9

٩

خَالِدينَ فيهَا وَعْدَ اللّهِ حَقًّا وَهُوَ الْعَزيزُ الْحَكيمُ

(9) halidine fiha va’dellahi hakka ve hüvel azizül hakim
Orada ebedi kalacaklardır Allah’ın vaadi haktır o, güçlü ve hikmet sahibidir

(9) To dwell therein. The promise of Allah is true: and He is Exalted in power, Wise.

1. hâlidîne : kalıcı olanlar
2. fî-hâ : orada
3. va’de allâhi : Allah’ın vaadi
4. hakkan : hak
5. ve huve : ve o
6. el azîzu : azîz, yüce, güçlü ve üstün olan
7. el hakîmu : hakîm, hüküm ve hikmet sahibi


AÇIKLAMA

“Öyle insanlar vardır ki, bilgisizce insanları Allah yolundan saptır­mak ve Kur’an’ın ayetlerini alaya almak için boş sözler satın alırlar. İşte böyleleri için hor ve hakir kılan bir azap vardır.”

İnsanlardan bir grup vardır ki faydalı şey yerine zararlı olanı alır; şifa veren Kur’an yerine eğlence olacak hikâyeler, efsaneler, lüzumsuz sözler, gülünç şeyler ve cariyelerin şarkılarına kulak vermeyi tercih ederler. Mese­lâ Nadr b. Haris İranlıların kitaplarını satın alır ve insanlara bunu anla­tırdı. Gençleri çekmek ve yeni İslâm’a girenleri şaşırtmak için şarkıcı ka­dınlar bulurdu.

İslâm’ı terketmeye sevketmek, Allah’ın dininden saptırmak, ya da en­gel olmak için, İslâm’ı alay ve eğlence konusu edinerek Kur’an yerine eğ­lenceyi tercih etme şeklindeki bu davranışın tehlikelerini bilmeksizin bu şekilde hareket ederlerdi. İşte küfür ve sapıklık bataklığına dalan böyle kimseler son derece küçümseyici bir azaba uğrayacaklardır.

“Hor ve hakir kılan bir azap” ifadesi kâfire yapılan azap ile mümine yapılan azabı birbirlerinden ayırmak içindir. Zira günahkâr müminin aza­bı arındırmak için olup hor ve hakir kılan bir azap değildir. Kâfirin azabı ise son derece horlayıcı, küçümseyici bir azaptır. Kâfir nasıl Allah’ın ayetlerini ve Allah’ın yolunu küçümsemişse, kıyamet günü devamlı ve sürekli bir azapta horlanacaktır.

“Allah’ın yolundan saptırmak için” ifadesinde “li-yudılle” Şilindeki yâ zammeli olup mânâsı İslâm’a ve İslâm ehline muhalefet ve düşmanlık et­mek manasındadır. Yani bu fiil Allah yoluna engel olmak ve saptırmak için işlenmiştir.

“Li-yadılle” şeklinde fetha ile okunan kıraate göre lâm “akıbet, nihayet ifade eden lamı” olup onun işinin sonucu sapıklık ve Allah’ın ayet­lerinin alay konusu edilmesi anlamındadır.

Cenab-ı Hak daha sonra bu çeşit dalâlete düşüren kimseleri dalâlet ve küfre dalmak ve Allah’ın dininden daha fazla yüzçevirmek ve nefret ettir­mekle tavsif ederek şöyle buyurdu:

“Ayetlerimiz böyle bir kimseye okunduğu zaman sanki bu ayetleri hiç işitmemiş, sanki kulaklarında bir sağırlık varmış gibi büyüklenerek yüzçevirir. Böylesini can yakıcı bir azapla müjdele.” Yani batıl sözlere talip olan kimse, kendisine Kur’an ayetleri okunduğu zaman bu ayetlere sırtını çevi­rir ve kibirlenerek arkasını döner. Kendisinde hiç sağırlık olmadığı halde bu ayetleri dinlemeyip sanki hiç duymamış gibi, ya da sanki kulağında sa­ğırlık ve ağırlık varmış gibi, sağır gibi davranarak bu ayetlerden yüzçevirir. Çünkü o bunlardan rahatsızlık duymaktadır ve onlardan yararlanma­maktadır. Onun bu ayetlere karşı arzusu da yoktur. Haktan yüz çeviren, bu kimse, Allah’ın kitabını ve ayetlerini dinlemekten nasıl acı duyuyorsa, kıyamet günü kendisine acı verecek bir azapla müjdele.

Bu bedbaht kimselerin durumunu beyan ettikten sonra Cenab-ı Hak Mes’ud ve müttekî kimselerin ahiret yurdundaki durumunu anlattı ve şöy­le buyurdu:

“İman edip salih amel işleyenler için nimetlerle dolu cennetler vardır. Onlar o cennetlerde ebediyyen kalacaklardır. Bu Allah’ın gerçek vaadidir. O Azizdir, Hakîm’dir.” Allah’a iman eden, peygamberleri tasdik eden, şer’î emirleri kabul edip haramlardan ve yasaklanan şeylerden sakınmak sure­tiyle salih amel işleyenler için yiyecek, içecek, giyecek, mesken, binek ve benzeri hiçbir kimsenin aklına gelmeyecek nimetlerden çeşitli lezzet ve se­vinçlerle ikrama nail olacakları cennetler vardır. Onlar orada daimî olarak kalacaklardır. Oradan ayrılmayacak, herhangi bir değişikliği de arzu etme­yeceklerdir.

Bu hiç şüphesiz olacaktır. Çünkü bu, asla vaadinden dönmeyen Allah’ın vaadidir. Zira O, çok ikram eden, çok lütufta bulunan, dilediğini yeri­ne getiren ve her şeye kadir olandır.

O, sonsuz izzete sahip, her şeyi ezebilecek ve her şeyin kendisine bo­yun eğdiği sonsuz kuvvet sahibidir. Hiç bir müşrik veya bir başkası ondan kurtulamaz. O, sözlerinde ve fiillerinde sonsuz hikmet sahibidir. Kur’an’ı müminler için hidayet rehberi kılandır.

Bu son iki ayetin benzeri olarak şu ayetler vardır: “De ki: Bu, mümin­lere hidayet rehberi ve gönüllere şifadır. İnanmayanların kulaklarında ağırlık vardır ve Kur’an onlara kapalıdır.” (Fussılet, 41/44). “Kur’an’dan müminlere rahmet ve şifa olan ayetler indiriyoruz. O zalimlerin ise sadece kaybını artırır (İsra, 17/82).

Advertisements