55

٥٥

وَكَذلِكَ نُفَصِّلُ الْايَاتِ وَلِتَسْتَبينَ سَبيلُ الْمُجْرِمينَ

(55) ve kezalike nüfessilül ayati ve li testebine sebilül mücrimin

biz ayetleri böyle açıklarız ve mücrimlerin yolu belli olsun

(55) Thus do we explain the Signs in detail: that the way of the sinners may be shown up.

1. ve kezâlike : ve işte böylece
2. nufassılu : ayrı ayrı açıklıyoruz
3. el âyâti : âyetler
4. ve li : ve, için, …diye
5. testebîne : tespit olsun, belli olsun, açığa çıksın
6. sebîlu : sebî, yol
7. el mucrimîne : mücrimler, suçlular

وَكَذَلِكَ böyleceنُفَصِّلُ açıklıyoruzالْآيَاتِ ayetleriوَلِتَسْتَبِينَ apaçık ortaya çıksın diyeسَبِيلُyoluالْمُجْرِمِينَ günahkârların


AÇIKLAMA

Ey Peygamber! Allah’a ve Rasulüne iman edip kitaplarını da kalp ve amelleriyle tasdik eden, günahlarına dair soru sorarak bunlardan tevbe etmelerine imkân var mı diyen müminlere de ki: “Selâm sizlere!” Yani günahlarınızdan do­layı tevbeden sonra Allah’ın sizi cezalandırmayacağı hususunda Allah’tan size güvenlik vardır. Allah’ın selâmını kendilerine tebliğ etmesini, peygamberine emretmek suretiyle Allah onlara ikramda bulunmuştur. Böylelerinin kalplerini hoş tutmak ve onlara ikram olmak üzere öncelikle sen selâm ver ve Allah’ın kuşatıcı ve geniş rahmetiyle müjdele onları.

Bundan dolayı Yüce Allah geçmiş buyruğun gerekçesini şöylece açıklamaktadır: “Rabbiniz kendi üzerine rahmeti yazdı.” Yani o kerim zatına rahmeti icap ettirdi. Bu, O’nun bir lütfü, ihsanı ve minnetidir.

Görüldüğü gibi “selâm sizlere” ayetinin tefsirinde az önce geçtiği gibi nüzul sebebinde, sözü geçen iki sebebi de bir arada zikretmiş bulunduk. Bazıları da şöyle demiştir: Bu ayet-i kerime bir takım günahlar işledikten sonra Resulullah (s.a.)’a pişmanlıklarını ve üzüntülerini izhar ederek gelen bir toplu­luk hakkında nazil olmuştur. İşte bu ayet-i kerime onlar hakkındadır.

Kimisi de şöyle demiştir: Bu ayet-i kerime müşriklerin Allah’ın rasulünden kovup uzaklaştırmasını istedikleri Suffa ehli hakkında nazil olmuştur; Allah da onları böyle bir ikramla taltif buyurmuştur.

Râzî de şöyle der: “Bu konu ile ilgili görüşlerin doğruya en yakını bu ayet-i kerimenin umumu üzere anlaşılmasıdır. Kim Allah’a iman ederse böyle bir teşrifin kapsamına girer

Daha sonra Yüce Allah tevbenin kabul edilme yolunu şöylece açıklamakta­dır: “İçinizden kim bilmeyerek kötü bir iş işler de sonra tevbe ederse…” yani siz­den kim bilmeyerek küçük ya da büyük bir günah işlerse aşın gazaplanmak yahut serkeş bir şehevî arzu yahut bir beyinsizlik ve akibeti takdir olunama­yan bir hafiflik ya da kasdî olmayarak böyle bir iş işler de sonra da bu güna­hından dönüp pişman olarak ihlâsla Allah’a tevbe ederse, gelecekte de böyle bir günaha dönmemek üzere karar verir, amelini düzeltir, kötülüğün ardından onun etkisini silmek üzere iyilik yaparsa, artık Yüce Allah ona günahını bağış­lamak suretiyle muamele eder. Çünkü O mağfiret ve rahmeti çok geniş olandır. Yüce Allah’ın şu buyruğu da bu ayet-i kerimeyi andırmaktadır: “Allah nezdinde (makbul) tevbe, kötülüğü ancak bilmeden yapanların, sonra da çarçabuk tev­be eden kimselerinkidir…” (Nisa, 4/17)

Selef alimlerinden kimisi şöyle demiştir: Allah’a asi olan herkes cahildir. Hakem b. Ebân b. İkrime de şöyle der: Dünya bütünüyle cehalettir.

Kısacası samimî bir tevbenin dört şartı vardır: Günahtan dolayı gerçekten pişmanlık duymak, bundan sonra o günaha bir daha dönmemeye kesin karar vermek, işlenen günahta kul hakkı söz konusu olmuşsa hakkı sahibine geri vermek ve ardından salih amel işlemek.

Daha sonra Yüce Allah, lütfundan olmak üzere ilâhî beyanları açıklama yolunu bize göstermektedir. Bu yol ise, müminin itaat yollarını bilip günahkâr­ların yollarına düşmekten uzak durabilmesi için Kur’an ayetlerinin geniş geniş açıklanmasıdır. İşte bunu beyan etmek üzere, “Ayetleri böylece açıklıyoruz…” diye buyurmaktadır.

Bunun anlamı da şudur: Tevhidin, peygamberliğin, kaza ve kaderin delil­lerine dair bu harikulade, açık ve teferruatlı açıklamalar gibi biz Kur’an’ın ayetlerini, beşeriyetin hakikatlerini beyan ediyoruz; batılcıların inkâr ettiği her bir hakkı böylece sapasağlam yerleştiriyoruz. Ta ki müminler günahkârla­rın yolunu açık seçik görsünler. Onların yolu açık seçik ortaya çıktıktan sonra artık bunun dışında kalan ve buna muhalif olan her bir yol da müminlerin yo­ludur. İki kısımdan birisinin söz konusu edilmesi ikincisine de delâlet eder; Yü­ce Allah’ın, “Ve sizi sıcağa karşı koruyan elbiseler” (Nahl, 16/81) buyruğunda ol­duğu gibi. Burada görüldüğü gibi soğuk söz konusu edilmemektedir. Zira iki zıttan birisinin özelliğinin açıklanması, zımnen ikinci kısmın özelliğini de gös­termektedir. Buna göre günahkârların yolu açıklık kazanırsa aynı şekilde hak ve iman ehlinin yolu da açıklık kazanmış olur.

Advertisements