40

٤٠

اِنَّ الَّذينَ كَذَّبُوا بِايَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُوا عَنْهَا لَا تُفَتَّحُ لَهُمْ اَبْوَابُ السَّمَاءِ وَلَا يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتّى يَلِجَ الْجَمَلُ فى سَمِّ الْخِيَاطِ وَكَذلِكَ نَجْزِى الْمُجْرِمينَ

(40) innellezine kezzebu bi ayatina vestekberu anha la tüfettehu lehüm ebvabüs semai ve la yedhulunel cennete hatta yelicel cemelü fi semmil hiyad ve kezalike neczil mücrimin
şüphesiz o kimseler ayetlerimizi yalanladılar ona karşı büyüklendiler onlara açılmaz semanın kapıları cennete giremezler hatta deve geçmedikçe iğnenin deliğinden işte böyle cezalandırırız mücrimleri

(40) To those who reject Our Signs and treat them with arrogance, no opining will there be of the gates of heaven, nor will they enter the Garden, until the camel can pass through the eye of the needle: such is Our reward for those in sin.

1. inne ellezîne : muhakkak o kimseler (ki)
2. kezzebû : yalanladılar
3. bi âyâti-nâ : âyetlerimizi
4. ve estekberû : ve büyüklendiler, kibirlendiler
5. an-hâ : ona, (ondan)
6. lâ tufettehu : açılmaz
7. lehum : onlara
8. ebvâbu es semâi : semanın kapıları
9. ve lâ yedhulûne el cennete : cennete giremezler
10. hattâ : oluncaya kadar
11. yelice : girer
12. el cemelu : erkek deve (veya urgan)
13. fî semm el hiyâtı : iğne deliğinin içine
14. kezâlike : işte böyle
15. neczî : cezalandırırız
16. el mucrimîne : suçlular, günahkârlar

إِنَّ الَّذِينَ كَذَّبُوا yalanlayıp daبِآيَاتِنَا ayetlerimiziوَاسْتَكْبَرُوا kibirlenenlereعَنْهَا onlara karşıلَا تُفَتَّحُ açılmayacaktırلَهُمْ onlar içinأَبْوَابُkapılarıالسَّمَاءِ göğünوَلَا يَدْخُلُونَ onlar giremezlerالْجَنَّةَ cenneteحَتَّى يَلِجَ geçinceye kadarالْجَمَلُ deveفِي سَمِّ deliğindenالْخِيَاطِ iğneوَكَذَلِكَ işte böyleنَجْزِي biz cezalandırırızالْمُجْرِمِينَ suçluları

Advertisements