42

٤٢

فَلَمَّا جَاءَتْ قيلَ اَهكَذَا عَرْشُكِ قَالَتْ كَاَنَّهُ هُوَ وَاُوتينَا الْعِلْمَ مِنْ قَبْلِهَا وَكُنَّا مُسْلِمينَ

(42) felemma caet kiyle e hakeza arşük kalet keennehu hu ve utinel ilme min kabliha ve künna müslimin
(Belkıs) geldiğinde denildi senin tahtın şöyle midir? dedi: “sanki kendisi” bundan önce bize ilim verildi ve bizler müslümanlardan olduk

(42) So when she arrived, she was asked, Is this thy throne? She said, It was just like this and knowledge was bestowed on us in advance of this, and we have submitted to Allah (in Islam).

1. fe : böylece
2. lemmâ : olduğu zaman
3. câet : geldi
4. kîle : denildi
5. e : mı
6. hâkezâ : böyle, bunun gibi
7. arşu-ki : senin tahtın
8. kâlet : dedi
9. ke ennehu : sanki o, onun gibi
10. huve : o
11. ve ûtî-nâ : ve bize verildi
12. el ilme : ilim
13. min kabli-hâ : ondan önce
14. ve kunnâ : ve biz olduk
15. muslimîne : müslümanlar, teslim olanlar