”

2- “Allah onları muratlarına erdirecek, gönüllerini şadedecek ve onları, kendilerine tanıttığı cennete sokacaktır.” Yani yüce Allah onları, sevdiği ve razı olduğu amelleri yapmaya muvaffak kılacak, onlara cennetin yolunu gösterecek, ahiretteki hal ve durumlarını düzeltecek, amelleri korunup ebedileştirecek, onları cennet bahçelerine koyacak, orada sevinip mutlu olacak­lardır. Allah Tealâ bu cenneti onlara bildirmiş ve yolunu göstermiş olacak­tır, onlar kılavuzsuz cennetteki evlerini ve makamlarını bulacaklardır.

Buhari’nin Sahihi’ndeki bir hadis-i şerifte şöyle denilmektedir: “Ca­nım kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki, cennet ehlinden biri cennet­teki menzilini, dünyadaki evinden daha iyi bilecektir.”

Mücahid de şöyle demiştir: Cennet ehli cennetteki evlerini ve mesken­lerini Allah’ın kendilerine taksim ettiği şekilde hata yapmadan, sanki ya­ratıldıklarından beri oranın sakinleri imiş gibi, kimseye yol sormadan bu­lacaktırlar. “Allah onları hidayete iletecek ve durumlarını düzeltecektir.” ayetinde lafız ve mana açısından yukarıda geçen ayetler dikkate alındığın­da, bir tekrar var, bu açık. Birincisi nimetin sebebi, ikincisi nimetin kendi­sidir.

İnsanlar cennette amellerine göre derece sahibi olacaklardır. Nitekim Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: “Herkesin yaptıkları işlere göre dereceleri vardır.” (Enam, 6/132).

Sonra yüce Allah müminlere, dinine yardım etmek şartıyla, zafer müj­desi verdi ve onları bu şartı gerçekleştirmeye teşvik ederek şöyle buyurdu: “Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a (Allah’ın dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı kaydırmaz. “Allah’a, Kur’an’a ve İslâm’a ina­nan müminler! Eğer siz Allah’ın dinine yardım ederseniz, o da düşmanları­nıza karşı size yardım eder; savaş anında harp meydanlarında ayaklarınızı kaydırmaz; nihayet galebe, izzet ve üstünlük sizin olur ve Allah’ın kelimesi (davası) en yücelerde bulunur.

Bunu pekiştirmek ve müminlerin kalplerini güçlendirmek için Allah Tealâ mücahitlerin mükâfatını beyan ettikten sonra kâfirlerin cezasını zik­rederek şöyle buyurdu:

“İnkâr edenlere gelince onların hakkı yıkımdır. Allah onların yaptıkla­rını boşa çıkarmıştır.” Allah’ı ve peygamberin risaletini inkâr edenler için hüsran, rüsvaylık ve bedbahtlık vardır. Yüce Allah onların amellerini hiçe sayarak boşa çıkarmıştır. Dolayısıyla onların bu ameller sebebiyle hiçbir mükâfatları olmadığı gibi, ahirette de umulacak hiçbir hayırları yoktur. “…onlara yıkım vardır…” sözü, Allah’ın dinine ve Rasulüne yardım edenle­rin ayaklarının kaydırılmamasına mukabildir.

Daha sonra da yüce Allah, bu hüsranın, amelleri boşa çıkarmanın, kü­für ve dalâlet üzerinde devam etmenin sebebini şöyle diyerek belirtti:

Bunun sebebi, Allah’ın indirdiğini beğenmemeleridir. Allah da onların amellerini boşa çıkarmıştır. Bu helak ve amellerin boşa gitmesi onların Allah’ın Kur’an’ında peygamberi Muhammad (s.a.)’e indirdiği emir ve yasak­ları (teklifleri) beğenmemeleri yüzündendir. Onlar, Allah’ın Kur’an’ını iste­mezler, sevmezler. Bu sebeple Allah da onların amellerini boşa çıkarmıştır. Amellerden maksat, küfür halinde yaptıkları hayır amelleridir. Çünkü kâ­firin yaptığı amel, müslüman olmadan kabul edilmez.