26

٢٦

قُلِ اللّهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِى الْمُلْكَ مَنْ تَشَاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَاءُ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَاءُ بِيَدِكَ الْخَيْرُ اِنَّكَ عَلى كُلِّ شَىْءٍ قَديرٌ

(26) kulil lahümme malikel mülki tü’til mülke men teşaü ve tenziul mülke mimmen teşa’ ve tüizzü men teşaü ve tüzillü men teşa’ bi yedikel hayr inneke ala külli şey’in kadir

de ki ey mülkün sahibi Allah’ım mülkü verirsin istediğin kimseye mülkü çekip alırsın dilediğin kimseden de dilediğini aziz edersin dilediğini zelil kılarsın hayır senin elindedir muhakkak sen her şeye kadirsin

(26) Say: “O Allah! Lord of Power (and Rule), Thou givest Power to whom Thou pleasest, and Thou strippest off Power from whom Thou pleasest: Thou enduest with honour whom Thou pleasest, and Thou bringest low whom Thou pleasest: In Thy hand is all Good. Verily, over all things thou hast power.

1. kul : de, söyle
2. allâhumme : Allah’ım
3. mâlike el mulki : mülkün maliki, sahibi
4. tû’ti el mulke : mülkü verirsin
5. men teşâu : dilediğin kimseye
6. ve tenziu el mulke : ve mülkü (geri) alırsın
7. mimmen (min men) teşâu : dilediğin kimseden
8. ve tuizzu : ve aziz kılarsın
9. men teşâu : dilediğin kimseyi
10. ve tuzillu : ve zelil edersin
11. men teşâu : dilediğin kimseyi
12. bi yedike el hayru : hayır senin elinde
13. inne-ke : muhakkak ki sen
14. alâ kulli şey’in : her şeye
15. kadîrun : kaadir, kudret sahibi


SEBEB-İ NÜZUL

İbn Abbâs ve Enes ibn Mâlik derler ki: Allah Tealâ Rasûlü (sa)’ne Mek­ke’nin fethini nasîb edip de Hz. Peygamber (sa) ümmetine Rum ve Fürs hüküm­ranlıklarını va’dedince münafıklar ve yahudiler: “Heyhat, heyhat! İran ve Rum’ların hükümranlığı nerede Muhammed nerede! Onlar Muhammed’in hü­kümranlığı altına girmeyecek kadar güçlü ve sağlam. Mekke ve Medine Muhammed’e yetmemiş mi ki Rum ve İran mülküne tamah ediyor?” dediler de Allah Tealâ bu âyet-İ kerimeyi indirdi.

Katâde’den rivayete göre Hz. Peygamber Allah Tealâ’dan İran ve Rum hü­kümranlığını ümmetine bahşetmesini istemişti. Bunun üzerine Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirdi.

Ahzâb (33/12) âyetinin nüzul sebebi olan hâdisenin aynı zamanda bu âyet-i kerimenin de nüzul sebebi olduğu rivayet edilmektedir. Şöyle ki:

Taberî’nin tefsirinde İbn Beşşâr kanalıyla Amr ibnu’1-Avf el-Muzenî’den rivayetinde o şöyle anlatıyor: Allah’ın Rasûlü (sa) Ahzâb Gazvesi (Hendek Sa­vaşı) senesi hendeği çizdi: Harise oğulları tarafından Ecmu’ş-Şeyhayn’den Mezâz’a kadar hendek kazılacaktı. Sonra her on kişiye 40 kulaç olmak üzere kazma işini taksim etti. Selman el-Fârisî’nin hangi grupta olacağında Muhacirin ve Ansar ihtilâf ettiler. Selman güçlü kuvvetli birisiydi ve Muhacirin “Selman bizdendir.” diyor, Ansar: “Selman bizdendir.” diyorlardı. Hz. Peygamber (sa): “Selman bizden, ehl-i beyttendir.” buyurdu. Amr ibn Avf der ki: Ben, Selman, Huzeyfe ibnu’l-Yemân, Nu’mân ibn Mukrin el-Muzenî ve Ansar’dan dört kişi birlikte bir kırk kulacı kazıyorduk. Üç katın altında kazmaya devam ederken Allah hendeğin içinden karşımıza beyaz, çakmaktaşından bir kaya çıkardı. Külünklerimizi kırdı, biz onu kıramadık. “Ey Selman, Allah’ın Rasûlü (sa)’ne çık, bu kayanın durumunu ona haber ver. Hendeğin yolunu mu değitirelim, yoksa ne yapmamızı emreder? Biz, hendeğin çizgisini değiştirmek istemiyoruz.” dedik. Selman, Hz. Peygamber (sa)’e çıktı, Efendimiz üzerine bir gölgelik kurmakla meşgul imiş. “Ey Allah’ın elçisi, babamız anamız sana feda olsun, hendeğin içinden beyaz çakmaktaşından bir kaya çıktı, külünklerimizi kırdı, biz onu kı­ramadık. Küçük veya büyük bir parça bile koparamadık. Bize o konuda emrin nedir? Doğrusu biz hendek için çizmiş olduğun çizgiden çıkmak istemedik.” dedi.

Allah’ın Rasûlü, Selman’la birlikte hendeğe indi, biz dokuz kişi hendeğin ucunda onlara bakıyorduk. Efendimiz (sa) Selman’dan kazmayı aldılar ve kaya­ya öyle bir vurdular ki ondan bir şimşek çaktı sanki karanlık bir evin ortasındaki bir lâmba gibi Medine vadisini aydınlattı. Allah’ın Rasûlü (sa) bir fetih tekbiri getirdi, müslümanlar da peşinden tekbir getirdiler. Sonra Rasûlullah (sa) kayaya ikinci kere vurdu. Kazmanın kayaya çarpmasıyla yine bir şimşek çaktı ki sanki karanlık bir evdeki lâmba gibi Medine vadisini aydınlattı. Rasûlullah (sa) bir fetih tekbiri getirdi, müslümanlar da peşinden tekbir getirdiler. Sonra Allah’ın Rasûlü (sa) üçüncü kez kayaya vurdu ve onu kırdı, ondan yine bir şimşek çakıp Medine vadisini aydınlattı, sanki karanlık bir evin ortasındaki bir lâmba gibi. Allah’ın Rasûlü (sa) yine bir fetih tekbiri getirdi.

Sonra Selman’ın elinden tutarak hendekten çıktı. Selman: “Ey Allah’ın el­çisi, anam babam sana feda olsun, şimdiye kadar hiç görmediğim bir şey gör­düm.” dedi. Allah’ın Rasûlü (sa) kavme döndü ve: “Selman’ın söylediğini sîz de gördünüz mü?” diye sordu, “Anamız babamız sana feda olsun ey Allah’ın elçisi, gördük ki kayaya vurdun, ondan dalga gibi bir şimşek çaktı, senin tekbir getirdiğini görünce biz de tekbir getirdik, bundan başka bir şey de görmedik.” dediler. Allah’ın Rasûlü (sa): “Doğru söylediniz. İlk vuruşumda gördüğünüz şimşek çaktı ve bana Hîre saraylarını ve Kisrâ’nın Medâin’ini aydınlattı. Onlar sanki köpek dişleri gibiydiler. Cibril bana haber verdi ki ümmetim onlara galip gelecek. Sonra ikinci vuruşumda gördüğünüz şimşek çaktı ve bana Rum ülkesindeki kırmızı sarayları aydınlattı. Köpek dişleri gibiydiler. Cibril bana haber verdi ki ümmetim onlara galip gelecek ve onları ele geçirecek. Sonra ü-çüncü vuruşumda gördüğünüz şimşek çaktı ve bana San’â saraylarını aydınlattı. Sanki köpek dişleri gibiydiler. Cibrîl bana haber verdi ki ümmetim onları ele geçirecek. “Müjdeler olsun, Allah onları zafere ulaştıracak, mükdeler olsun, Allah onları zafere ulaştıracak.” dedi, buyurdu. Müslümanlar bu müjdeye sevin­diler ve: “Dosdoğru, gerçek bir va’d ile bize va’dde bulunan, bu kuşatmadan sonra bize zaferi vaMeden Allah’a hamdolsun.” dediler.

Medine’yi kuşatan ahzâb bozulup gidince müslümanlar: “Bu, Allah’ın ve Rasûlü’nün va’dettiğidir…” dediler. Münafıklar da: “Hiç şaşmıyor musunuz? Size hikâye anlatıyor, sizi olmıyacak umutlara sevkediyor, size bâtıl va’dlerde bulunuyor. Size Yesrib’den Hîre saraylarını, Kisrâ’nın şehirlerini gördüğünü ve siz korkudan hendek kazar, yüzyüze savaşmaya güç yetiremezken sizin bunları fethedeceğinizi haber veriyor.” dediler de “Hatırla o zamanı ki münafıklar ve kalblerinde hastalık olanlar: Allah ve Rasûlü’nün va’dettikleri boş bir aldatma­dan ibaretmiş, diyorlardı…” (Ahzâb, 33/12) ve “De ki: Ey hükümranlığın sahibi olan Allahim…” âyetleri nazil oldu.

Ebu Süleyman ed-Dimaşkî der ki: Yahudiler: “Vallahi biz peygamberliği İsrail oğullarından başkasına nakleden birine asla itaat etmiyeceğiz.” dediler de bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil oldu.

Advertisements