102

    RevelationCuzPageSurah
    52 12232Hud(11)

١٠٢

وَكَذلِكَ اَخْذُ رَبِّكَ اِذَا اَخَذَ الْقُرى وَهِىَ ظَالِمَةٌ اِنَّ اَخْذَهُ اَليمٌ شَديدٌ

(102) ve kezalike ahzü rabbike iza ehazel kura ve hiye zalimeh inne ahzehu elimün şedid

işte Rabbim böyle yakalar yakaladığı zaman zalimlerin olduğu beldeleri gerçekten onun yakalaması çok şedittir

(102) Such is the chastisement of thy Lord when he chastises communities in the midst of their wrong: grievous, indeed, and severe is his chastisement

1. ve kezâlike : ve onun gibi, böyle, böylece
2. ahzu : yakalaması, alması
3. rabbi-ke : senin Rabbin
4. izâ : olduğu zaman
5. ehaze : aldı, yakaladı
6. el kurâ : belde, ülke, ülkeler, ülke halkı
7. ve hiye : ve o
8. zâlimetun : zulmetmek, zulüm işlemek, zalimdir
9. inne : muhakkak, gerçekten
10. ahze-hu : onun yakalaması, cezası
11. elîmun : elîm, acı
12. şedîdun : şiddetli


AÇIKLAMA

Cenab-ı Hak peygamberleri ve peygamberlerle ümmetleri arasında geçen olayları, kâfirleri nasıl helak edip müminleri nasıl kurtardığını haber verdik­ten sonra şöyle buyurdu:

Ya Muhammed! Bu zikredilen haberler, insanlara bildirmen ve kıyamete kadar gelecek müminlerinden senden gelen bir tebliğ olarak okumaları için sa­na anlatılan ve daha önce helak edilen bazı kasabaların haberleridir.

“zâlike (şu)” kelimesi uzakta olan bir şeyi işaret etmek için kullanılır. Buradaki manası ise “daha önce zikredilen şu kıssalar” demektir. Ancak bu kıs­salar uzak bir yerde değil, az önce geçmiştir. Bu kullanış tarzı “Şu kitapta hiç­bir şüphe yoktur.” (Bakara, 2/2) ayetine benzemektedir.

Bu kasabalardan bir kısmının hâlâ biçilmemiş ekin gibi ayakta kalan eserleri mevcuttur. Meselâ Hz. Salih kavmi gibi… Bir kısmının ise izi silinmiş, kaybolmuş ve tıpkı tamamen biçilmiş ekin tarlası gibi olmuştur. Meselâ, Lût kavminin köyleri gibi..

Biz günahsız yere onları helak etmek suretiyle zulmetmedik. Fakat onlar, peygamberlerimizi yalanlamak, onları inkâr etmek, şirk koşmak, yeryüzünde fesat çıkarmak ve sahte tanrılarının kendilerini korkulu, tehlikeli ve mahzurlu şeylere karşı korur diye güvenmeleri suretiyle kendi kendilerine zulmettiler. Sonra da bunların onlara hiçbir faydası dokunmadı. Allah’ın azabına engel ola­madılar. Bilakis Allah’ı bırakıp da tapındıkları ve yalvardıkları putların onlara zararı dokundu. Onlara ne fayda verebildiler, ne de onları helak olmaktan kur­tarabildiler.

“Yalvardıkları putlar” ifadesinde hazf vardır, yani “dünyada yalvardıkları, taptıkları putlar” demektir. ‘Onlar kendilerine fazla bir şey kazandırmadı” ifa­desinde de isim yerine zamir kullanılmış, muzaf hazfedilmiştir. Yani putlara tapınmaları kendilerine fazla bir şey kazandırmadı, demektir.

O putlar sadece onların hüsranını ve helakini artırmıştır. Çünkü onların helak edilmelerinin ve yok olmalarının sebebi bu tanrılara tabi olmalarıdır. Böylece hem dünyayı hem de ahireti kaybettiler.

İşte bu şekilde bir azap ile, peygamberlerimizi yalanlayan o zalim ümmet­leri nasıl helak etmişsek onların benzerlerine de aynı şekilde davranacağız. Kasabaları çok şiddetli bir zulüm içindeyken onları kıskıvrak yakalayıp helak edeceğiz. Şüphesiz Rabbinin çarpması çok acıklıdır, ondan kurtulma ümidi yoktur.

Bu ifade bir uyandır ve zulmün kötü akıbetine dikkat çekmektedir. “O ka­sabalar zalimdir” ifadesinde muzaf hazfedilmiştir. Yani o kasabaların halkı za­limdir denilmektedir. Tıpkı “köye sor” cümlesinde olduğu gibi. Ayetin manası şöyledir: O’nun çarpması çok acıklı ve çok şiddetlidir. Yani şirk ehline vereceği ceza can yakıcı ve sert bir cezadır.

Buharî ve Müslim’in Ebu Musa el-Eş’arî’den rivayet edildiği­ne göre Peygamberimiz Is.a.) şöyle buyurmuştur. “Allah zalime mühlet verir. Onu yakaladığı zaman da asla bırakmaz.” Rasulullah (s.a.) bundan sonra şu ayeti okudu: “Rabbinin zalim olan kasabaları yakaladığı zaman çarpması böy­ledir.” (Hûd, 102)

Advertisements