19

١٩

اَوَلَمْ يَرَوْا اِلَى الطَّيْرِ فَوْقَهُمْ صَافَّاتٍ وَيَقْبِضْنَ مَايُمْسِكُهُنَّ اِلَّا الرَّحْمنُ اِنَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ بَصيرٌ

(19) evelem yerev ilettayri fevkahum saffatin ve yakbidne ma yumsikuhunne illerrahmanu innehu bikülli şey’in basir
Görmüyorlar mı? (uçan) kuşları üstlerinden kanatlarını açıp kapatarak onları tutan ancak rahmandır şüphesiz O, her şeyi Görendir

(19) Do they not observe the birds above them, spreading their wings and folding them in? None can uphold them except (Allah) Most Gracious: truly it is He that watches over all things.

1. e ve lem yerev ilâ : ve görmüyorlar mı (…a bakmıyorlar mı)
2. et tayri : kuşlar
3. fevka-hum : onların üstünde
4. sâffâtin : sıra sıra süzülenler
5. ve yakbıdne : ve açıp kapayan, kanat çırpan
6. mâ yumsiku-hunne : onları (havada) tutmaz (düşmekten alıkoymaz)
7. illâ er rahmânu : Rahmân’dan başkası
8. inne-hu : muhakkak ki o
9. bi kulli şey’in : herşeyi
10. basîrun : en iyi gören

أَوَلَمْ يَرَوْاonlar görmüyorlar mıإِلَى الطَّيْرِkuşlarıفَوْقَهُمْüstlerindeصَافَّاتٍ sıra sıra dizilip وَيَقْبِضْنَkanat çırpanمَا يُمْسِكُهُنَّonları tutmuyorإِلَّا başkasıالرَّحْمَانُRahman’danإِنَّهُ muhakkak ki Oبِكُلِّ herشَيْءٍ şeyiبَصِيرٌ görendir


AÇIKLAMA

“Göktekilerin sizi yere geçirmesinden emin mi oldunuz? O zaman onun durmadan çalkalanmakta olduğunu göreceksiniz.” Allah yeryüzüne sizin için boyun eğdirmişken Karun’u yerin dibine geçirdiği gibi, Allah’ın sizi de yerin dibine geçirmesinden emin mi oldunuz? O zaman yerin sizi sarstığını ve siz üzerinde olduğunuz halde çalkalanmakta olduğunu göreceksiniz.

Bu sorudan maksat, tehdit ve Yüce Allah’ın kendisini inkâr eden ve Ona başka bir ilâhı ortak koşan kimseleri azaplandırmaya kadir olduğunu haber vermektir. İbni Abbas kendisine karşı geldiğiniz takdirde gökte bu­lunandan yana emin mi oldunuz, diye açıklamıştır.

Bu ayetin bir benzeri de Yüce Allah’ın şu buyruğudur: “De ki: O size üstünüzden yahut ayaklarınızın altından bir azap göndermeye kadir olan­dır.” (Enam, 6/65)

Fakat Yüce Allah’ın yarattıklarına lütuf ve merhameti dolayısıyla O affeder, bağışlar. Azaplandırmakta acele etmez, erteler. Nitekim şöyle bu­yurmaktadır: “Eğer Allah kazandıkları sebebiyle insanları sorgulayacak ol­saydı, onun (yeryüzünün) sırtında dolaşanların hiçbirini bırakmazdı. Fa­kat o bunları belirlenmiş bir vakte kadar geri bırakıyor. Belirlenmiş olan o vakitleri gelince muhakkak Allah kullarını en iyi görendir.” (Fatır, 35/45)

Daha sonra Yüce Allah bir başka tehditte bulunarak şöyle buyurmaktadır: “Yahut göktekinin üzerinize taş yağdıran bir rüzgar göndermesinden emin mi oldunuz? Hem benim korkutmamın nasıl olduğunu bileceksiniz.” Yani yoksa siz -iddia ettiğiniz üzere- semada bulunan Rabbinizin egemen­lik ve melekûtu ve kahrı ile üzerinize semadan taş yağdıran bir rüzgar göndermesinden emin misiniz? Nitekim o böyle bir azabı Lût kavmine ve Mekke’de Fil ashabına göndermişti. İşte o vakit azabı göreceğinizde benim azabımı yalanlayıp, emirlerime muhalif hareket eden kimseleri ne şekilde uyarıp, ne şekilde cezalandırdığımı bileceksiniz. Fakat o vakit bu bilmeni­zin size faydası olmayacaktır.

Bu ayetin bir benzeri de Yüce Allah’ın şu buyruğudur: “Peki kara tara­fından sizi yere geçirmesinden yahut üzerinize çakıl taşları yağdıran bir ka­sırga göndermesinden emin mi oldunuz? Sonra kendinize hiçbir vekil de bulamazsınız.” (İsra, 17/68)

Daha sonra Yüce Allah örneklendirme ve delil getirme yoluyla kâfirle­ri korkutmayı pekiştirmek üzere önceki ümmetlerin azaba uğratılmalarını hatırlatmaktadır. Verdiği örnek şudur: “Andolsun ki onlardan öncekiler de yalanlamışlardır. Benim azabım nasıl oldu?” Yani sizden önceki kâfirler ve peygamberleri yalanlayanlar küfürleri sebebi ile bu tür cezaların benzerini gördüler. Ad, Semud ve diğer ümmetlerin kâfirleri gibi. Kötü azap onları kuşattı. Şimdi benim onların başına getirdiğim şiddetli azap ile onlara kar­şı tepkimin nasıl olduğuna bir bakınız.

Delil getirmeye gelince, Yüce Allah kudretinin kemâline dair birkaç delili söz konusu etmektedir. Bunlar yüce Rabbimizin kâfirlere her türlü azabı yapmaya kadir olduğunu ortaya koyar.

Birinci delil şudur: “Üstlerinde sıra sıra dizilip, kanatlarını açıp kapa­yan kuşları görmediler mi? Onları Rahmandan başkası tutmuyor. Muhak­kak ki o herşeyi çok iyi görendir.” Yani hava boşluğunda üzerlerindeki kuş­lara bakmazlar mı? Bu kuşlar kimi zaman kanatlarını açmakta, kimi za­man da kanatlarını kapamaktadır. Kanatlarını açarken de kaparken de uç­tukları vakitte kuşları havada herşeye gücü yeten ve rahman olan o mut­lak ilâhtan başkası tutmuyor. Bunu da havayı rahmet ve lütfuyla onlara müsahhar kılması suretiyle gerçekleştiriyor. Şüphesiz ki O yarattıkların­dan her birine neyin elverişli olduğunu çok iyi bilen, çok iyi görendir. Kü­çük olsun, büyük olsun hiçbir şey O’na gizli kalmaz.

Bu ayetin bir benzeri de şu buyruktur: “Gök boşluğunda musahhar kı­lınmış olan kuşları görmüyorlar mı? Onları (havada) Allah’tan başkası tut­muyor. Şüphe yok ki bunda iman edecek bir topluluk için bir ibret vardır.” (Nahl, 16/79)

İlim adamları dedi ki: Ayet-i kerimede kulun kendi ihtiyarı ile yaptığı fi­illerin Allah tarafından yaratılmış olduğuna delil vardır. Çünkü kuşların havada tutulmaları onların kendi ihtiyarlarıyla (istek ve iradeleriyle) yaptıkla­rı bir fiildir ve Yüce Allah bu fiili kendi zatına izafe etmiş bulunmaktadır.

Advertisements