68

٦٨

قَالُواادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِىَ قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ لَافَارِضٌ وَلَابِكْرٌ عَوَانٌ بَيْنَ ذلِكَ فَافْعَلُوا مَاتُؤْمَرُونَ

(68) Kalüd ü lena rabbeke yübeyyil lena ma hiye kale innehu yekulü inneha bekaratün la fariduv ve la bikr avanüm beyne zalik fef’alu ma tü’merun

Dediler ki bizim için dua et Rabbine o sığırın mahiyetini bize bildirsin dedi o söylüyor gerçekten o sığır ne çok yaşlı ne de çok gençtir böylece ikisinin ortası yaşta artık emrolunanı yapınız

(68) They said: “Beseech on our behalf Thy Lord to make plain to us what (heifer) it is!” He said: “He says: the heifer should be neither too old nor too young, but of middling age: now do what ye are commanded!”

1. kâlû : dediler
2. ûd’u : dua et
3. lenâ : bize, bizim için
4. rabbe-ke : senin Rabbin
5. yubeyyin : açıklasın
6. lenâ : bize
7. : ne, nasıl
8. hiye : o
9. kâle : dedi
10. inne-hu : muhakkak ki o, şüphesiz o
11. yekûlu : diyor, söylüyor
12. inne-hâ : muhakkak ki o
13. bakaratun : bir inek
14. lâ fâridun : yaşlı olmayan
15. ve : ve
16. lâ bikrun : çok genç olmayan
17. avânun : orta yaşta
18. beyne zâlike : bu (ikisi) arasında
19. fe : artık, böylece
20. if’alû : yapın
21. : şey
22. tu’merûne : emrolundunuz

قَالُواdediler kiادْعُdua et deلَنَاbizim içinرَبَّكَrabbineيُبَيِّنْiyice açıklasınلَنَاbizeمَاnasıl olduğunuهِيَonunقَالَdedi kiإِنَّهُmuhakkak oيَقُولُbuyuruyor ki إِنَّهَاgerçekten oبَقَرَةٌbir sığırdırلَا فَارِضٌne yaşlıوَلَا بِكْرٌne de gençعَوَانٌorta yaştaبَيْنَ ذَلِكَbunların arasında فَافْعَلُواartık yapınمَا تُؤْمَرُونَ emrolunduğunuz şeyi

Advertisements