32

٣٢

وَمَنْ لَايُجِبْ دَاعِىَ اللّهِ فَلَيْسَ بِمُعْجِزٍ فِى الْاَرْضِ وَلَيْسَ لَهُ مِنْ دُونِه اَوْلِيَاءُ اُولءِكَ فى ضَلَالٍ مُبينٍ

(32) ve mel la yücib daiyellahi fe leyse bi bu’cizin fil erdi ve leyse lehu min dunihi evliya’ ülaike fi dalalim mübin
Kim uymazsa Allah’ın davetçisine yeryüzünde aciz bırakacak değillerdir ondan başka velileri de yoktur işte onlar açık bir dalalet içindedirler

(32) If any does not hearken to the one who invites (Us) to Allah, he cannot frustrate (Allah’s Plan) on earth, and no protectors can he have besides Allah: such men (wander) in manifest error.

1. ve men : ve kim
2. lâ yucib : icabet etmezse
3. dâiye allâhi : Allah’ın davetçisi
4. fe leyse : artık değildir
5. bi mu’cizin : aciz bırakacak
6. fî el ardı : yeryüzünde
7. ve leyse : ve yoktur
8. lehu : ona, onun için
9. min dûni-hi : ondan başka
10. evliyâu : dostlar
11. ulâike : işte o
12. fî dalâlin : dalâlet içindedir
13. mubînin : apaçık

وَمَنْ kimلَا يُجِبْ icabet etmezseدَاعِي davet edeneاللَّهِ Allah’aفَلَيْسَ artık o değildirبِمُعْجِزٍ aciz bırakacakفِي الْأَرْضِ yeryüzündeوَلَيْسَ ve yokturلَهُ onunمِنْ دُونِهِ O’ndan başkaأَولِيَاءُ velileriأُوْلَئِكَ işte onlarفِي içindedirlerضَلَالٍ bir sapıklıkمُبِينٍ apaçık


SEBEB-İ NÜZUL
İmam Ahmed’in Affân kanalıyla Ebu Avâne’den, Hafız Ebu Bekir el-Beyhakî’nin Delâilu’n-Nübüvve’sinde İbn Abbâs’tan rivayetinde o şöyle anlatmıştır: Allah’ın Rasûlü (sa), cinlere Kur’ân okumamış, onları görmemiştir. Rasûlullah (sa), ashabından bir grupla Ukâz panayırına doğru gitmişti. (Hz. Peygamber’in bi’setiyle) şeytanlarla gök haberleri arasına bir engel konulmuş, onların üzerlerine alevler gönderilmiş ve bunun üzerine şeytanlar kavimlerine dönmüşler, onların: “Ne oldu size?” deyince “Bizimle gök haberleri arasına engel konuldu ve üzerimize ateş alevleri gönderildi.” demişler. Kavimleri: “Sizinle gök haberleri arasına engel olan mutlaka yeni meydana gelen bir olaydır. Yeryüzünün doğu ve batılarına gidin. Sizinle gök haberleri arasına engel olanın ne olduğuna bir bakın bakalım.” demişler. Şeytanlar da yeryüzünün doğu ve batılarına dağılıp kendileriyle gök haberleri arasına engel olanı aramaya başlamışlar. Tihâme tarafına yönelerek giden şeytanlar, Ukâz panayırına gitmekte olan Rasûlullah (sa)’ı Nahle’de ashabına sabah namazını kıldırırken görmüş, Kur’ân’ı duyunca ona kulak kesilmişler ve: “Allah’a yemin olsun ki sizinle gök haberleri arasına giren budur.” demişler, kavimlerine dönerek: “Doğrusu biz, doğru yola götüren, hayrete düşüren bir Kur’ân dinledik ve ona iman ettik. Biz, Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmıyacağız.” demişler. Allah Tealâ da peygamberine: “De ki: Cinlerden bir topluluğun onu dinlediği bana vahyolundu.” (Cinn, 1) âyet-i kerimesini indirdi. Rasûlullah (sa)’a vahyolunan ancak cinlerin sözüdür.

Bu hadisin bir benzerini Buhârî, Müslim, Tirmizî ve Neseî de rivayet etmişlerdir.

Ebu Bekir ibn Ebî Şeybe’nin Ebu Ahmed ez-Zübeyrî kanalıyla Abdullah ibn Mes’ûd’dan rivayetinde o şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber (sa) Batnu Nahle’de Kur’ân okurken (Cinler) ona indiler. Onu duyunca: “Susun.” dediler. Hz. Peygamber de: “Sus” buyurdular. Onlar dokuz kişiydiler, birisi de Zevbe’a idi. İşte bunun üzerine Allah Tealâ: “İşte onlar apaçık bir sapıklık içindedirler.”e kadar olmak üzere “Hani Kur’ân dinlesinler diye sana cinlerden bir taife yöneltmiştik. Hazır olunca demişlerdi ki: “Susun.” Kur’ân tamam olunca da her biri birer uyarıcı olarak kavimlerine dönmüşlerdi….” âyet-i kerimelerini indirdi. Hz. Peygamber (sa) o gece cinlere Rahman Sûresini okumuştur


AÇIKLAMA

“Hani cinlerden bir grubu, Kur’an’ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik. Kuranı dinlemeye hazır olunca (birbirlerine) susun, demişler, Kur’an’ın okunması bitince uyarıcılar olarak kavimlerine dönmüşlerdi.” Yani ey Peygamber! Cinlerden bir grubu sana yönelttiğimizi ve kavimlerini doğruya iletmeleri için sana gönderdiğimizi sen kendi kavmine hatırlat. Onlar Kur’an okunurken geldiklerinde, Kur’an’ı iyice dinleyip, anlamaları için, birbirlerine susmalarını ve Kur’an’a kulak vermelerini emretmişlerdir. Buhari ve Müslim’in rivayetine göre bu olay Peygamber (s.a.)’in, Taiflileri İs­lâm’a davet için gittiği seferden dönmesi sırasında, Taif yolu üzerinde, Mekke’ye bir gecelik mesafede Batn-ı Nahle denilen yerde gerçekleşmiştir. Peygamberin Kur’an okumasını dinleyenler de Nusaybin cinlerinin eşrafın­dan veya Musul’daki Ninova’dandır.

Sabah namazında Kur’an’ın okunması bitince cinler, kavimlerini Kur’an’m emrine muhalefetten korkutmak ve Allah’ın azabından sakındır­mak üzere onların yanına döndüler.

Ayet, Hz. Muhammed’in (s.a.) cinlere ve insanlara peygamber olarak gönderildiğine delâlet etmektedir. Çeşitli hadisler Allah Rasulü (s.a.)’nün ilk gece cinlerin geldiğini hissetmediğini göstermiştir. Cinler, peygamberin Kur’an okuyuşunu dinleyip, sonra kavimlerine dönmüşlerdir. Bundan son­ra da, peygamberimize topluluk halinde fevc fevc gelmişlerdir.

Peygamberin, onların geldiğini hissetmediğini gösteren delillerden bi­ri de, yukarıda ayetin nüzul sebebine dair, İbni Mesud’dan gelen rivayettir. Bir diğeri de, Ahmed b. Hanbel’in, Tirmizi ve Nesei’nin İbni Abbas’tan şu rivayetidir: Cinler vahye kulak veriyor, kelimeyi duyuyor ve bu kelimeye on kelime daha ilâve ediyorlardı. Duydukları hakti, ama ilâve ettikleri ba­tıl. Hz. Muhammed’in risaletinden önce cinler yıldızlarla taşlanmıyordu. Ancak Allah Rasulü (s.a.) peygamber olarak gönderilince, cinlerden biri, (gökyüzü haberlerini dinlemek üzere) makamına gelince isabet ettiği yeri yakan bir yıldızla taşlanırdı. Cinler bu durumu İblis’e şikayet ettiler, İblis de, bunun mutlaka bir sebebi olmalıdır, diyerek kendisine bağlı olanları sa­ğa sola yolladı. Birden Peygamber (s.a.)’in, Nahle’nin iki dağı arasında na­maz kıldığını gördüler ve gelip iblis’e haber verdiler; iblis de, demek ki, yeryüzünde meydana gelen olay bu imiş dedi.

Buhari ve Müslim’in Mesruk’tan rivayeti de yukarıdaki olayı teyit et­mektedir. Rivayet şöyledir: “İbni Mesuda, Kur’an’ı dinledikleri gecede, Peygamber (s.a.)’e cinleri bildiren kimdir? diye sordum. İbni Mesud da: Peygamber’e onları ağaç bildirmiştir, dedi.” Çünkü, onların Kur’an’ı dinle­mek için toplanmalarını ağaç bildirinceye kadar, peygamberimiz hissetme­mişti.

Peygamber (s.a.)’in, cinlerle karşılaştığını, onlara risaletini (Allah’tan aldığı ilâhî mesajı) tebliğ ettiğini ve onlara Kur’an okuduğunu gösteren birçok deliller vardır. Bu rivayetlerden biri, Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde ve Müslim’in Sahih’inde Alkame’den rivayet ettikleri şu husustur; Alkame şöyle demiştir: Abdullah b. Mesuda (r.a.), “Cinlerin, Peygamber (s.a.)’i dinledikleri gecede, Peygamber (s.a.)’in yanında sizden kimse var mı idi? diye sordum.” O da “Onun yanında bizden kimse yoktu. Ancak onu bir gece Mekke’de kaybetmiştik, acaba suikaste mi uğradı, bir yere mi götürül­dü, ne yapıldı? diye birbirimize sorduk. O gece bizim için en korkunç gecey­di. Sabah olunca veya seher vaktinde birden Hira tarafından bize doğru geldiğini gördük ve içerisinde bulunduğumuz durumu ona anlattık.” dedi. Bunun üzerine Allah Rasulü (s.a.): “Bana cinlerin davetçisi gelmişti, ben de onlara gittim ve onlara Kur’an okudum.” dedi ve bize onların ve yaktıkları ateşlerin izlerini gösterdi.

Abdullah b. Mesud’dan bir rivayette o şöyle demiştir: Allah Rasulü (s.a.)’nü şöyle derken duydum: “Bu gece ben Hacun’da durup cinlere Kur’an okuyarak geceledim.”

Cin suresi, cinlerin Kur’an’ı dinlediğini kesinlikle göstermektedir. Cin suresinin baş tarafı şöyledir: “(Rasulüm!) De ki: Cinlerden bir topluluğun (benim okuduğum Kur’an’ı) dinleyip de şöyle söyledikleri bana vahyolunmuştur: Gerçekten biz, doğru yola ileten harikulade güzel bir Kur’an dinle­dik de, ona iman ettik. Artık kimseyi Rabbimize asla ortak koşmayaca­ğız .”(Cin, 72/1-2)

Allah Tealâ burada şöyle buyurmuştur:

“Ey kavmimiz dediler, doğrusu biz Musa’dan sonra indirilen, kendisin­den öncekini doğrulayan, hakka ve doğru yola ileten bir kitap dinledik.” Cinler şöyle demiştiler. Ey cinler! Biz, Hz. Musa’nın Tevrat’ından sonra, daha önceki peygamberlere indirilen kitapları tasdik eden, Allah’ın indirdi­ği bir kitap (Kur’an) dinledik. O kitap insanları gerçek dine, ibadete, inan­ca, davranış ve haberlerde Allah’ın sağlam yoluna yöneltmektedir.

Burada cinler (Hz. Musa’yı zikrettikleri halde) Hz. İsa’dan söz etme­mişlerdir. Bunun bazı sebepleri vardır.

1- Atanın da dediği gibi, o cinler Hristiyanlıktan değil Yahudilikten müslümanlığa dönmüşlerdir.

2- İsa (a.s.)’ya indirilen İncil’de birtakım mevizeler, edebî, insanî ince­likler bulunmakta; helâl ve harama dair pek fazla bir şey bulunmamakta ve dolayısıyla İncil, Tevrat şeriatının tamamlayıcısı kabul edilmektedir. Bu yüzden o cinler “Musa’dan sonra indirilen…” demişlerdir.

İşte Peygamber (s.a.), kendisine vahyin ilk geliş hikâyesini ve Cebra­il’in kendisine geldiğini Varaka b. Nevfel’e haber verdiği zaman, Varaka b. Nevfel, peygamberimize şöyle demiştir. İşte bu namus  (Cibril), Allah’ın Musa’ya gönderdiği melektir. Kavmin seni (Mekke’den) çıkardığında keşke ben güçlü kuvvetli bir genç olsam (da sana yardım etsem)!

Kısaca cinler, burada sadece Tevrat’ı ifade etmişlerdir. Çünkü Tevrat geçmişte hükümlerin kaynağıdır. Ayrıca Kitap Ehlince de ittifakla kabul edilen bir kitaptır.

“Ey kavmimiz! Allah’ın davetlisine uyun, ona iman edin ki Allah da sizin günahlarınızın bir kısmını bağışlasın ve sizi acı bir azaptan korusun.” Ey cinler! Allah’ın birliğine, kulluğuna, ve itaatına çağıran peygamberlerin sonuncusu (Hatemu’n-nebiyyîn) Allah Rasulüne ve Kur’an’a icabet ediniz, kulak veriniz ki, Allah birtakım günahlarınızı, kendine taalluk eden hakla­rı bağışlasın. Kul hakları ise ancak sahiplerinin o haklardan vazgeçmesiyle düşer. Ayrıca sizi yüce Allah elem verici cehennem azabından koruyup kur­taracak, sizden müminleri cennete koyacaktır. Bir ayette şöyle buyurulmaktadır: “Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimselere iki cennet vardır. Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” (Rahman, 55/46-47).

Ayette Allah Tealâ’nın Muhammed (s.a.)’i sakalayne (insanlara ve cin­lere) peygamber olarak gönderdiğine açık delâlet vardır. Çünkü Peygamber (s.a.) insanları ve cinleri Allah’a davet etmiş, her iki gruba da, içinde hitap, teklif, vaad, (müjde) ve vaid (tehdit) bulunan Rahman suresini okumuştur.

Sevap, ceza, emirler, yasaklar, cennet ve cehenneme müstahak olma hususunda insanlarla cinler arasında hiçbir fark yoktur. Çünkü emir ve yasaklarla mükellef olmak aynıdır. Ayrıca her iki gruba hitap eden ayetle­rin umumiliği, insanlar ve cinlerden meydana gelen iki grubu da kapsa­maktadır. Dolayısıyla, bazı alimlerin, mümin cinlerin cennete girmeyeceği­ne ve kıyamet gününde ancak cehennem azabından korunacaklarını dair görüşleri doğru değildir. Aşağıdaki ayetin umumiliği de bu görüşü destek­lemektedir: “İman edip iyi davranışlarda bulunanlara gelince, onlar için makam olarak Firdevs Cennetleri vardır.” (Kehf, 18/107)

Daha sonra kavimlerini muhalefetten sakındırarak şöyle dediler:

“Allah’ın davetlisine uymayan kimse yeryüzünde Allah’ı aciz bıraka­cak değildir. Kendisi için Allah’tan başka dostlar da bulunmaz. İşte onlar apaçık bir sapıklık içindedirler.” İnsanları Allah’ın birliğine inanmaya ve O’na itaate davet eden Allah Rasulünün bu davetine icabet etmeyenler Onun elinden kaçıp kurtulamayacaklardır. Zira o, Allah’ın mülkündedir. Allah’tan başka kendisine yardım edecek ve onu Allah’ın azabından kurtaracak dost ve yardımcıları da yoktur. İşte Allah’ın davetçisine olumlu cevap vermeyen bu insanlar, apaçık bir sapıklık ve hata içerisindedirler.

Bu bir tehdittir. Bununla cinler de, Kur’an-ı Kerim’in metoduna uygun olarak tergib (teşvik) ile terhib (korkutmak) için ikisine de muhatap olmuş­lardır. Bu sebeple Allah Rasulü (s.a.)’ne heyetler halinde gelmişlerdir.

Advertisements