25

٢٥

قَالَ فيهَا تَحْيَوْنَ وَفيهَا تَمُوتُونَ وَمِنْهَا تُخْرَجُونَ

(25) kale fiha tahyevne ve fiha temutune ve menha tuhracun
dedi ki orada yaşayacaksınız orada öleceksiniz oradan çıkarılacaksınız

(25) He said: “Therein shall ye live, and therein shall ye die but from it shall ye be taken out (at last).”

1. kâle : dedi
2. fî-hâ : orada (yeryüzünde)
3. tahyevne : yaşarsınız (hayy olursunuz)
4. ve : ve
5. fî hâ : orada
6. temûtûne : ölürsünüz
7. ve min-hâ : ve oradan
8. tuhrecûne : çıkarılırsınız

قَالَ buyurdu kiفِيهَا oradaتَحْيَوْنَyaşayacaksınızوَفِيهَا ve oradaتَمُوتُونَ öleceksinizوَمِنْهَا yine oradanتُخْرَجُونَ çıkarılacaksınız


AÇIKLAMA

Yüce Allah, Hz. Adem ile ondan yaratılmış bulunan eşi Havva’ya cennette kalıp yerleşmelerini ve tek bir ağaç müstesna olmak üzere, cennetteki bütün meyvelerden yemelerini mubah kıldı. Buradaki yeme emri mubah kılma emri olup teklif emri değildir.

Sözü geçen cennet de cumhurun görüşüne göre ebedîlik yurdu olan cennet­tir. Semadaki cennetlerden birisi yahut yeryüzündeki cennetlerden (sık ağaçlı bahçelerden) bir cennet olduğu da söylenmiştir.

Yüce Allah Hz. Adem’e önce vahiy yoluyla hitap etti, sonra da cennet mey­velerinden yemeleri hususunda biribirlerine eşit olduklarını bildirerek hanımı ile ona hitapta bulundu.

Buharî ile Müslim’de Ebu Hureyre’den gelen Hz. Peygamber (s.a)in, “Şüp­hesiz kadın eğri bir kaburga kemiğinden yaratılmıştır” şeklindeki hadisi, kadı­na karşı gösterilecek davranış esnasında onu şiddet ve kabalıkla doğrultmaya çalışmanın yasaklandığını ifade eden temsilî bir ifade kabilindendir.

Yüce Allah da, “İkiniz de dilediğiniz yerden yiyin” buyruğu ile cennetin çe­şitli meyvelerinden yemelerini kendilerine mubah kıldı. Ancak Kitab-ı Kerim’inde bizim için tayin etmediği özel bir ağaçtan da yemelerini yasaklamıştı. Bu yasaklamayı ise o ağaçtan yedikleri takdirde kendilerine zulmeden kimse­lerden olacaklarını belirterek gerekçelendirmişti. Çünkü onlar bu işi yaptıkla­rında cezalandırılacaklardı. Bu da Yüce Allah’ın pek çok şeyi mubah kılarken az miktardaki şeyleri haram kılmak suretiyle bir imtihanıdır.

Şeytan ikisini kıskandı ve onları hile ve vesveseyle aldatmaya çalıştı. Böyle­likle onları sahip oldukları nimetten, güzel elbiselerden mahrum bırakmak iste­di. O bakımdan kendilerine zarar verecek, kendilerine kötülük sağlayacak şeyle­ri onlara süslü gösterdi. Kendilerine görünerek, onlarla konuşarak bunu yaptı. Böylece örtmeyi tercih ettikleri avretleri, açığa çıkacaktı. Yani bunun sonunda avretleri ortaya çıksın diye buna çalıştı. Hasan-ı Basrî der ki: İblis, Allah’ın ken­disine vermiş olduğu yerden semaya ve cennete doğru yukarılara vesvese salma gücüyle vesvese verebiliyordu. Böyle bir açıklama İblis’in cennetten çıkartılmış olması ve Hz. Adem’in de henüz orada bulunması hali ile ilgilidir.

Şeytan yalan ve iftira olmak üzere dedi ki: Rabbinizin size bu ağaçtan ye­menizi yasaklayışının iki sebebi vardır. Birincisi, bu ağaçtan yemeniz halinde iki melek olmanızı engellemek, ikincisi de burada ölmemek üzere ebedî kalan­lardan olmamanızı sağlamaktır. Yani siz iki melek olmayasınız  yahut cen­nette ebedî kalanlardan olmayasınız diye böyle yapmıştır. Sizler bu ağaçtan yi­yecek olursanız bu iki şeyi elde edersiniz. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmak­tadır: “Dedi ki: Ey Adem, ben sana ebedîlik ağacını ve sonu gelmez bir mülkü göstereyim mi?” (Tâ-Hâ, 120/20). Zamahşerî de der ki: Bu ifade, “Sizin iki me­lek olmanızdan hoşlanmadığı için böyle demiştir” anlamındadır.

Bu iki özelliğin (şeytan tarafından) seçilişinin sebebi, meleklerin güçlü ol­mak, uzun süre hayatta kalmak ve canlıların hallerinden etkilenmemek için bir takım özellik ve meziyetlerinin bulunması gibi insanın da ölüm söz konusu olmadan cennette ebedî kalma emelinde oluşundan dolayıdır. Yani İblis onlara bu ağaçtan yemeleri halinde meleklik niteliklerine sahip olacağını yahut da ebedî hayata sahip olacağını vehmettirmişti.

İşte bu ifadede meleklerin Adem’e üstün kılındaklarına bir işaret vardır.

Daha sonra şeytan Allah adına onlara yemin etti ve pekiştirici ifadelerle yeminini güçlendirmek istedi: “Doğrusu ben size öğüt verenlerdenim.” Yani ben sizden önce burada bulunuyorum ve bu yeri daha iyi biliyorum.

“Doğrusu ben size öğüt verenlerdenim, diye ikisine yemin etti” ifadesi ise taraflardan birisinin kastedildiği müfâala kipi ile kullanılmıştır. Bundan mak­sat ise ifadeye mübalâğa gücü vermek ve yemini daha bir pekiştirmektir. Çün­kü İblis onları aldatıncaya kadar bu hususa dair yemin etti. Kimi zaman mü­min Allah ile de aldatılabilir.

“Böylece ikisini de aldatıp aşağı indirdi.” Şeytan ağaçtan yemeye teşvik, vaadde bulunmak ve oldukça ağır yeminler etmek suretiyle onları kışkırtmaya, onları aldatmaya devam etti. Sonunda ikisi de Allah’ın kendilerine şeytanın düşmanları olduğunu haber verdiğini unuttular. Böylelikle şeytan yemin ede­rek onları aldattı ve bu işi onlara süslü göstermek suretiyle kendisine itaat et­melerini sağladı. Bu yüzden de Allah nezdindeki mevkilerinden onları kaydırabildi ve daha aşağı mevkiye düşürdü. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmakta­dır: “Andolsun biz, önceden Adem’e ahit etmiş (emretmiş) idik de o unuttu. Biz onda bir azim bulmadık.” (Tâ-Hâ, 20/115). “İkisini de … aşağı indirdi” buyru­ğunun anlamı ise, Allah adına yemin etmek suretiyle onları aldattığından do­layı ağaçtan yemeleri noktasına indirdi (razı etti), şeklindedir.

Ağacın meyvesini tadınca hemen avret yerleri ortaya çıktı. Onlardaki özel nur zail oldu. Bu sefer avretlerini örtmek için cennet ağaçlarının geniş yaprak­larını üst üste koyup kendilerini örtmeye çalıştılar.

Rableri kendilerine sitem ederek, azarlayarak, “Ben sizi bu ağaçtan menetmemiş miydim?” diye seslendi. Yani bu ağaca yaklaşmanızı ve bu ağaçtan ye­menizi size yasak kılmamış mıydım? Sizlere, “Şeytan sizin açık bir düşmanınızdır, ona itaat edecek olursanız ebedî nimet yurdu olan cennetten sizleri dün­ya yurduna çıkartır; dünya ise hayatta yorulup didinmenin yurdudur. O ba­kımdan şeytandan uzak durunuz” dememiş miydim? Nitekim Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır: “Ey Adem, dedik, şüphesiz bu senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın o sizleri cennetten çıkartmasın. O vakit bedbaht olursun.” (Tâ-Hâ, 20/117).

“İkisi dediler ki: Rabbimiz! Kendimize zulmettik…” Yani her ikisi de, “Rabbimiz, gerçekten biz senin emrine aykırı davranıp senin de bizim de düş­manımız olan şeytana itaat etmek suretiyle kendimize zulmettik. Eğer günahı­mızı örtmez, bizden razı olmaz, tevbemizi kabul buyurmazsan şüphesiz ki dün­yada da ahirette de zarara uğrayanlardan oluruz” dediler ve Yüce Allah şöyle buyurdu: “Derken Adem Rabbinden bir takım kelimeler belledi de, o da onun tevbesini kabul etti. Şüphesiz ki O, tevbeleri çok çok kabul edendir, Rahîm’dir.” (Bakara, 2/37).

Daha sonra Yüce Allah şu buyruğuyla Hz. Adem, Havva ve İblis’e hitap et­ti: “İnin oradan, kiminiz kiminize düşman olarak…” Yani kiminiz kiminize düşman olmak üzere bu cennetten ininiz. Bunun anlamı da şudur: Düşmanlık cinler ve insanlar arasında sabit bir şeydir, hiç bir şekilde sonu gelmez. İblis de Adem ve Havva’ya düşmanlık edecektir, onlar da ona düşmanlık edeceklerdir. O halde insana düşen şeytanın vesveselerinden sakınmaktır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Doğrusu şeytan düşmanınızdır; siz de onu düşman edinin. O kendi taraftarlarını ancak cehennemliklerden olsunlar diye çağırır.” (Fâtır, 35/6).

Cennetten çıkartılmak bu masiyetin cezası olmuştu. Uhrevî cezayı ise Yü­ce Allah bunun etkisini gideren tevbe dolayısıyla affetmiş ve Yüce Allah onun tevbesini kabul etmiştir. Nitekim şöyle buyurulmaktadır: “Adem rabbinin em­rine karşı geldi de yolunu şaşırdı. Sonra Rabbi onu seçti, tevbesini kabul etti ve doğruya iletti.” (Tâ-Hâ, 20/121-122).

Daha sonra Yüce Allah, insanın dünyadaki ecelini açıklayarak şöyle bu­yurdu: “Sizin için yeryüzünde bir müddet yerleşip kalmak… vardır.” Yani si­zin için bilinen vadelere kadar orada karar kılmak ve süresi belli ömürler vardır.

Kalem bunları tespit etmiş, kader bunları tek tek sayıp dökmüş ve ilk ki­tapta bunlar satır satır yazılmıştır. Siz orada her biriniz için ayrı ayrı takdir edilmiş bulunan ömrünüz boyunca yaşayacaksınız. Ecelinizin sona ermesiyle birlikte orada öleceksiniz. Yüce Allah’ın dileyeceği vakit ölümden sonra amelle­rinizin karşılığını görmek üzere oradan çıkartılacaksınız: “Sizi biz ordan yarat­tık sizi tekrar oraya iade ederiz ve bir defa daha sizi oradan çıkartacağız.” (Tâ-Hâ, 20/55).

Ademoğullarının Dünyadaki İhtiyaçlarının Karşılanması Ve Şeytanın Fitnesine Karşı Uyarılıp Sakındırılması

26- Ey Ademoğulları, size çirkin yerle­rinizi örtecek bir giyimli ve bir de sizi süsleyecek elbise indirdik. Takva örtü­süne gelince, işte daha hayırlı olan odur. Bunlar Allah’ın ayetlerindendir. Belki öğüt alırlar.

27- Ey Ademoğulları, şeytan ana ve ba­banızı ayıp yerlerini kendilerine gös­termek için üzerlerinden elbiselerini nasıl soyarak cennetten çıkardıysa, sa­kın sizi de bir fitneye düşürmesin. Ger­çekten o da askerleri de sizin kendile­rini göremediğiniz yerden sizi görür­ler. Biz şeytanları iman etmeyenlerin velileri yaptık.

Advertisements