116

    RevelationCuzPageSurah
    92 596Nisa(4)

١١٦

اِنَّ اللّهَ لَا يَغْفِرُ اَنْ يُشْرَكَ بِه وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذلِكَ لِمَنْ يَشَاءُ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّهِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا بَعيدًا

(116) innellahe la yağfiru ey yüşrake bihi ve yağfiru ma dune zalike li mey yeşa’ ve mey yuşrik billahi fe kad dalle dalalem beiyda

şüphesiz Allah bağışlamaz kendisine şirk koşan(ları) bundan başkasını bağışlar dilediği kimse için kim Allah’a ortak koşarsa muhakkak o sapmıştır çok uzak bir sapıklıkla

(116) Allah forgiveth not (the sin of) joining other gods with him but he forgiveth whom he pleaseth other sins than this: one who joins other gods with Allah, hath strayed far, far away (from the right).

1. inne : muhakkak
2. allâhe : Allah
3. lâ yagfiru : affetmez, bağışlamaz, mağfiret etmez
4. en yuşreke : ortak, şirk koşmak
5. bi-hî : ona, kendisine
6. ve yagfiru : ve affeder, bağışlar, mağfiret eder
7. mâ dûne : dışındak şeyler, başka
8. zâlike : bu, bunlar
9. li men : kimse için, kimseyi
10. yeşâu : diler
11. ve men : ve kim
12. yuşrik : ortak koşar
13. billâhi (bi Allahi) : Allah’a
14. fe : artık, o taktirde
15. kad : olmuştur
16. dalle : dalâlette oldu, saptı
17. dalâlen : dalâlet, sapıklık
18. baîdan : uzak

إِنَّ muhakkak kiاللَّهَ Allahلَا يَغْفِرُ asla bağışlamazأَنْ يُشْرَكَ şirk koşulmasınıبِهِ kendisineوَيَغْفِرُ bağışlarمَا دُونَ başkasınıذَلِكَ bundanلِمَنْ kimse içinيَشَاءُ dilediğiوَمَنْ her kim deيُشْرِكْşirk koşarsaبِاللَّهِ Allah’aفَقَدْ muhakkak ki oضَلَّ sapmıştırضَلَالًا bir sapıklıklaبَعِيدًا çok uzak


SEBEB-İ NÜZUL

Alimler bu iki âyet-i kerimenin biraz önce hırsızlık hadisesi anlatılan (âyet 105-107’nin nüzul sebebi olarak Tu’me ibn Hübeynk hakkında, Hz. Peygamber (sa)’in, bu hırsızlığının cezası olarak elinin kesilmesine hükmedince Mekke’ye kaçıp irtidad etmesi üzerine nazil olduğunu söylemişlerdir. Saîd ibn Cubeyr der ki, Mekke’ye kaçtıktan sonra orada da doğru durmamış, hırsızlık yapmak üzere bir evin duvarını delmiş, farkına varmışlar, hırsızlık üzerindeyken yakalamış ve öldürmüşler de bunun üzerine Allah Tealâ bu iki âyet-i kerimeyi indirmiştir. Kelbî rivayetinde ise ölümü Mekke’de değil, Şam yolundadır. Kelbî şöyle anla­tıyor: “onu dönüp gittiği yolda bırakırız…” âyet-i kerimesi İbn Hübeynk hakkın­da nazil oldu. Medine-i Münevvere’de durumu ve hırsızlığı ortaya çıkınca Mekke’ye kaçtı ve irtidad etti. Ancak orada da doğru durmayıp yine hırsızlık yapmaya başladı. Bir gün, hırsızlık yapmak üzere bir evin duvarını delerken duvar üzerine yıkılmış ve yıkıntı altında kalmış. Ev halkı durumun farkına vara­rak yıkıntının altından çıkarıncaya kadar orada kalmış. Önce yıkıntının altından çıkarmış sonra da Mekke’den sürüp çıkarmışlar. Şam’a gitmek üzere oraya gi­den bîr kervana katılmış, ama yolculuk sırasında yine hırsızlık edeceği tutmuş ve kervandakilerin bazı mallarını çalmış, yakalayıp taşlıyarak öldürmüşler de “onu dönüp gittiği yolda bırakırız ve kendisini cehenneme koyarız. Ne kötü dö­nüş yeridir orası!” âyet-i kerimesi nazil olmuş. Mukâtil, onun ölmesi ya da öl­dürülmesi hakkında daha farklı bilgiler veriyor: Tu’me, irtidad edip Mekke’ye kaçtığında orada Haccâc ibn Alât es-Sülemî’ye misafir olmuş. Haccâc onu gü­zel bir şekilde misafir etmiş ama Tu’me, evde altın olduğunu öğrenince gece evden çıkmış, dışardan duvarı delip altını çalmak üzere gizlice eve girmiş. Komşular bunun farkına varıp evi kuşatmışlar, yakalamışlar ve taşhyarak öl­dürmek istemişler, ancak Haccâc, kendi evini soymaya teşebbüs etmiş olsa dahi misafirinin öldürülmesinden utanmış ve öldürülmesini engellemiş, bıraktırmış da Tu’me Mekke’den çıkıp Suleym oğulları Harra’sına katılmış, onların putları­na tapmıya başlamış ve orada müşrik olarak ölmüş. Buraya kadar anlatılanlar­dan çok uzak bir kavil daha var ki Mekke’den çıktıktan sonra bir yerde bir ge­miye binmiş, gemideki mallardan bir şeyler çalmış, yakalamışlar ve denize at­mışlar  Ne şekilde ve nerede ölmüş veya öldürülmüş olursa olsun anlaşılan odur ki bir kere müşrik olarak ölmüş, ikinci olarak da hır­sızlıktan bir türlü vazgeçememiş olması hem irtidadına, hem de ölümüne sebep olmuştur.

“Elbette Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bundan başkasını ise dilediğine bağışlar. Kim Allah’a şirk koşarsa işte o, çok uzak bir dalâlete düşmüş olur.” âyet-i kerimesinin nüzul sebebinde Dahhâk’ten başka bir sebep daha rivayet ediliyor. Şöyle ki: Yaşlı bir bedevî arap Allah’ın Rasûlü (sa)’ne geldi ve: “Ey Allah’ın elçisi, ben, günahlara ve hatalara dalmış bir ihtiyarım. Şu kadar var ki Allah’ı bilip de O’na İman ettiğimden beri hiçbir şeyi O’na ortak koşmadım. Benim Allah katında halim nasıl olacak?” diye sordu da Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirdi.

Herhalde bu ihtiyar bedevî’nin Medine-i Münevvere’ye gelip Hz. Peygam­ber (sa)’e kendi durumunu sorması ile İbn Hübeynk’ın irtidadı ve hırsızlık alış­kanlığının devamıyla müşrikler elinde öldürülmesi zaman itibariyle birbirine yakın ve hattâ aynı zamana rastlamış olmalıdır.

Advertisements