20

٢٠

لِتَسْلُكُوا مِنْهَا سُبُلًا فِجَاجًا

(20) litesluku minha subulen ficacen
Orada gidebilmeniz için geniş boğazlı yollar (açmıştır)

(20) That ye may go about therein, in spacious roads.

1. li : için
2. teslukû : sizin sülûk etmeniz, yolculuk etmeniz
3. min-hâ : ondan
4. subulen : sebîller, yollar
5. ficâcen : geniş yol

لِتَسْلُكُواki edinesinizمِنْهَا ondanسُبُلًا yollarفِجَاجًا geniş


AÇIKLAMA

Yüce Allah Noah (a.s)’un kavminden çeşitli şekillerde şikâyetlerde bu­lunduğunu belirterek şöyle buyurmaktadır: “Dedi ki: Rabbim ben kavmimi gece ve gündüz gerçekten davet ettim. Fakat benim davetim kaçıştan başka bir şeylerini artırmadı onların.”

Noah (a.s.) aziz ve celil olan Rabbine kavminden gördüklerini ve elli ek­siğiyle bin yıl gibi uzun bir süre onlara karşı sabredip katlandığını belirte­rek şikâyette bulundu: Ben kavmimi kendilerini çağırmamı emrettiğin ima­na, senin emrine uyarak gece gündüz davet edip durdum. Fakat benim on­ları çağırmam kendilerini davet ettiğim şeyden kaçıp uzaklaşmalarından başka bir şeylerini artırmadı. Yani ben onları hakka yaklaşmak için çağır­dıkça onlar haktan kaçtılar, uzaklaşıp gittiler. Daha sonra onların kendisine çeşitli tutumlar takındıklarını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

“Gerçekten ben onlara kendilerini mağfiret etmen için ne zaman davet ettiysem parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine hüründüler, ısrar ettiler ve büyüklendikçe büyüklendiler.” Ben onları günahlarının bağışlan­masına sebep olacak, sana iman etmeye ve sana itaate çağırdıkça onlar parmak uçlarıyla benim kendilerine yaptığım daveti duymasınlar diye ku­laklarını tıkadılar, beni görmesinler, sözümü işitmesinler diye de elbisele­riyle yüzlerini kapattılar. Küfür ve şirk üzere kalmaya devam ettiler, hakkı kabulden uzaklaşıp büyüklendikçe büyüklendiler. Yani hakka uymayı, ona boyun eğmeyi kendilerine yedirmediler.

“Sonra ben gerçekten onları yüksek sesle davet ettim, sonra muhakkak ben onlara hem açık açık ilan ettim, hem de kendilerine gizli gizli söyle­dim.” Ben çeşitli davet yollarına başvurup onları insanlar arasında açıkça ve yüksek sesle imana ve itaate davet ettim. Daha sonra açıkça davet etti­ğim gibi gizli gizli de davette bulundum.

Ayetlerden maksat, onun davetinin üç mertebeli olduğunu anlatmaktır:

O gece gündüz gizli öğüt vermekle başladı. Onlarsa ondan kaçıp uzak­laştılar.

Sonra onlara açık açık davette bulundu. Çünkü bir topluluk arasında öğüt vermek bir azardır ve üslûbu ağırlaştırmaktır. Bu da onları etkilemedi.

Daha sonra gizli ve açık her iki yolu da bir arada denedi. Tıpkı hangi yola baş vurduysa faydasını göremediğinden şaşırıp kalan gayretkeş kim­senin yaptığı gibi. Buradaki “sonra” anlamındaki lafız bu haller arasındaki uzak süreyi ve üslûp mertebesindeki farklılığı göstermek içindir. Çünkü açıkça davet, gizli davetten daha ağır bir üslûptur. Her iki yolu birlikte uy­gulamak ise, bunlardan tek başına birisini kullanmaktan daha ağırdır.

Bu da Peygamber (s.a.)’in Mekke’de ve Arap yarımadasında izlediği davet aşamalarını andırmaktadır. Kureyş kâfirlerinin takındıkları tutum da Noah (a.s) kavminin tutumuna benziyordu:

“Kâfir olanlar dediler ki: Bu Kur’anı dinlemeyin ve o okunurken an­lamsız sesler çıkarın. Belki baskın çıkarsınız.” (Fussilet, 41/26)

Daha sonra davetinin mahiyetini şöylece açıklamaktadır: “Arkasın­dan: Rabbinizden mağfiret dileyin. Çünkü O çok mağfiret edicidir, dedim.” Onlara dedim ki: Rabbinizden ihlâslı bir niyet ile geçmiş günahlarınızın bağışlanmasını isteyin. Küfür ve masiyetlerden Allah’a tevbe edin. Şüphe­siz sizi yaratan, besleyip büyüten Rabbinizin günahkârlara mağfireti pek çoktur.

Buyrukta mağfiret dilemenin, bereketin ve bolluğun artması sonucu­nu verdiğine delil vardır. Çünkü fakirlik, kıtlık, korkular, acılar, masiyetle-rin getirdiği bir uğursuzluktur. Tevbe edip mağfiret dileyecek olurlarsa bu uğursuzluk ve bela ortadan kalkar, hayır ve bereket geri döner.

Daha sonra küfür ve masiyetten tevbe etmeleri halinde onlara beş hu­susu vaad ederek dedi ki:

1- “Böylece O üzerinize semayı bol bol salıverir. Mallarla, oğullarla size yardım eder. Size bağlar ve bahçeler verir ve sizin için nehirler akıtır.” Eğer sizler Rabbinizden mağfiret dileyecek olursanız üzerinize bol bol ve ardı ar­kasına yağmur yağdırır. Böylelikle mal, bolluk, mahsuller, meyveler çoğa­lır. Rahat, huzur, mutluluk ve istikrar her tarafı kuşatır. Size pek çok mal ve bol bol hayırlar ihsan eder. Güvenlik, refah, istikrar ve mutluluk duygu­su dolayısıyla soyunuzu, çoluk çocuğunuzu arttırır. Size ağaçlarla, mahsul­lerle, meyvelerle donanmış yemyeşil bahçeler verir.  Ekini, mahsulleri, ge­liri artıran akar tatlı suları olan ırmaklar ihsan eder.

İşte bu, Allah’tan mağfiret dilemenin, yağmurun yağmasının ve türlü rızıkları elde etmenin en büyük sebeplerinden birisi olduğunun delilidir. Bundan dolayı istiska namazında (yağmur duasında) mağfiret dilemek em-rolunmuştur. Aynı şekilde ayet, Yüce Allah’a iman etmeleri halinde hem ahirette pek büyük bir paya sahip olacaklarını, hem de dünyada bolluk ve varlığa kavuşacaklarını göstermektedir.

Teşvik edici unsurlarla davette bulunduktan sonra onları azarladı ve şu sözleriyle onları korkutarak davet yoluna başvurdu:

2- “Size ne oluyor ki Allah’ın azametinden hiç korkmuyorsunuz? Hal­buki O sizi tavır(dan) tavır(a) geçirerek yaratmıştır.” Niçin Allah’ın azame­tinden korkarak Onu tevhid etmiyor, Ona itaat etmiyorsunuz? Halbuki nutfeden başlayarak yapışkan bir kan, bir çiğnemlik et, kemik, arkasından et gibi çeşitli merhalelerden geçirip sizi yaratan O’dur. Daha sonra hilkati­niz tamamlanmakta ve bambaşka bir yaratık olarak sizi var etmektedir. Çocukluk, sonra gençlik, sonra olgunluk çağma geliyor, sonra da yaşlanı­yorsunuz. Sizi bu harikulade aşamalarda yaratan zata karşı gereken tutu­mu takınmakta nasıl gerekeni yapmaktan uzak kalabiliyorsunuz?

Razi buradaki “recâ: ummak” lafzının “korkmak” diye tefsir edilmesini uygun görmemektedir. Çünkü sözlükte “recâ: ummak” korkmanın zıttıdır. Bu sebeple Zemahşeri’nin açıklamasını tercih etmiştir. Buna göre de: Siz niçin Allah’tan herhangi bir tazim ümit etmiyorsunuz demek olur. Yani ni­çin sizler Allah’ın sizi tazim edip, büyülteceğini ümit edecek bir durumda değilsiniz? “Allah” lafzı da tazim edecek olanı açıklamaktadır.

Bu ayet Yüce Allah’ın varlığının ve birliğinin bir delilidir. Çünkü insa­nın kendisi üzerinde düşünmesi bunu ortaya koyar. Daha sonra üst alem­den bir başka delili getirerek şöyle buyurmaktadır:

“Görmez misiniz Allah yedi göğü nasıl tabaka tabaka yaratmış, onla­rın arasında ayı bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır.” Yani sizler Yüce Allah’ın biri diğeri üstünde birbirleriyle uyumlu olarak yedi göğü na­sıl yaratmış olduğuna, dünya semasında ayı, yeryüzünü aydınlatıcı ve ha­rareti bulunmayan bir halde, güneşi ise gece karanlığını gideren, etrafa ısı ve ışık saçan aydınlatıcı bir kandil gibi yarattığına bakmaz mısınız?

Ay için ayların geçip gidişine delâlet eden konaklar ve burçlar takdir ettiği gibi, güneş de yılların ardı arkasına gelmesinin bir delilidir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Güneşi ışık saçıcı, ayı nurlu yaratan, yıl­ların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona konak yerleri belirleyen O’dur. Allah bunları ancak hak ile yaratmıştır. O bilen bir topluluk için ayetleri ge­niş geniş açıklar.” (Yunus, 10/5)

Daha sonra Yüce Allah alt alemden olan dünyadan bir delili söz konu­su ederek şöyle buyurmaktadır:

“Ve Allah sizi yerden bir bitki gibi bitirmiştir. Sonra sizi yine oraya ia­de edecek ve sizi bir defa daha çıkaracak.” Allah ilk atanız Adem’i toprak­tan var etti, bitki gibi büyüyüp gelişmesini sağladı. Sizin gelişmeniz de ye­rin bitirdiği ve bitki ya da hayvan türünden gıdalara dayalıdır. Daha sonra sizi tekrar yere geri iade etmekte, orada erimektesiniz. Parçalarınız dağıl­makta ve nihayet yere karışıp toprağa dönmektedir. Daha sonra kıyamet gününde ölümden sonra sizleri tekrar bir defada çıkartacaktır. Birinci ya­ratılışınızda olduğu üzere tedrici bir şekilde bitki gibi var etmeyecektir.

Zemahşeri dedi ki: Sonradan var edilmişliğe daha açık delil olması için yaratılışın anlatılması amacı ile bitki, istiare yolu ile kullanılmıştır.

5- “Allah yeri sizin için bir sergi kılmıştır. Ta ki onun geniş yollarında gidesiniz.” Yüce Allah’ın insan üzerindeki nimetlerinden birisi de yeryüzü­nü sizin için bir sergi gibi yayıp donatılmış olarak yaratmasıdır. Orasını dağlarla sağlamlaştırmıştır. Siz de rızık aramak maksadıyla oranın çeşitli yerlerine gidip gelmektesiniz. Dağlar arasında, vadilerde ve ovalarda sizin için geniş yollar yaratmıştır