19

١٩

وَمَا كَانَ النَّاسُ اِلَّا اُمَّةً وَاحِدَةً فَاخْتَلَفُوا وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ لَقُضِىَ بَيْنَهُمْ فيمَا فيهِ يَخْتَلِفُونَ

(19) ve ma kanen nasü illa ümmetev vahideten fahtelefu ve lev la kelimetün sebekat mir rabbike le kudiye beynehüm fima fihi yahtelifun

insanlar ancak tek bir ümmetti sonra ihtilaf ettiler velev Rabbinin önceden geçen kelimesi olmasaydı aralarında hüküm verilmişti ihtilaf ettikleri şeylerden

(19) Mankind was but one nation, but differed (later). Had it not been for a word that went forth before from thy Lord, their differences between them.

1. ve mâ kâne en nâsu : ve insanlar olmadı
2. illâ : …den başka
3. ummeten : bir ümmet(ten)
4. vâhideten : tek, bir
5. fahtelefû (fe ihtelefû) : bundan sonra ihtilâfa, (anlaşmazlığa) düştüler
6. ve lev : ve eğer
7. lâ kelimetun : bir söz olmasaydı
8. sebekat : geçti, geçmiş
9. min rabbike : senin Rabbinden
10. le kudiye : mutlaka vuku bulurdu, olurdu, hüküm verilirdi
11. beyne-hum : onların aralarında olan
12. fî-mâ : o şeyde
13. fî-hi : onun hakkında
14. yahtelifûne : ihtilâfa düşüyorlar


AÇIKLAMA

İnsanlar her zaman bir olan, ortağı bulunmayan Allah Tealâ’ya iman eden tertemiz fıtrat -İslâm fıtratı ve tevhid akidesi- üzerinde olan tek bir ümmet idiler.

Daha sonraları nefsî arzulara ve batıl görüşlere uyarak dini meselelerde yani peygamberlerin gönderilmesi konusunda ihtilâfa düştüler. Bir grup pey­gamberlere tabi olurken başka bir grup delâlet üzerinde ısrar etti.

Bu ayetin benzeri Allah’ın şu kelâmıdır: “İnsanlar tek bir ümmetti. Allah onlara müjdeleyen ve uyarıcı peygamberler gönderdi…” (Bakara, 2/213).

Peygamberimiz (s.a.)’in şu hadis-i şerifi de bu manayı teyit etmektedir: “Her doğan çocuk fıtrat üzerine doğar, nihayet dili de bunu ifade eder. Onu an­nesi ve babası Yahudi, Hristiyan veya mecusi yapar. “

Bütün insanlar hak din -İslâm dini- üzerinde idiler. Sonra ihtilafa düş­tüler. Bunun üzerine Cenab-ı Hak ihtilafları Allah’ın kitabıyla ortadan kaldır­mak ve onları hidayete davet etmek için peygamberleri gönderdi. İnsanlardan bir kısmı iman edip hidayet buldu, bir başka kısmı ise haddi aşarak sapıttı. Sonra da nefsî arzularına uyarak Allah’ın kitabında ihtilâfa düştüler.

“Eğer Rabbinin daha önce verdiği bir vaadi olmasaydı…” Yani Allah’ın in­sanlar arasındaki son hükmün ve tam karşılığın karar ve ceza günü olan kıyamet günü olacağı şeklinde daha önce ifade ettiği bir hak söz olmasaydı ve hakkı çiğneyenlerin helak olması şeklindeki cezalarını hemen dünyada iken verseydi aralarında ihtilâf ettikleri konularda kesin hüküm verilmiş olurdu:

“Senin Rabbin ihtilaf ettikleri hususlarda kıyamet gününde onların ara­larında hükmünü verecektir.” (Yunus, 93).

Bu ayette insanları tekrar ilk vahdet günlerine götürmek ve aralarındaki çekişmeleri ortadan kaldırmak için indirilen Kur’an’da ve itikat esaslarında ih­tilâf edilmesine karşı bir tehdit vardır. Yine bu ayette Peygamberimiz (s.a.)’i inkâr edenlere karşı verilecek azabın geciktirilmesi hususunda Peygamberimiz (s.a.) teselli edilmekte ve insan tabiatı beyan edilmektedir

Advertisements