42

RevelationCuzPageSurah
2430585Abasa(80)

٤٢

اُولءِكَ هُمُ الْكَفَرَةُ الْفَجَرَةُ

(42) ulaike hümül keferetul feceretu
İşte bunlar o kâfir facir olanlardır

(42) Such will be the Rejecters of Allah the Doers of Iniquity

1. ulâike : işte onlar
2. hum(u) : onlar
3. el keferetu : kâfir, inkâr eden
4. el feceratu : facir

أُوْلَئِكَişte onlar هُمْ الْكَفَرَةُkafirlerin الْفَجَرَةُve facirlerin ta kendileridir


AÇIKLAMA

“Fakat o kulakları sağır edercesine haykıracak olan ses geldiği za­man.” Kıyamet, ya da kulağa çarpan yani, onu duymaz hale getiren kıya­met gününün sesi geldiği zaman. es-Sâhha, kıyametin isimlerinden biridir. Allah onu yüceltmiş ve ona karşı insanları uyarmıştır. Begavi dedi ki: es-Sâhha, kıyamet gününün sesi demektir. Böyle adlandırılması, kulaklara çarpması ve şiddetinden dolayı kulakları sağır etmesindendir. İbni Cerir Sur’a üfürmenin adı olabilir, demiştir.

“Kişinin kaçacağı gün: Kardeşinden, anasından, babasından, karısın­dan ve oğullarından. O gün bunlardan herkesin kendine yeter bir işi var­dır.” Ses geldiği zaman kişi, en değerli ve ona sevgi, şefkat ve duygu olarak en yakın olması gereken kardeş, anne, eş ve çocuk gibi akrabasını görüp de onlardan kaçıp uzaklaştığında. Çünkü korku büyük, şartlar çetindir. O gün herkesin onu akrabasından koparacak, uzak tutacak onları unutturacak bir derdi vardır. Allah Tealâ buyuruyor ki: “O gün seven sevdiğine hiçbir şeyle fayda vermez. Onlara yardım da edilmez.” (Duhan, 44/41), “Hiçbir hı­sım bir hısımı sormayacak.” (Mearic, 70/10).

Anlatılan şudur: Kişi dünyada kendisine sığındıklarından ahiret ha­yatında kaçacaktır. Ayetteki sıralamanın ifade ettiği husus da açıktır. En uzaktan kaçış: Kardeşten sonra ebeveynden, sonra da eş ve çocuktan. Genel olarak en sevgili ve en yakına yükselerek. Zemahşeri dedi ki: Kardeşle sonra da ebeveynle başladı. Çünkü onlar en yakınlarıdır. Sonra da eş ve çocuklar. Çünkü onlar da en yakın ve en sevgili olanlardır. Adeta şöyle demiştir: Kardeşinden kaçacak hatta ebeveyninden ve hatta eşinden ve ço­cuklarından. Razi de onun bu görüşünü teyit etmiştir.

en-Nezzam en-Nisaburî, Garâibu’l-Kur’an’ında bu görüşü yorumlaya­rak dedi ki: Bu görüş, eşin ebeveynden daha yakın ve daha sevgili olmasını gerektirmektedir. Herhalde bu akıl ve şeriatın aksinedir. Daha doğru olan şöyle denmesidir: Kişiyi dünyada yukarı ve aşağı doğru daha çok çevrele­yen akrabalarından bazılarını anmayı dilemiş ve yukarı doğru olanlardan başlamıştır. Çünkü aslın öne alınması ferdin öne alınmasından evlâdır. Her iki taraftan ona aynı derecede yakın olan iki kişi önce anılmıştır: Birinci taraftan kardeşi ikinci taraftan da eşi. Çocukların varlığı eşin varlığına bağlı olduğuna göre eşin öne alınması uygundur.

Daha açık olan, kaçmanın manasının onların durumu ile ilgilenmenin azlığı olmasıdır. Ayette “o gün bunlardan herkesin kendine yeter bir işi var­dır, ” yani, onu yakınlarından alıkoyar, engeller buyurulması da buna delildir.

İbni Ebi Hatim, Nesai ve Tirmizi İbni Abbas’tan şöyle dediğini rivayet ettiler: Rasulullah (s.a.) buyurdu ki: “Yalınayak, çıplak, yaya ve sünnetsiz haşrolunacaksınız.” Hanımı dedi ki: Ya Rasulallah! Birbirimizin avretini görür veya bakarız? Buyurdu ki: “O gün bunlardan herkesin kendine yeter bir işi vardır.” Ya da “Onu bakmaktan alıkoyacak meşguliyeti vardır.”

Sonra Allah Tealâ o zaman insanların durumlarını ve o günde iyiler ve kötüler diye ikiye ayrılacaklarını zikretti. Önce iyilerin vasıflarını anarak buyurdu ki:

“O gün yüzler vardır, parıl parıl parıldar, güler, sevinçlidir.” insanlar orada iki fırka olurlar gülen, aydınlık parlak yüzler: Onlar cennet ehli olan müminlerin yüzleridir. Zira o zaman ellerindeki nimet ve ikramları göre­cekler.

Sonra kötüleri şu sözü ile vasfetti:

“O gün yüzler de vardır, üzerlerini toz toprak (bürümüştür.) Onu bir karanlık ve siyahlık kaplayacaktır. İşte bunlar kâfirler, facirlerdir.” Kıyamette, Allah’ın hazırlamış olduğu azabı gördüğü için, tozlanmış, ümitsiz, karamsar yüzler vardır. O yüzleri karanlık, siyahlık, zillet ve şiddet kaplamıştır. O tozlanmış yüzlerin sahipleri, Allah’a iman etmeyip küfreden, pey­gamberlerin getirdiklerine de inanmayan ve kötülükler işleyenlerdir. Kü­für ile facirliği birleştiren fasıklar ve yalancılardır onlar. Nitekim ayette: “Kötüden, öz kâfirden başka da evlât doğurmazlar.” (Nûh, 71/27) buyuruldu. Büyük günah sahibinin facir olduğunu da bu “kâfirler, facirler” ayetine binaen kabul etmiyoruz. Kâfirler facirlerdir, başkası değil.

Razi’nin dediği gibi, bu ve benzeri ayetlerde iki grubun bulunmuş ol­ması, üçüncü bir grubun, isyankâr, fasık müminlerin bulunmadığını göstermez

Advertisements