31

    RevelationCuzPageSurah
    102 18352Nur(24)

٣١

وَقُلْ لِلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ اَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدينَ زينَتَهُنَّ اِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلى جُيُوبِهِنَّ وَلَا يُبْدينَ زينَتَهُنَّ اِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ اَوْ ابَاءِهِنَّ اَوْ ابَاءِ بُعُولَتِهِنَّ اَوْ اَبْنَاءِهِنَّ اَوْ اَبْنَاءِ بُعُولَتِهِنَّ اَوْ اِخْوَانِهِنَّ اَوْ بَنى اِخْوَانِهِنَّ اَوْ بَنى اَخَوَاتِهِنَّ اَوْ نِسَاءِهِنَّ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُنَّ اَوِ التَّابِعينَ غَيْرِ اُولِى الْاِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ اَوِ الطِّفْلِ الَّذينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلى عَوْرَاتِ النِّسَاءِ وَلَا يَضْرِبْنَ بِاَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْفينَ مِنْ زينَتِهِنَّ وَتُوبُوا اِلَى اللّهِ جَميعًا اَيُّهَ الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

(31) ve kul lil mü’minati yağdudne min ebsarihinne ve yahfazne fürucehünne ve la yübdine zinetehünne illa ma zahera minha vel yadribne bi humurihinne ala cüyubihinne ve la yübdine zinetehünne illa li büuletihinne ev abaihinne ev abai büuletihinne ev ebnaihinne ev ebnai büuletihinne ev ihvanihinne ev beni ihvanihinne ev beni ehavatihinne ev nisaihinne ev ma meleket eymanühünne evit tabiiyne ğayri ülil irbeti miner ricali evit tiflillezine lem yazheru ala avratin nisai ve la yadribne bi ercülihinne li yu’leme ma yuhfine min zinetihinn ve tubu ilellahi cemian eyyühel mü’minune lealleküm tüflihun
Mü’min kadınlara söyle gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar namuslarını da korusunlar kadınlık ziynetini açığa çıkarmasınlar onların zaruri açıkta kalan (yüz ve elleri) hariç ve baş örtülerini yakalarının üzerine bıraksınlar ancak (zaruri açık kalan) ziynet yerlerini kocalarının yanında açabilirler yahut kendi babalarına yahut kendi kocalarının babalarına yahut kendi oğullarına yahut kocalarının oğullarına yahut kendi kardeşlerine yahut kendi erkek kardeşlerinin oğullarına yahut kendi kız kardeşlerinin oğullarına yahut müslüman kadınlara yahut evlerdeki cariyelere yahut erkek oldukları halde kadınlara karşı istek ve ihtiyaç duymayan hizmetçilere yahut (henüz) kadınların cinselliklerine karşı hisleri açığa çıkmamış çocuklara ve kadınlar ayaklarını yere vurmasınlar gizli olan vücut ziynetlerinin bilinmesi için Allah’a toptan tövbe ediniz ey mü’minler! umulur ki siz felah bulursunuz

(31) And say to the believing women that they should lower their gaze and guard their modesty that they should not display their beauty and ornaments except what (must ordinarily) appear thereof that they should draw their veils over their bosoms and not display their beauty except to their husbands, their fathers, their husband’s fathers, their sons, their husband’s sons, their brothers or their brother’s sons, or their sister’s sons, or their women, or the slaves whom their right hands possess, or male servants free of physical needs, or small children who have no sense of the shame of sex and that they should not strike their feet in order to draw attention to their hidden ornaments. Turn ye all together towards Allah, And O ye Believers! that ye may attain Bliss.

1. ve kul : ve de
2. li el mu’minâti : mü’min kadınlara
3. yagdudne : çeksinler, indirsinler
4. min ebsâri-hinne : (onların) gözlerinden, bakışlarından, bakışlarını
5. ve yahfazne : ve korusunlar
6. furûce-hunne : (onların) ırzları
7. ve lâ yubdîne : ve açmasınlar
8. zînete-hunne : (onların) ziynetleri
9. illâ : dışında, hariç
10. : şey
11. zahera : zahir oldu
12. min-hâ : ondan
13. vel yadribne (ve li yadribne) : ve örtsünler
14. bi humuri-hinne : (onların) başörtüleri
15. alâ : üzerine
16. cuyûbi-hinne : (onların) yakaları
17. ve lâ yubdîne : ve açmasınlar
18. zînete-hunne : (onların) ziynetleri
19. illâ : dışında, hariç
20. li buûleti-hinne : (onların) eşleri, kocaları
21. ev : veya
22. âbâi-hinne : (onların) babaları
23. ev : veya
24. âbâi buûleti-hinne : (onların) kocalarının babaları
25. ev : veya
26. ebnâi-hinne : (onların) oğulları
27. ev : veya
28. ebnâi buûleti-hinne : (onların) kocalarının oğulları
29. ev : veya
30. ıhvâni-hinne : (onların) erkek kardeşleri
31. ev : veya
32. benî ıhvâni-hinne : (onların) erkek kardeşlerinin oğulları
33. ev : veya
34. benî ehavâti-hinne : (onların) kız kardeşlerinin oğulları
35. ev : veya
36. nisâi-hinne : kadınlar
37. ev : veya
38. mâ meleket eymânu-hunne : (onların) ellerinin altında sahip oldukları, (cariyeler)
39. evit tâbiîne (ev et tâbiîne) : veya onlara tâbî olanlar, hizmetliler
40. gayri ulî el irbeti : kadına ihtiyaç duymayan
41. min er ricâli : erkeklerden
42. evit tıflillezîne : veya çocuklar ki onlar
43. lem yazharû : zahir olmaz, farkına varmaz
44. alâ avrâtin nisâ : kadınların avret yerlerine
45. ve lâ yadribne : ve vurmasınlar
46. bi erculi-hinne : (onların) ayakları
47. li yu’leme : bilinsin diye
48. mâ yuhfîne : gizlediklerini
49. min zîneti-hinne : (onların) ziynetlerinden
50. ve tûbû : ve tövbe edin
51. ilâllâhi (ilâ allâhi) : Allah’a
52. cemîan : topluca (hepiniz)
53. eyyu-hâ : ey
54. el mu’minûne : mü’minler
55. lealle-kum : umulur ki böylece siz
56. tuflihûne : felâha eresiniz


SEBEB-İ NÜZUL

l. Mukatil ibn Hayyân anlatıyor: Bize ulaştığına göre -En doğrusunu Allah bilir- Câbir ibn Abdullah şöyle nakletmiş: Esma bint Mürşide, Harise oğulları içindeki yerinde (bir rivayette hurmalığında) iken kadınlar onun yanına izâr (üst elbise) giymemiş, ayaklarındaki halhaller, göğüsleri ve saç örgüleri görünür halde girmeye başlamışlar. Esma: “Bu ne kadar çirkin!” demiş ve bu olayın akabinde Allah Tealâ: “Mü’min kadınlara da söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar…” âyet-i kerimesini indirmiş.

Aynı hadise yine Mukatil ibn Hayyân tarafından bu sûrenin 58. âyetinin nüzul sebebi olarak da rivayet edilmektedir ki biraz sonra gelecektir.

2. Mu’temir’in babasından rivayetine göre el-Hadramî şöyle anlatmış: Bir kadın gümüşten iki halhal edinmiş, altına da bir sıra boncuk takmıştı. Sokakta bir topluluğa rastladı da ayağını yere vurdu ve bileğine taktığı halhal o boncukların üzerine düşerek ses çıkardı. İşte bu hadise üzerine Allah Tealâ bu “Gizledikleri zinetleri bilinsin diye ayaklarını vurmasınlar…” âyet-i kerimesini indirdi.


AÇIKLAMA
“Müminlere söyle, gözlerini yumsunlar.” Yani ey Muhammed! Mümin kul­larımıza de ki: Allah’ın size haram kıldığı şeylere karşı gözlerinizi kapayın. Sa­dece Allah’ın bakmaya izin verdiği şeylere bakın.

Ayette “Müminler” kelimesinin kullanılması müminlerin vasıflarından bi­rinin emirlere derhal uymak olduğuna işarettir. Gözü yummaktan murad gözü kapatmak, göz kapaklarını tamamen kapatmak değil, bilakis haya sebebiyle gözleri yere indirmek, harama bakmamak demektir. Ayetteki “min” edatı “teb’îz” içindir. Yani gözlerinin bir kısmını yummak yani harama gözlerini di­kip doyuncaya kadar bakmamaktır. Böylece harama çokça bakan kimse ihtar edilmektedir, azarlanmaktadır.

Nitekim İbni Merduveyh’in rivayet ettiği nüzul sebebinde de aynı durum meydana gelmiştir. Gözleri yummak ile ırzları korumak arasındaki farka gelin­ce, ırzlarda asıl olan istisna edilenler dışında haram olması, bakışta ise asıl olan istisna edilenler dışında mubah olmasıdır.

Eğer herhangi bir kasıt olmaksızın gözümüz nâmahreme ilişirse derhal gözü yere indirmek yahut bir başka tarafa çevirmek vaciptir. Bunun delili Müslim’in Sahih’inde ayrıca Ebu Davud, Tirmizi ve Nesaî’nin Sürtenlerinde Cerir b. Abdillah el-Becelî’den rivayet ettikleri şu hadis-i şeriftir. Cerîr diyor ki: Peygamberimiz’e (s.a.) ansızın önüme çıkan bir nâmahreme bakmayı sordum. Bana hemen gözümü çevirmemi emretti.

Ebu Davud’un Büreyde’den (r.a.) rivayetine göre Peygamberimiz (s.a.) Hz. Ali’ye şöyle demiştir: “Ey Ali! Birinci bakıştan sonra tekrar bakma. Çünkü bi­rinci bakış senin hakkındır, ikincisi senin hakkın değildir.”

Buharî’nin Sahih’inde Ebu Said el-Hudrî’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.):

– Yollar üzerinde oturmaktan sakının, dedi. Ashab:

– Ya Rasulallah! Mutlaka bizim meclislerimiz olmalı, orada konuşmalıyız, dediler. Peygamberimiz (s.a.):

– Eğer mutlaka olacaksa yolun hakkını verin, buyurdu. Ashab:

– Yolun hakkı nedir, ya Rasulallah? diye sordular. Efendimiz:

– Gözü (harama karşı) kapamak, eziyet verici şeyleri kaldırmak, selâmı al­mak, iyiliği emretmek, kötülüğe mani olmaktır.

Gözü (harama karşı) kapamanın emredilmesi fesada giden yolun kapatıl­ması, günaha varmaya mani olmaktır. Çünkü harama bakmak zinanın haber­lisi, aracısıdır.

Seleften biri şöyle demiştir: Harama bakma kalbe saplanan zehirli bir oktur. Bunun için Cenab-ı Hak ayette ırzı koruma emriyle aslî haram olan zinaya teşvik edici sebeplerden biri olan gözleri koruma emrini bir arada zikretti. Ce­nab-ı Hak şöyle buyurdu:

“Irzlarını korusunlar.” Yani namuslarını zina, livata gibi hayasızlığı irti­kap etmekten ve başkalarının bakışlarından korusunlar. Nitekim İmam Ahmed ve Sünen sahipleri diyor ki: “Hanımın ve elinin sahip olduğu cariyen hariç mahrem yerini koru.”

Allah Tealâ bu iki hükümle emredilmesinin hikmetini beyan ederek şöyle buyurdu:

“Bu -davranış- sizin için daha nezihtir.” Yani gözleri kapamak ve namusu korumak daha hayırlıdır, kalpleri için daha temizdir, dinleri için daha nezihtir. Nitekim şöyle denilmiştir: Kim gözünü korursa Allah onun basiretinde bir nur meydana getirir.

İmam Ahmed Ebu Ümame’den (r.a.) Peygamberimiz’in (s.a.) şu hadisini nakletmektedir: “Bir kadının güzelliğini görüp de gözünü kapayan hiçbir müslüman yoktur ki, Allah ona bunun yerine tatlılığını bulacağı bir ibadet ihsan et­mesin. “

Taberanî Abdullah b. Mes’ud’dan (r.a.) Peygamberimiz’in (s.a.) şu hadis-i kudsîsini rivayet etmektedir: “Nâmahreme bakış İblis’in zehirli oklarından bir oktur. Kim bunu benim korkumla terk ederse onun yerine kalbinde tatlılığını bulacağı bir iman veririm.”

İsm-i tafdil veznindeki “daha nezih” manasında gelen “ezkâ” kelimesi gözü harama kapatmanın ve ırzı korumanın gönülleri rezaletlerin kirliliğinden te­mizleyeceği konusunda mübalağa ifade etmek içindir. Buradaki üstünlük takrir yoluyla yahut bakışta fayda olduğu kanaatleri itibariyledir.

“Şüphesiz ki Allah onların yaptıklarından haberdardır.” Muhakkak ki Al­lah onlardan sadır olan bütün amelleri tam bir ilimle gayet iyi bilir. Ona hiçbir şey gizli kalmaz. Bu bir tehdit ve vaîddir. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: “O gözlerin hain bakışlarını ve gönüllerin gizlediği şeyleri (sırları) bi­lir. ” (Mümin, 40/19). O gizli bakışları ve sair duyguları bilir.

Buharî Sahih’inde -muallak olarak- Ebu Hureyre’den (r.a.) Peygamberimiz’in (s.a.) şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir: “Ademoğluna zinadan na­sibi takdir edilmiştir. Kul hiç şüphesiz buna erişecektir. Gözlerin zinası (nâmah­reme) bakmaktır. Dilin zinası konuşmaktır. Kulakların zinası işitmektir. Elle­rin zinası dokunmaktır. Ayakların zinası (harama doğru atılan) adımlardır. Nefis temenni eder ve arzu duyar. Tenasül organı da ya bu arzuyu doğrular, ya da yalanlar.”

Şer’î hitapların çoğunluğunda kadınlar genellikle erkekler için yapılan hi­taplara -tağlib yoluyla- dahil olmasına muhalif olarak Allah Tealâ erkeklere emrettiği şekilde mümine kadınlara da kendilerine emrolunan hususları te’kit etmek için gözü yummayı ve ırzı korumayı emretti. Kadınlara ait olan ziynetin gösterilmesi, örtünme ve ziynetlerine dikkat çekecek her şeyden sakınma gibi bazı hükümleri beyan etti. Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştu:

“Mümin kadınlara söyle, gözlerini yumsunlar ve ırzlarını korusunlar.” Ya­ni Ey Peygamber! Mümine kadınlara da şöyle de: Eşlerinizden başka bakmanız size haram olanlara karşı gözlerinizi yumun. Zina, istimna gibi şeylerden ırzla­rınızı koruyun. Bu sebeple âlimlerin çoğuna göre kadının yabancı erkeklere şehvetli veya şehvetsiz bakması asla caiz değildir.

Bunun delili Ebu Davud ve Tirmizî’nin Ümmü Seleme (r.a.) den rivayet et­tikleri şu hadis-i şeriftir: Ümmü Seleme Meymune ile birlikte Rasulullah’ın ya­nında idi. O sıra İbni Ümmi Mektûm çıkageldi. Peygamberimiz’in (s.a.) huzu­runa girdi. Bu örtünme ile emredildiğimizden sonra idi. Peygamberimiz (s.a.):

– Ondan sakınarak örtünün, buyurdu. Dedim ki:

– Ya Rasulallah! O âmâ değil mi? Bizi görmüyor ve tanımıyor değil mi? Peygamberimiz (s.a.):

– Peki! Siz ikiniz kör müsünüz? Sizler görmüyor musunuz?

Muvattada. Hz. Aişe’nin (r.a.) yanına gelen âmâ sebebiyle örtündüğü riva­yet edilmiştir. Bunun üzerine Hz. Aişe’ye:

– Amâ sana bakmaz, denildi. Hz. Aişe (r.a.):

– Fakat ben ona bakıyorum, dedi.

Diğer bir gurup alim ise kadınların yabancı erkeklere -diz kapağı ile göbek arası hariç- şehvetsiz bakmalarını caiz görmüşlerdir. Bunun delili ise Buharî ve Müslim’in Sahih ‘lerinde sabit olan şu hadistir:

Peygamberimiz (s.a.) Habeşlilere bakıyordu. Onlar mescitte bayram günü mızraklarıyla oynuyorlardı. Müminlerin annesi Hz. Aişe (r.a.) de geriden onla­ra bakıyor, Peygamberimiz (s.a.) de Hz. Aişe’yi örtüyordu. Hz. Aişe nihayet yo­ruldu ve döndü.

Bu görüş asrımızda ruhsat verici, kolaylaştırıcı bir görüştür.

İkinci görüşü -yani kadının erkeğe şehvetsiz bakmasının caiz olduğu görüşünü- ileri sürenler Hz. Aişe’nin İbni Ümmi Mektum’dan dolayı örtüye bürün­mesini mendup olarak kabul etmektedirler. Aynı şekilde Hz. Aişe’nin âmâdan dolayı örtünmesi de Hz. Aişe’nin takvası sebebiyle idi.

Kadınların nikaba (peçeye) bürünmüş olarak hiçbir erkeğin kendilerini göremiyeceği şekilde çarşılara, mescitlere ve yolculuğa çıkması şeklinde amelin asırlarca devam etmesi ve kadınların erkekleri görmemeleri için erkeklere nikab (peçe) takmalarının emredilmemesi bu görüşü desteklemektedir. Dolayısıy­la bu durum bu konuda erkeklerle kadınların hükmünün farklı olduğuna delil­dir.

Cenab-ı Hak daha sonra kadınlara özel bazı hükümler zikretti ve şöyle bu­yurdu:

1- “Görülmesi zaruri olanlar müstesna ziynetlerini göstermesinler.” Yani kadınlar ziynetlerini -süslendikleri takı, kına, boya gibi süslerini- takındıkları zaman yabancı erkeklere ziynetlerinden hiçbir şey göstermesinler.

Ziynet gösterilmezse ziynet yerlerinin gösterilmesi evlâ olarak yasak ol­maktadır. Ya da ziynet zikredilmiş, ziynet yerleri kastedilmiştir. Buna göre ziy­net yerlerini göstermesinler demektir. Bunun delili Cenab-ı Hakk’ın “Görülme­si zaruri olanlar müstesna…” kavl-i celilidir.

İkinci görüşe göre, ziynet yerlerinin gösterilmemesi daha evlâdır. Çünkü bizzat ziynetin kendisinin nehyedilmesi kastedilmemiştir. Her ne şekilde olur­sa olsun ziynet ile ziynet yeri arasında ilişki bulunmaktadır. Gaye ziynetin ma­halli olan göğüs, kulak, boyun, kol, pazu ve ayak gibi vücut parçalarının göste­rilmesinin yasaklanmasıdır.

İbni Abbas’tan ve bir gurup alimden nakledildiği üzere, ayrıca cumhurun meşhur görüşü olarak nakledildiği gibi müstesna olan görünen kısım, yüz, iki el ve yüzüktür.

Ebu Davud’un Sünen’inde Hz. Aişe’den (r.a.) yaptığı şu rivayet bu konuda istifade edilen hadislerdendir: Esma bt. Ebîbekir (r.a.) üzerindeki ince elbise­lerle Peygamberimiz’in (s.a.) huzuruna girdi. Peygamberimiz (s.a.) ondan yüz çevirdi ve şöyle buyurdu:

– “Ey Esma! Kadın hayız görme çağına ulaştığı zaman -yüzüne ve ellerine işaret ederek- o kadının bu âzalarının görülmesi doğru değildir.’ Bu mürsel bir hadistir.

a) Bundan dolayı Hanefîler ve Malikîler hatta Şafiî bir kavlinde: “Yüz ve eller avret değildir.” demişlerdir. Buna göre “Görülen kısım müstesna” ifadesin­den murad genellikle veya âdet olarak görülen kısım müstesna demektir.

İmam Ebu Hanife’den (r.a.) rivayet edildiğine göre ayaklar da avretten de­ğildir. Çünkü ayakların örtülmesi – özellikle köy halkında – ellerin örtülmesinden daha çok meşakkate sebeptir. İmam Ebu Yusuf tan bir rivayette ise şöyle: Kolları örtme meşakkate sebep olduğu için kollar da avret değildir.

b) İmam Ahmet ile İmam Şafiî’den nakledilen daha sahih ikinci kavle gö­re, nâmahremi ansızın görme ve devamlı bakmanın haram oluşu hakkındaki geçen hadislerin ve Buharî’nin şu hadisinin delaletiyle hür kadının bütün be­deni avrettir.

Buharî’nin İbni Abbas’tan (r.a.) rivayetine göre Peygamberimiz (s.a.) Fadl b. Abbas’ı kurban bayramı günü arkasına bindirmişti. Fadl da Peygamberimiz’e (s.a.) soru sormak için yaklaşan Has’am kabilesinden olan güzel kadına bakmaya başladı. Peygamberimiz (s.a.) Fadl’ın çenesinden tuttu. Kadına bak­masın diye Fadl’ın yüzünü çevirdi. Buna göre “Görünen kısım müstesna” ifade­si hiç bir kasıt olmaksızın görünen kısım müstesna, manasındadır.

Fıkıh ve şeriat açısından tercih edilen görüşe göre; yüz ve eller fitne mey­dana gelmediği müddetçe avret değildir. Fitneden korkulduğu, sıkıntı ve darlık meydana geldiği ve fasık erkekler çoğaldığı zaman yüzü örtmek vacip olur. İkinci gurubun delillerine gelince bunlar vera, ihtiyaç, fitneden korkulması ve şeytanın kaygan zeminine dalmamak şeklinde açıklanabilir.

Şer’î olarak, istisna ve zaruret gereği olarak kız isteme, şahitlik, yargılan­ma, muamele, tedavi ve eğitim gibi durumlarda yabancı kadına bakmak caiz­dir. Kadın doktor yoksa erkek doktorun hastalık ve dert yerine tedavi için bak­ması caizdir.

2- “Başörtülerini yakalarının üzerine sarkıtsınlar.” Yani saçlarını, boyun­larını ve göğüslerini örtmek için başörtülerini göğüsleri üzerine bıraksınlar. Burada “Vel yadrıbne” kelimesi bıraksınlar; aşağıya doğru salsınlar, demektir, “humür” kelimesi ise kadının başına örttüğü örtü manasındaki “hımar” kelime­sinin çoğuludur. “Cüyüb” kelimesi ise elbisenin üst kısmında bulunan ve boğa­zın bir kısmının göründüğü açıklık manasındaki “celb” kelimesinin çoğludur.

Bu, kadınların bazı gizli ziynet yerlerini örtmeleri için verilen bir irşad emridir. Buharî Hz. Aişe’nin (r.a.) şu sözünü rivayet ediyor: Allah ilk muhacir kadınlara rahmet eylesin. “Başörtülerini yakalarının üzerine sarkıtsınlar.” aye­ti indiği zaman geniş örtülerini yırtıp bununla başörtüsü yapmışlardı.

3- “Kendi kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocaları­nın oğulları, kendi kardeşleri, kardeşlerinin oğulları veya kız kardeşlerinin oğulları … müstesna ziynetlerini göstermesinler.” Yani gizli ziynetlerini, vücut­larını istifade etmeleri, bakmaları için özellikle evlendikleri kocalarına göstere­bilirler. Yahut kendi babaları ve dedelerine, kocalarının babalarına, kendi oğul­larına, kocalarının oğullarına, kendi erkek kardeşlerine, kızkardeşlerine, erkek kardeşlerinin oğullarına, kızkardeşlerinin oğullarına görünebilirler.

Bunların hepsi mahrem olup kadın tamamen açılmaksızın ziynetleriyle bu kimselere çıkabilir. Bu mahremler nesep yönünden yakın olan akrabalar olup beş çeşittirler. Bunlardan başka hısımlık yoluyla akraba olan kocanın babası ile kocanın erkek çocukları vardır. Fakat ayet nesep yoluyla mahrem olanlar­dan amcaları ve dayıları zikretmemiştir. Zira amcalık ve dayılık babalık merte­besindedir. Yine ayet süt yoluyla mahrem olanları zikretmemiştir. Ancak Sün­net İmam Ahmed, Buharî, Müslim, Ebu Davud, Nesaî ve İbni Mace’nin Hz. Aişe’den (r.a.) rivayet ettiği “Nesep yoluyla mahrem olan akraba süt yoluyla -mahrem olur.” hadisiyle buna açıklık getirmiştir.

“… yahut hanımları, sahip oldukları cariyeler, cinsî iktidarı olmayan hiz­metçiler veya kadınların mahrem yerlerini henüz anlamayan çocuklar müstesna. Bunlar da kadının saçı, başı, kolları, ayakları gibi yerlerini görmelerinde mahzur olmayan insanlardır. Bunlar,  Kadınlar,  Köleler,  Kadınlara arzusu olmayan uşaklar, hizmetçilerle, iğdiş, sakat kimseler gibi kadınlara karşı şehvet duymayan kimseler,

Kadınlara gelince: Cumhur diyor ki: Buradaki kadınlardan murad müslü­man kadınlardır, dinde kardeşleri olan kadınlardır, ehl-i zimmet kadınları de­ğildir. Müslüman kadının yüz ve elleri dışında vücudundan hiçbir azayı kâfir kadının önünde açması kocasına veya başkalarına anlatabilir diye caiz değil­dir. Kâfir kadın müslüman kadına göre yabancı erkek gibidir.

Müslüman kadın ise dinde kızkardeşinin bu güzelliklerini başka erkeklere anlatmanın haram olduğunu bilir, bundan uzak kalır. Buharî ve Müslim’in (r.a.) İbni Mes’ud’dan rivayet ettiği bir hadiste Peygamberimiz (s.a.) şöyle bu­yurmuştur: “Kadın kadının vücuduna temas edip de sanki kocası görüyor gibi açık bir şekilde o kadını kocasına anlatmasın.”

Said b. Mansur, İbnül-Münzir ve Beyhakî Sünen’inde Hz.Ömer’den (r.a.) rivayet ediyorlar: Hz.Ömer (r.a.) Ebu Ubeyde b. Cerrah’a şu mektubu yazdı: Müslümanların hanımlarından bazı hanımların ehl-i şirkin hanımlarıyla bir­likte hamamlara girdikleri haberi bana ulaştı. Sen bunu yasakla. Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiçbir kadının vücuduna kendi dininden olan kadın­lardan başkasının bakması helâl değildir.

İçlerinde Hanbelîlerin bulunduğu bir alimler topluluğu şöyle demişlerdir: Bunlardan murad edilen mana müslüman ve kâfir kadınların umumudur. “Ya­hut onların kadınları” kavl-i celîlindeki tamamlama müşakele ve benzerlik içindir. Yani onların cinsindendir. Kadının kadına göre avreti mutlak olarak sa­dece dizle kapak arasıdır.

“Sahip oldukları köleler” e gelince: Çoğunluk diyor ki: Bu ifade hem köle­leri, hem de cariyeleri içine almaktadır. Dolayısıyla kadının saçı, başı, kollarının köle ve cariyelerce görülmesi caizdir.

Bunun delili İmam Ahmed, Ebu Davud, İbni Merduveyh ve Beyhakî’nin Enes’ten (r.a.) rivayet ettiklerine göre Peygamberimiz (s.a.) Hz. Fatıma’ya bir köle bağışladı. O sırada Hz. Fatıma’nın üzerinde başını örttüğü zaman ayaklarına ulaşamayacak kadar, ayaklarını örtüğü zaman da başına ulaşamayacak kadar kısa bir elbise vardı. Peygamberimiz (s.a.) bu durumu görünce şöyle bu­yurdu: “Bunun hiçbir mahzuru yoktur. Bu gelenler senin baban ve kölendir.”

Bir gurup alim bunun sadece cariyelere mahsus olduğu kanaatine varmış­lardır. Çünkü köle de haram olma noktasında yabancı hür adam gibidir.

Kadınlara ihtiyaç duymayan kimselere gelince:

Alimler bundan muradın ne olduğu hususunda ihtilâf etmişlerdir. Denil­miştir ki: Bu şehveti tükenen yaşlı kimse ya da kadınların durumu hakkında hiçbir şey bilmeyen aptal, yahut iğdiş edilmiş kimse, ya da âmâ, ya da hizmetçi veya erkekliği dişiliği belli olmayan kimsedir.

Muteber olan diğer bir görüşe göre bununla murad edilen, kadınlara ihtiyac duymayan, yaşlıların yanınıda nakletmesinden emin olduğu kimsedir. Müslim, İmam Ahmed, Ebu Davud, Nesaî, Hz. Aişe (r.a.)’dan şöyle dediğini rivayet ederler: “Hünsa bir adam Peygamber Efendimiz (s.a.)’in eşlerinin yanına geliyordu. Onu kadınlara karşı arzu duymayanlardan sayıyorlardı. Adam bir kadını tarif ederken Peygamberi­miz (s.a.) içeri girdi. Adam şöyle diyordu: “O kadın gelirken dört olarak gelir. Arkasını döndüğü zaman sekiz olarak gelir.” Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.) şöyle buyurdu: “Dikkat edin. Görüyorsun ki o bu konuları gayet iyi biliyor. Sakın sizin huzurunuza girmesin.” Sonra da onu evden dışarı çıkardı.

Kadınların mahrem yerlerine henüz muttali olmayan çocuklar kadınların durumlarını ve avretlerini anlamayan, yaşlarının küçüklüğü sebebiyle kuvvetli cinsî eğilimleri ortaya çıkmamış olan çocuklardır. Çocuk bunu anlamayacak kadar küçük ise kadınların huzuruna girmesinde mahzur yoktur. Mürahık olan yahut buna yakın henüz bulûğa erişmemiş ve gördüğünü anlatan, çirkin kadınla güzel kadını birbirinden ayırdedebilen çocukların kadınların yanına girmelerine müsaade edilmez. Bunun delili çocuğun üç vakitte odalara girmek için izin istemesinin vacip olmasıdır. Cenab-ı Hak bunu şu ayetle beyan etmiş­tir: “Ey iman edenler! Köleleriniz ve henüz bulûğ çağına erişmemiş çocuklarınız günde üç defa sizden izin istesinler.” (Nur, 24/59).

Diğer bir grup alim ise şöyle demiştir: Kadının çocuklarca ziynetlerinin görülmesi haram olmaz. Ancak çocuk mürahık olsun-olmasın kadınlara karşı arzu duyuyorsa bu müstesnadır. Buradaki mubah oluş birinci görüş sahipleri­nin kararlaştırdıklarından daha geniştir.

Cenab-ı Hak daha sonra fitneye vesile veya sebep olacak şeylerden neh-yetti:

“İnsanları gizledikleri ziynetlerini bildirmek için ayaklarını yere vurma­sınlar. ” Yani kadının, ayak halkalarının sesini duyurmak için yürürken ayakla­rını yere vurması caiz değildir. Çünkü bu fitne ve fesadın kaynağıdır, dikkatleri çekmektir. Şehvet duygularını tahrik etmektir. O kadının fasıklar gurubundan olduğu şeklinde su-i zanna sebep olur. Ziynetin sesini duyurmak o ziyneti gös­termek gibidir, hatta daha da şiddetlidir. Asıl maksat tesettürdür.

Bu ifade bilezik dolu kolları sallamak, sağlardaki çıngırakları sallamak, evden dışarı çıkarken kokulanmak, süslenmek gibi hususları da içine alır. Do­layısıyla erkekler kadının kokusunu duyar, ziynetlerine kapılırlar.

Ebu Davud, Tirmizi ve Nesaî’nin Ebu Musa el-Eş’arî’den (r.a.) rivayet et­tikleri hadis-i şerifte Peygamberimiz (s.a.) şöyle buyurmuşlardır: “Her göz zina eder. Kadın koku sürüp de bir meclise uğrarsa o kadın şöyle şöyledir.” Yanı zınakârdır.

Ebu Davud ve İbni Mace’nin Ebu Hureyre’den (r.a.) rivayet ettikleri hadıs-i şerifte Efendimiz (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Kokulanıp bu mescide gelen ka­dın evine dönüp cünüplükten dolayı gusletmedikçe Allah onun namazını kabul etmez.”

Kadın ziynetlerini erkeklere duyurmayı kast etsin veya etmesin yabancı erkeklerin huzurunda ayakları yere vurmaktan nehyedilmiştir. Zira halkalı ayaklan veya benzerlerini (günümüzdeki yüksek topuklu ayakkabılar) yere vurmanın sonucu, gizledikleri ziyneti insanlara duyurmak ve bununla fitnenin meydana gelmesidir.

Hanefiler bu nehyi kadının sesinin avret olduğuna delil olarak getirmiş­lerdir. Çünkü ayak halkalarının sesinin işitilmesine sebep olan husus yasaklanmışsa kadının sesini yükseltmesi de yasaklanmıştır.

Kanaatimizce kadının sesi fitneden emin olunduğunda avret değildir. Zira Peygamberimiz’in (s.a.) hanımları yabancı erkeklere hadis rivayetinde bulunu­yorlardı.

“Ey müminler! Hep birlikte Allah’a tevbe edin ki kurtuluşa eresiniz.” Yani ey müminler topluca Allah’a itaate dönün ve ona yönelin. Allah’ın size emretti­ği bu güzel ahlâk ve sıfatları yerine getirin. Gözleri harama karşı yummak, ırz­ları korumak, başkalarının evlerine izinsiz girmek, cahiliyetin üzerinde bulun­duğu rezil ahlâk ve sıfatlar gibi Allah’ın sizi nehyettiği hususları bırakın ki dünya ve ahiret saadetini kazanasmız.

Burada sahih imanın sahibi emre uymaya, tevbeye, hata ve kusurlardan dolayı istiğfar etmeye sevkedeceği hususlarına dikkat çekmek için “iman” sıfa­tıyla hitap edilmiştir. Zira tevbe kurtuluşun ve saadeti kazanmanın sebebidir.

Advertisements