29

٢٩

فَادْخُلُوا اَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِدينَ فيهَا فَلَبِءْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّرينَ

(29) fedhulu ebvabe cehenneme halidine fiha fe lebi’se mesvel mütekebbirin
hemen giriniz cehennemin kapılarından orada ebedi olarak kalıcılar olarak büyüklenenlerin yeri ne kötüdür

(29) So enter the gates of Hell, to dwell therein. Thus evil indeed is the abode of the arrogant.

1. fedhulû (fe udhulû) : haydi, artık girin
2. ebvâbe : kapılar
3. cehenneme : cehennem
4. hâlidîne : ebedî olanlar, ebediyyen kalanlar
5. fî-hâ : orada
6. fe le bi’se : artık ne kötü
7. mesvâ : yerleşme (ikamet) yeri, kalınan yer
8. el mutekebbirîne : kibirlenenler, büyüklük taslayanlar

AÇIKLAMA

Bu ayetler, büyüklük taslayıp hakkı yalanlayanların sıfatı olan inkarcılık yolunda olup peygamberliği inkâr edenlerin şüphelerini anlatmaktadır.

Birinci şüpheleri: Kur’an hakkında “Eskilerin masallarından ibarettir” diyerek iftirada bulunmalarıdır.

“Onlara: Rabbiniz ne indirdi? diye sorulduğunda onlar: Eskilerin masallarını dediler.”

Rasulullah (s.a.) peygamberliğinin doğruluğuna Kur’anın mucize oluşuyla hüccet getirince Kur’an’a dil uzattılar ve eskilerin masallarıdır, öncekilerin efsaneleridir, mucize cinsinden değildir, dediler.

Bu ayetin manası şudur: Müşriklerden ahiret gününe inanmayan Hakkı yalanlayıp büyüklük taslayan kimselere: Rabbiniz ne indirdi? diye sorulduğun da cevap vermekten yüz çevirerek: Hiç bir şey indirmedi. Bize okunan şu kelâm, geçmiş ümmetlerin kitaplarından alınmış efsaneler, yalanlar ve hurafelerden ibarettir, dediler.

Nitekim Cenab-ı Hak onların bu sözlerini bir başka ayette şöyle naklet mektedir: “Onlar: Kur’an öncekilerin efsaneleridir. Muhammed onu başkalarına yazdırmış da sabah-akşam kendisine tekrarlanıp okunuyor, dediler.” (Furkan, 5) Yani onlar Rasulullah (s.a.) a çeşitli batıl ve çelişkili sözlerle iftirada bulunmaktadır.

Bundan sonra Cenab-ı Hak eski kâfirlerle yenileri arasında günah ve ceza noktasında benzerlikler bulunduğunu beyan ederek şöyle buyurdu:

“Onlardan önceki kâfirler de tuzak kurdular.” Yani Allah’ın dini ve peygamberleri için kendilerinden önceki ümmetler de tuzak hazırlamışlar, Allah’ın nurunu söndürmek için çeşitli yollara başvurmuşlardı. Allah da onları bu dünyada binalarını temellerinden sarsmak ve tavanlarını başlarına geçirmek suretiyle helak etti. Tuzaklarını bozdu, yaptıkları çalışmaları boşa çıkardı ve gelişini hissetmeyecekleri şekilde ve hiç beklemedikleri yerden her taraftan üzerlerine azab yağdırdı. Ey Mekkeliler ve Ey Mekkeler gibi inkâr edenler! Bu durumdan ibret alın.

Bütün bu ifadeler azabın şeklini temsili bir şekilde canlandırmaktır. Muhtevası ise Allahu Tealâ’nın onları helak etmiş olmasıdır.

“Üstlerindeki tavan” ifadesinde daima üstte olduğu halde “min fev-kıhim: Üstlerindeki” tabiri tavanın başlarına çöktüğünü te’kid etmek ve kendileri altta oldukları halde şiddetli azabın üstten tamamen onları kapladığını bildirmek için kullanılmıştır.

Allah’ın gelişinin manası Allah’ın emrinin gelişidir, “temellerinden” kelimesi temelleri tarafından demektir. Yani kökünden söktü, yaptıklarını boşa çıkardı. Bu kelime “üstlerindeki tavan” kelimesine mukabil, azabın onları hem alttan hem üstten kuşattığını ifade etmek için kullanılmıştır, “beklemedikleri bir yönden” ifadesi hiç hesap etmedikleri ve ummadıkları bir taraftan demektir.

Müfessirlerin çoğunluğu “Onlardan önceki kâfirler de tuzak kurdular.” ayetinden murad edilen kişinin Nemrud olduğu görüşündedirler. Nemrud, Babil’de büyük bir kule yaptırmıştı. Kulenin yüksekliği 5000 zira’ idi. Buradan göğe çıkıp gök ehli ile savaşmak istiyordu.

Bu azap onların dünyadaki azabı idi. Ahirette ise Cenab-ı Hakkın beyan buyurduğu şu azab verilecektir:

“Sonra kıyamet gününde Allah onları rezil edecektir.” Onların kirli çamaşırlarını, gönüllerinde gizledikleri niyetlerini ortaya koyacak ve açıkça sergileyecek, onlara alçaltıcı bir azap edecektir. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Ey Rabbimiz!. Sen kimi Cehennem ateşine koyarsan şüphesiz onu rezil etmişsindir, derler.” (Âl-i imran, 3/192).

Rabbü’l-Alemîn, Melekleri vasıtasıyla onlara tekdir ve tahkir ifadesiyle şöyle der: Sizin kuruntunuz ve inancınıza göre bana ortak olanlar şimdi nerede? Beni bırakıp da kendilerine taptığınız Tanrılarınız nerede? Uğrunda mü’minlerle münakaşa ve mücadele ettiğiniz hatta uğrunda savaştığınız şu tanrılar nerede? Onları getirinde sizin azabınıza engel olsunlar: “Size yardım edebiliyorlar mı? Yahut kendilerine yardımları dokunuyor mu?” (Şuara, 26/93)

“O gün insanın ne bir gücü ne de bir yardımcısı vardır.” (Tarık, 86/100).

O an hiçbir kimse cevap veremez, özür bile dileyemez. Kesin deliller üzerlerine hâkim olur ve onların ortaklarının olmadığı ve varlıklarının bulunmadığı gayet açık bir şekilde ortaya çıkar.

Bundan sonra Cenab-ı Hak kendilerine ilim verilen Melekler, peygamberler ve müminlerin sözlerini anlatır. Bu kimseler dünya ve ahiretin efendileridir, Hakkı bildiren de bunlardır:

Tevhidi ikrar eden müminler diyeceklerdir ki: Bugün zillet, rezillik, azab ve horlanma kendilerine fayda ve zararı dokunmayan şeyleri Allah’a şirk koşan ve Allah’ı inkâr eden kâfirleri kuşatmıştır.

İşte bunlar ölünceye kadar küfür üzerinde devam eden ve küfür, isyan ve azaba maruz kalmak suretiyle “kendilerine zulmedenler” olarak meleklerin canlarını aldıkları kimselerdir.

Yine onlar ölüm gelip de azabı gördüklerinde kabul ve itaat edip boyun eğerek: Biz hiç bir kötülük işlememiştik Rabbimize hiçbir kimseyi şirk koşmamıştık, derler. Nitekim Cenab-ı Hak yine onların kıyametteki şu sözlerini nakleder: “Rabbimize yemin olsun ki biz Allah’a şirk koşanlardan değildik.” (En’am, 6/23).

Allah onları bu sözlerinde yalanlayarak şöyle buyurdu: “Hayır, işlediniz…” Siz bütün kötülükleri, en büyük ve en çirkin kötülüğü işlediniz. Allah sizin amellerinizi en iyi bilendir. İnkâr etmenizin hiçbir faydası yoktur. Allah sizi amellerinizin karşılığında cezalandıracaktır.

“Cehennem’e giriniz…” Rabbinize şirk koşmanızın azabını isyanınızın cezasını tadın. Ebediyete kadar daîmî bir şekilde orada kalın. Zillet yurdu, Allahu Tealâ’nın ayetlerini kabul etmekten ve O’nun peygamberlerine tabi olmaktan imtina eden kimseler için ne kötü yer ve ne kötü makamdır!

Onlar ölmeksizin devamlı bir azap içerisinde kalacaklardır: “Onların ölümlerine hükmedilmez ki, ölsünler. Onlardan cehennem azabı da hafifletilmez.” (Ahkaf, 96/46).

Advertisements