18

١٨

وَجَاؤُ عَلى قَميصِه بِدَمٍ كَذِبٍ قَالَ بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ اَنْفُسُكُمْ اَمْرًا فَصَبْرٌ جَميلٌ وَاللّهُ الْمُسْتَعَانُ عَلى مَا تَصِفُونَ

(18) ve cau ala kamisihi bi demin kezib kale bel sevvelet leküm enfüsüküm emra fe sabrun cemil vallahül müsteanü ala ma tesifun

geldiler ve onun gömleğinin üzerinde yalancı bir kanla dedi bilakis sizi sürüklemiştir bu işi (yapmaya) nefislerimiz artık (bana düşen) güzel bir sabırdır yardımına sığınılacak Allah’tır ve sizin bu vasıflandırmanıza karşı

(18) They stained his shirt with false blood. He said: nay, but your minds have made up a tale (that may pass) with you. (for me) patience is most fitting: against that which ye assert, it is Allah (alone) whose help can be sought

1. ve câû
(câû bi)
: ve geldiler
: (getirdiler)
2. alâ kamîsı-hi : onun gömleğinin üzerinde
3. bi demin kezibin : yalancı kan ile
4. kâle : dedi
5. bel : hayır
6. sevvelet : sürükledi, teşvik etti
7. lekum : sizi
8. enfusu-kum : sizin nefsiniz
9. emren : bir iş
10. fe : artık bundan sonra
11. sabrun cemîlun : güzel (bir) sabırdır
12. ve allâhu : ve Allah
13. el musteânu : yardım (istiane) istenecek olan
14. alâ : üzerine
15. : şey
16. tesıfûne : anlatıyorsunuz, vasıflandırıyorsunuz


AÇIKLAMA

Kardeşleri Yusuf u götürüp -büyükleri Yahûz’a veya Rûbîl’in işaret ettiği şekilde- kuyuya atmak üzere anlaştıkları zaman babaları Hz. Yakup (a.s.)’a ge­lip şöyle dediler: Sana ne oluyor ki Yusuf u bize emanet etmiyor, ona zarar verebileceğimizden korkuyorsun? Halbuki biz de onun iyiliğini isteriz, yani onu seviyor, ona şefkat duyuyoruz. Onun hayrını istiyoruz, samimiyetle onun iyilik içinde olmasını istiyoruz.

Gerçekte ise kardeşleri Yusuf un rüyasını öğrenip de Yusuf ta beliren bü­yük hayır ve peygamberlik alâmetleri sebebiyle babasının ona olan sevgisini idrak ettikten sonra, Yusuf a olan kıskançlıklarından dolayı onun hakkında bu söylediklerinin aksini murad ediyorlardı.

Yarın âdetimiz üzere sahradaki vadiye gittiğimizde Yusuf u da bizimle gönder, orada hoşuna giden meyve ve sebzelerden yesin, koşsun, oynasın, din­lensin, ok yarışlarında bize katılsın. Biz, onu her türlü felâket ve musibetler­den koruruz, senin hatırın için onun üzerine titreriz, dediler.

Hz. Yakup (a.s.) oğullarına şu şekilde cevap verdi: Onu alıp götürmeniz be­ni üzer; hangi şekilde olursa olsun. Onun benden ayrılması bana elem verir. Siz ok atmakla ve koyun gütmekle meşgul iken bir Kurt’un gelip O’nu yeme­sinden korkarım.

Bu ifadeden Hz. Yakup (a.s.)’un iki mazeret ileri sürdüğü anlaşılmaktadır:

1- Yusuf un kendisinden ayrılmasına üzülmesi.

2- Kardeşlerinin Yusuf a önem vermeyerek oyun oynamakla veya koyun gütmekle meşgul oldukları ve bu sebeple gaflette bulundukları bir sırada kurtun onu yemesinden korkması.

Sanki Hz. Yakup (a.s.) bu ifadesiyle oğullarına yol göstermekteydi. Son de­rece ihtiyatlı olması onun bu sözü söylemesine sebep olmuştur.

Oğulları Hz. Yakup (a.s.)’a derhal cevap verdiler: Allah’a yemin olsun ki, biz kendimizi savunacak kuvvetli bir topluluğuz. Buna rağmen eğer Onu kurt yerse biz hüsrana uğrayan, kendilerinde hiçbir hayır bulunmayan, hiçbir faydası olmayan, aciz ve helak olmaya mahkûm kimselerden oluruz.

Bundan sonra da planı bilfiil icra etmeye başladılar. Babalarına başvurup da onun yanından Yusuf u alıp götürünce muratlarına kavuştular. Hiç tereddüt göstermeden ve azimle Yusuf u kuyunun dibine atmaya karar verdiler. Bu ku­yu kendi aralarında bilinen manasıyla büyük bir kuyu idi. Böylece ya dilediği yere gitsin, ya da helak olsun da ondan kurtulsunlar diye düşünüyorlardı.

Fakat kâmil bir kudret, etkin bir irade, rahmet ve lütuf sahibi olan; zor­luktan sonra kolaylığı, sıkıntıdan sonra huzuru indiren Allah vahiyle Yusuf un kalbini mutmain kılmak ve içinde bulunduğu durumdan üzülmemesi hususun­da kalbini takviye etmek için, tıpkı “Rabbin arıya vahyetti. <Nahl, 16/68) ve “Biz Musa’nın annesine vahyettik.” (Kasas, 28/7) ayetlerinde olduğu gibi, “il­ham” şeklindeki vahiyle Yusuf a vahyederek şöyle buyurdu: Senin için mutlaka bir huzur ve çıkış kapısı vardır. Allah onlara karşı sana yardım edecek, sana yaptıkları bu kötülüğü senin Yusuf olduğunu anlayıp hissettirmeden onlara haber verecektir.

Bu aynı zamanda Yüce Allah’ın Hz. Yusuf (a.s.)’a bu çetin imtihandan kur­tulma, onlara karşı ilâhî yardıma kavuşma ve kardeşlerinin ileride Onun ha­kimiyetinde olacağı şeklinde bir vaadidir.

Bundan sonra da babaları Hz. Yakup (a.s.)’a asılsız mazeretlerle özür be­yan etme sırası geldi. O günün sonunda yatsı vakti karanlıkta babalarına dön­düklerinde ağlar gibi görünmeye ve Yusuf a olanlara üzüldüklerini göstermeye çalıştılar.

Kardeşleri özür diler gibi bir tavır içerisinde şöyle dediler: Biz yarış yap­maya, ok atmaya gitmiş ve Yusuf u da elbiselerimizin ve diğer eşyalarımızın yanında bekçi olarak bırakmıştık. O sırada onu kurt yedi. İşte Hz. Yakup (a.s.)’un endişe edip tenbihte bulunduğu husus da buydu. Biz gayet iyi biliyo­ruz ki -durum böyle iken- biz doğru söyleyen ve senin yanında güvenilir kişiler olsak bile sen bizi tasdik etmeyeceksin. Sen nasıl bize ithamda bulunabilirsin?

Sen meydana gelen olayın garipliği ve bu hadisenin acaipliği sebebiyle mazur sayılırsın. Hasılı biz doğru sözlü olsak da sen bizi doğrulamazsın. Zira sen Yu­suf u aşırı derecede sevmen ve bizim yalan söylediğimizi sanman sebebiyle bu hususta bize ithamda bulunursun.

Aslında bu ifadeleri, söylediklerine tam kanaat getiremediklerini ima et­mekte, yalancılıklarını ihsas ettirmektedir.

Bu hile ve desiselerine ilâve olarak Yusuf un gömleğini başka bir kana bulayarak getirmişlerdi. Kestikleri bir kuzunun kanından alıp Yusuf un gömleği­ne sürmüşler ve onun da kurdun Yusuf u yediği esnadaki gömleği olduğunu ile­ri sürmüşlerdi. Bunun için ayette “Onungömleğine…” ifadesi kullanılmıştır.

Fakat Allah’ın iradesi onların suçlarının izlerinin ortaya konulmasını murad etmişti. Bundan dolay gömleği yırtıp parçalamayı unutmuşlardı. Zira kur­dun saldırısı olsaydı gömlek yırtılırdı. Bu sebeple Hz. Yakup (a.s.) gönlünde oğullarının gizlediği bir şeyler olduğu inancı doğması sebebiyle onlardan ve sözlerinden yüz çevirdi, onları doğrulamadı ve şöyle dedi: Hayır, nefisleriniz si­zi aldatıp bu işe sürüklemiştir. Yani sizin kötü nefisleriniz sizi bu anlattığınız ve söylediğiniz durumdan başka çok çirkin bir işi size güzel göstermiş ve bu işi size yaptırmıştır. Ben anlaştığınız bu olay üzerine güzel bir sabırla sabredece­ğim. Yardımı ve lütfuyla bu musibeti, bu sıkıntıyı kaldırıncaya kadar Allah’ın yardımını talep edeceğim. Benim için en uygun şey güzel bir şekilde sabret­mektir.

Rivayet olunduğuna göre Peygamberimiz (s.a.)’e “sabr-ı cemil (en güzel sa­bır)” nedir? diye sorulmuş, O da, “Şikayet etmeden yapılan sabırdır” buyurmuş­tur.

Hz. Yakup (a.s.) devamla şöyle dedi: Sizin şu anlattığınız yalanlara karşı yardımına sığınılacak ancak Allah’tır. O, sizin anlattığınız acıklı olayın kötülü­ğüne karşı en güzel yardımcıdır.

Rivayete göre Hz. Yakup (a.s.) alaylı bir tarzda şöyle demişti: Ne kadar yu­muşak huylusun ey Kurt! Oğlumu yiyorsun da gömleğini yırtmıyorsun?!