100

    RevelationCuzPageSurah
    92 593Nisa(4)

١٠٠

وَمَنْ يُهَاجِرْ فى سَبيلِ اللّهِ يَجِدْ فِى الْاَرْضِ مُرَاغَمًا كَثيرًا وَسَعَةً وَمَنْ يَخْرُجْ مِنْ بَيْتِه مُهَاجِرًا ا اِلَى اللّهِ وَرَسُولِه ثُمَّ يُدْرِكْهُ الْمَوْتُ فَقَدْ وَقَعَ اَجْرُهُ عَلَى اللّهِ وَكَانَ اللّهُ غَفُورًا رَحيمًا

(100) ve mey yühacir fi sebilillahi yecid fil erdi mürağamen kesirav veseah ve mey yahruc mim beytihi mühaciran ilellahi ve rasulihi sümme yüdrikhül mevtü fe kad vekaa ecruhu alellah ve kanellahü ğafurar rahiyma

kim hicret ederse Allah yolunda yeryüzünde bulunur gidecek çok genişlik kim çıkarsa hicret maksadı ile evinden Allah’a ve resulüne sonra kendisine ölüm gelirse onun ecri muhakkak Allah’a aittir Allah bağışlayıcı, merhamet sahibidir

(100) He who forsakes his home in the cause of Allah, finds in the earth many a refuge, wide and spacious: should he die as a refugee from home for Allah and His Messenger, his reward becomes due and sure with Allah: and Allah is Oft-Forgiving, Most Merciful.

1. ve men : ve kim
2. yuhâcir : hicret eder, göç eder
3. : …’da
4. sebîli allâhi : Allah’ın yolu
5. yecid : bulur
6. fî el ardı : yeryüzünde
7. murâgamen : hicret yerleri, göç edilecek yerler
8. kesîren : bir çok
9. seaten : geniş
10. ve men : ve kim
11. yahruc : çıkar
12. min beyti-hî : kendi evinden, evinden
13. muhâciren : muhacir , hicret eden, göç eden
14. ilâ : …’a
15. allâhi : Allah
16. ve resûli-hî : ve O’nun Resûl’ü, elçisi
17. summe : sonra
18. yudrik-hu : ona, kendisine yetişir, erişir
19. el mevtu : ölüm
20. fe : artık
21. kad vakaa : olmuştur
22. ecru-hu : onun ecri, karşılığı, mükâfatı
23. alâ : …’a
24. allâhi : Allah
25. ve kâne : oldu, idi, …dır
26. allâhu : Allah
27. gafûran : gafur olan, mağfiret eden
28. rahîmen : rahim olan, Rahim esması ile tecelli den

وَمَنْ her kimيُهَاجِرْ hicret ederseفِي سَبِيلِ yolundaاللَّهِ Allahيَجِدْ bulurفِي الْأَرْضِyeryüzündeمُرَاغَمًا gidilecekكَثِيرًا çok yer deوَسَعَةً genişlik deوَمَنْ her kimيَخْرُجْ çıkar daمِنْ بَيْتِهِ evindenمُهَاجِرًا hicret etmek içinإِلَى اللَّهِAllah’aوَرَسُولِهِ ve Rasulü’neثُمَّ sonraيُدْرِكْهُ kendisine yetişirseالْمَوْتُ ölümفَقَدْ muhakkak kiوَقَعَ أَجْرُهُ onun ecriعَلَى اللَّهِ Allah’a aittirوَكَانَşüphesiz ki olandırاللَّهُ Allahغَفُورًا Ğafurرَحِيمًا ve Rahim


SEBEB-İ NÜZUL

l. Katâde’den rivayete göre o şöyle anlatıyor: “Kendilerinin zâlimleri olarak canlarını alacağı kimselere melekler derler ki: Ne işte idiniz? Onlar: “Biz, yeryüzünde âciz kimselerdik.” derler. Melekler de: “Allah’ın arzı geniş değil miydi? Siz de orada hicret edeydiniz ya.” derler…” âyeti nazil olduğunda o gün müslumanlardan bir adam hasta olduğu halde: “Allah’a yemin olsun ki benim bir mazeretim yok, yol bulamıyan çaresiz birisi değilim, zenginim de. Beni binitime bindirin.” dedi, binitine bindirdiler (veya yüklediler), yola çıktı ama yolda ölüm onu yakaladı da onun hakkında “Allah’a ve Rasulü’ne muhacir olarak evinden çıkan kimseye ölüm gelirse…” âyet-i kerimesi nazil oldu.  Katâde’den gelen ikinci bir rivayette bu zâtın ismi de verilmekte; adının Sebre olduğu ve Harem’i geçer geçmez vefat ettiği belirtilmektedir.  Saîd ibn Cubeyr’den gelen rivayette bu zâtın Huzâa kabilesinden Damre ibnu’1-îs veya el-îs ibn Damre ibnu’z Zinbâ’ olduğu; ikrime’den rivayette Damre oğullarından bir adam olduğu ve Hashâs’da iken ölümün onu yakaladığı; Suddî’den rivayette bu kişinin Damre ibn Cundeb ed-Damrî olduğu, Mekke’den ayrılmak üzere binitine bindirilip Medine’ye yöneldiğinde “Ey Allahım, ben Sana ve Rasulü’ne muhacirim.” dediği; îkrime’den gelen başka bir rivayette bu kişinin Cundeb ibn Damre el-Cenda’î adında bir ihtiyar olduğu, yolda öldüğü ve Hz. Peygamber (sa)’in ashabının onun hakkında: “Hicret etmezden önce öldü, bilmiyoruz müşriklerin dostluğu üzere mi yoksa müslüman olarak mı öldü?” demeleri üzerine bu âyet-i kerimenin nazil olduğu kaydedilmektedir.

Dahhâk’ten rivayet ediliyor: Allah Tealâ, (Mekke’de kalarak müşriklerle birlikte Bedr’e çıkmaya mecbur kalan) ve Bedr’de öldürülenler hakkında “Ken­dilerinin zâlimleri olarak canlarını alacağı kimselere melekler derler ki: Ne işte idiniz? Onlar: “Biz, yeryüzünde âciz kimselerdik.” derler. Melekler de: “Allah’ın arzı geniş değil miydi? Siz de oradan hicret edeydiniz ya.” derler…” âyet-i kerimesini indirdiğinde Leys oğullarından olup Hz. Peygamber (sa)’in dini üze­re olan ve fakat Mekke’de ikamet eden, ihtiyar ve zayıf olduğu için de mazur görülmüş olan bir adam, haklarında Allah’ın bu âyet-i kerimeyi indirmiş oldu­ğunu işitince ailesine: “Bu gece kat’iyyen Mekke’de geceliyecek değilim.” dedi. Ailesi onu hasta hasta Mekke’den (Medine’ye götürmek üzere) çıkardılar. Me­dine yolunda Ten’îm’e ulaştıklarında ölüm onu yakaladı. İşte onun hakkında “Allah’a ve Rasûlü’ne muhacir olarak evinden çıkan kimseye ölüm gelirse…” âyet-i kerimesi nazil oldu. İbn Abbâs’tan gelen bir rivayette bu kişinin Bekr oğullarından Damre adında birisi olduğu ve hasta hasta ailesine: “Beni Mek­ke’den çıkarın.” dediği, ailesinin: “Nereye çıkaralım?” soruları üzerine elîyle Medine tarafını işaret ettiği ve âyet-i kerimenin onun hakkında nazil olduğu kaydedilmektedir.  Saîd ibn Cubeyr’den gelen rivayette ise bu âyet-i kerimenin nüzulünden önce “Mü’minlerden, özür sahibi olanlar dışında (evlerinde) oturanlarla Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla savaşanlar bir ol­maz.” (Nisa, 4/95) âyetinin, peşinden “Allah, mallarıyla, canlarıyla savaşanları derece itibariyle onlardan çok üstün kıldı.” (Nisa, 95) âyetlerinin indiği, Mek­ke’de bulunan müslümanların bunları kendileri için hep birer ruhsat olarak te­lâkki ettikleri; nihayet “Kendilerinin zâlimleri olarak canlarını alacağı kimselere melekler derler ki: Ne işte idiniz? Onlar: “Biz, yeryüzünde âciz kimselerdik.” derler. Melekler de: “Allah’ın arzı geniş değil miydi? Siz de orada hicret edey­diniz ya.” derler. İşte onlar; onların barınakları cehennemdir. O, ne kötü yerdir.” âyet-i kerimesi nazil olunca “İşte bu âyet, artık buradan hicret etmemizi vacip kıldı.” dedikleri, bunun akabinde de bir istisna kabilinden olarak “Ancak erkek, kadın ve çocuklardan çaresiz kalarak bir yol bulamıyan zavallılar müstesnadır.” âyetinin inmesiyle Leys oğullarından hem yaşlı, hem amâ ve hem de hasta olan Damre ibn Ebi’1-lys er-Razekî’nin: “Malım var, kölelerim var, hicret konusunda çaresiz değilim. Beni binitime yükleyin.” dediği, hasta hasta yola çıktığı, ama Ten’în’de ölüme yakalandığı ve Ten’în mescidi yanına defnedildiği, işte onun hakkında “Allah’a ve Rasûlü’ne muhacir olarak evinden çıkan kimseye ölüm gelirse…” âyet-i kerimesinin nazil olduğu kaydedilmektedir.  İbn Abbâs’tan gelen bir rivayette Mekke’deki müslümanların “Kendilerinin zâlim­leri olarak canlarını alacağı kimselere melekler derler ki…” âyetinin nüzulünden Abdurrahman ibn Avf in, bu âyetin nazil olduğunu bildiren mektubu sayesinde haberdar oldukları ve Damre ibn Amr el Huzâî’nin (veya Damre ibn Cundeb veya Damdam) de bundan sonra Mekke’den ayrılarak hemen Medine’ye hicrete karar verdiği anlatılmaktadır.  İsmi hakkındaki bütün ihtilâfları veren İbnu’1-Esîr bu zâtın künyesini “Damre ibn Ebi’1-İys ibn’Damre ibn Zinbâ* el-Huzâf olarak vermiştir.  Rivayetlerde “Allah’a ve Rasûlü’ne muhacir olarak evinden çıkan kimse”nin kabilesi Huzâa, Leys, Bekr, Damre, Kinâne oğulları gibi farklı farklı verilmektedir. Anılan kimselerin nisbeleri tabakât kitablarında farklı farklı verilmekle birlikte çoğu zaman aynı şahsa işaret etmektedir ve bir ihtilâf sayılmamalıdır.

2. İbn Zeyd der ki: Kinâne oğullarından bir adam müslüman olup hicret etmek üzere yola çıktı, ancak yolda öldü de kavmi onunla alay edip “Zavallı, istediğine ulaşamadı, ailesi içinde Ölüp defnedilinceye kadar da ikamet edeme­di.” dediler de onun hakkında bu âyet-i kerime indi. Zubeyr ibn Bekkâr da bu âyet-i kerimenin muhacir olarak yola çıkan, ancak yolda ölen Hâlid ibn Hizam (Hz. Hadice’nin kardeşi oğlu ve Hakîm ibn Hizam’in kardeşidir) hakkında nazil olduğunu söylemiştir.

Bu rivayette Hâlid’in nereye hicret için yola çıktığı verilmez ve sanki Medine-i Münevvere’ye, Hz. Peygamber (sa)’e hicret etmek üzere yola çıktığı vehmi verilirken İbn Ebî Hatim,  Mende ve es-Sahâbe’sinde el-Bârûdî’nin Zubeyr ibnu’l-Avvâm’dan rivayetle tahriclerinde ve Kurtubî tefsirinde buna açıklık getirilmekte ve onun, Habeşistan’a hicret için yola çıktığı tasrih edilmektedir. Ebu Amr, “Allah’a ve Rasûlü’ne muhacir olarak evinden çıkan kimseye ölüm gelirse…” âyetindeki Allah ve Rasûlü’ne muhacir olarak çıkan kimsenin Hz. Hatice’nin kardeşinin oğlu Hâlid ibn Hızâm ibn Huveylid olduğunun kendisine söylendiğini zikretmektedir. Buna göre Hâlid ibn Hızâm, Habeşistan’a vaki olan ikinci hicret sırasında oraya hicret için yola çıkmış, ancak yolda kendisini bir yılan sokmuş ve Habeşistan’a ulaşamadan yolda vefat etmiş ve işte bu âyet-i kerime onun hakkında nazil olmuştur.

3. el-Umevî’nin Kitâbu’l-Meğâzî’sinde Abdulmelik ibn Umeyr’den rivaye­tinde o şöyle demiştir: Eksem ibn Sayfî, Mekke-i Mükerreme’ye geldiğinde Hz. Muhammed’in peygamberlik iddiasında bulunduğunu, sonra oradan çıkıp Medine-i Münevvere’ye hicret ettiğini duyunca O’na gitmek istedi. Ancak kavmi onu bırakmadı. “O halde benim ona söyliyeceklerimi ona, onun söyleyecekleri­ni de bana ulaştıracak birisi gelsin bana.” dedi. Kabilesinden iki kişi bu işi üst­lenerek Medine-i Münevvere’ye Hz. Peygamber (sa)’e geldiler ve ona: “Biz, Eksem ibn Sayfî’nin sana elçileriyiz. O soruyor: “Kimsin, nesin, ne getirdin?” “Ben Abdullah oğlu Muhammed’in, ben Allah’ın kulu ve Rasûlü’yüm.” buyu­rup onlara “Hiç şüphesiz Allah adaleti, ihsanı… emreder.” (Nahl, 16/90) âyet-i kerimesini okudu. Bu iki kişi geri dönüp Eksem ibn Sayfî’ye geldiler ve Efen­dimiz (sa)’in söylediklerini ona haber verdiler. “Ey kavmim, O, mekârim-i ah­lâkı emrediyor ve kınanmışlarından da nehyediyor. Bu işte başlar, önderler olun, kuyruklar, sona kalanlar olmayın.” deyip devesine bindi ve Medine’ye mü­teveccihen yola çıktı, ancak yolda öldü. işte onun hakkında “Allah’a ve Rasûlü’ne muhacir olarak evinden çıkan kimseye ölüm gelirse…” âyet-i kerime­si nazil oldu. Suyûtî bu rivayetin mürsel olup isnadının da zayıf olduğunu kay­dederken bu rivayeti destekleyen şu rivayeti de zikreder: Hatim’in Kitabu’ 1-Muammerîn adlı eserinde iki kanaldan İbn Abbâs’tan rivayetine göre ona bu âyet sorulmuş da “Eksem ibn Sayfî hakkında indi.” demiş. “Peki ya Leys kabi­lesinden olan adam hakkında indi.” rivayetine ne diyeceksin?” demişler de “Bu, Leysî’den çok zaman öncedir. Ayet hem hususi, hem geneldir.” diye cevap vermiş.

Advertisements