71

٧١

قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ لَاذَلُولٌ تُثيرُ الْاَرْضَ وَلَاتَسْقِى الْحَرْثَ مُسَلَّمَةٌ لَاشِيَةَ فيهَا قَالُواالْنَ جِءْتَبِالْحَقِّ فَذَبَحُوهَا وَمَاكَادُوا يَفْعَلُونَ

(71) Kale innehu yekulü inneha bekaratül la zelulün tüsirul erda ve la teskil hars müsellemetül laşiyete fiha kalül ane ci’te bil hakk fe zebehuha ve ma kadu yef’alun

Dedi muhakkak o sığırın gerçek vasfını söylüyor arazi sürerek zillet altında ezilmemiş ve ekin sulamamış bakımlı ve kendisinde kusur olmayandır dediler şimdi hakkı getirdin hemen onu kestiler nerede ise (bunu) yapmayacaklardı

(71) He said: “He says: a heifer not trained to till the soil or water the fields sound and without blemish.” They said: “Now hast thou brought the truth.” Then they offered her in sacrifice, but not with goodwill.

1. kâle : dedi
2. inne-hu : muhakkak ki o, hiç şüphesiz o
3. yekûlu innehâ : diyor
4. bakaratun : bir inek
5. lâ zelûlun : zelil değil, boyunduruk altına
6. tusîru : toprağı sürer
7. el arda : arazi, yer, toprak
8. ve lâ teskî : ve sulamaz
9. el harse : ekin (tarla)
10. musellemetun : salınmış, serbest bırakılmış
11. lâ şiyete : leke yoktur
12. fî-hâ : onda
13. kâlû : dediler
14. el’âne : şimdi
15. ci’te : geldin
16. bi el hakkı : hak ile, gerçekle
17. fe : böylece, bunun üzerine
18. zebehû-hâ : onu boğazladılar, kestiler
19. ve mâ kâdû yef’alûne : ve neredeyse yapmayacaklardı

قَالَdedi kiإِنَّهُmuhakkak oيَقُولُbuyuruyor kiإِنَّهَاoبَقَرَةٌbir sığırdır kiلَا ذَلُولٌzelil olmayanتُثِيرُsürmek suretiyleالْأَرْضَaraziوَلَا تَسْقِيsulamayanالْحَرْثَekin مُسَلَّمَةٌkusursuzلَا شِيَةَhiçbir alacaفِيهَاondaقَالُواdediler kiالْآنَişte şimdiجِئْتَgetirdinبِالْحَقِّhakkıفَذَبَحُوهَاnihayet onu boğazladılar وَمَا كَادُوا يَفْعَلُونَama neredeyse yapmayacaklardı

Advertisements