118

١١٨

يَااَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا لَاتَتَّخِذُوا بِطَانَةً مِنْ دُونِكُمْ لَايَاْلُونَكُمْ خَبَالًا وَدُّوا مَا عَنِتُّمْ قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَاءُ مِنْ اَفْوَاهِهِمْ وَمَا تُخْفى صُدُورُهُمْ اَكْبَرُ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْايَاتِ اِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ

(118) ya eyyühellezine amenu la tettehizu bitanetem min duniküm la ye’luneküm habala veddu ma anittüm kad bedetil bağdaü min efvahihim ve ma tuhfi suduruhüm ekber kad beyyenna lekümül ayati in küntüm ta’kilun

ey iman edenler sırdaş ve dostlar edinmeyin sizden olmayan kusur etmezler size zarar ve ziyan vermekte sıkıntıya düşmenizi isterler kesinlikle taşmaktadır onların gazabı ağızlarından onların göğüslerinde gizledikleri daha büyüktür size ayetlerimizi açıkladık eğer akıl ederseniz

(118) Ye who believe take not into your intimacy those outside your ranks: they will not fail to corrupt you. They only desire your ruin: rank hatred has already appeared from your mouths: what their hearts conceal is far worse. We have made plain to you the Signs, if ye have wisdom.

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne âmenû : âmenû olanlar, îmân edenler
3. lâ tettehızû : edinmeyin
4. bitâneten : sırdaş
5. min dûni-kum : sizlerden başka, kendinizden
6. lâ ye’lûne-kum : size … yapmaktan geri kalmazlar
7. habâlen : fesada düşürmek
8. veddû : istediler, temenni ettiler
9. mâ anittum : size sıkıntı verecek şeyler
10. kad bedet : belli olmuştur
11. el bagdâu : kin ve öfke
12. min efvâhi-him : onların ağızlarından (sözlerinden)
13. ve mâ tuhfî : ve gizledikleri şey
14. sudûru-hum : onların göğüsleri, sineleri
15. ekberu : daha büyük
16. kad beyyennâ : açıklamıştık
17. lekum : sizin için, size
18. el âyâti : âyetleri
19. in kuntum : eğer siz … olmuş olsaydınız
20. ta’kılûne : akıl ediyorsunuz

يَاأَيُّهَا eyالَّذِينَ آمَنُوا iman edenlerلَا تَتَّخِذُوا edinmeyinبِطَانَةً sırdaşمِنْ دُونِكُمْ sizden olmayanlarıلَا يَأْلُونَكُمْ خَبَالًا ki sizi ifsat etmekten geri durmazlarوَدُّوا ve arzu ederlerمَا عَنِتُّمْ sizin sıkıntıda olmanızıقَدْ doğrusuبَدَتْ taşmaktadırالْبَغْضَاءُ kinمِنْ أَفْوَاهِهِمْ ağızlarındanوَمَا تُخْفِي gizledikleri iseصُدُورُهُمْ sinelerindeأَكْبَرُ daha büyüktürقَدْ elbette kiبَيَّنَّا iyice açıkladıkلَكُمْ sizin içinالْآيَاتِ ayetleriإِنْ كُنْتُمْ isenizتَعْقِلُونَ akleder


SEBEB-İ NÜZUL

İbn Abbâs ve Mucâhid der ki: Aralarında akrabalık, arkadaşlık, câhiliye devrinde yapılmış yemin (dost olacaklarına dair verilmiş söz), komşuluk ve süt emme gibi alâkalardan dolayı bazı münafıklara ve yahudîlere dostluk ve sevgi besleyen bazı mü’minler hakkında nazil olmuştur. Onlardan mü’minler aleyhine gelebilecek fitnelerden dolayı Allah Tealâ onları bu dostluk ve sevgiden men’etmek üzere bu âyet-i kerimeyi indirdi.

Advertisements