114

١١٤

وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ مَنَعَ مَسَاجِدَ اللّهِ اَنْ يُذْكَرَ فيهَا اسْمُهُ وَسَعىفى خَرَابِهَا اُولءِكَ مَاكَانَ لَهُمْ اَنْ يَدْخُلُوهَا اِلَّا خَاءِفينَ لَهُمْ فِى الدُّنْيَا خِزْىٌ وَلَهُمْ فِى الْاخِرَةِ عَذَابٌ عَظيمٌ

(114) Ve men azlemü mimmem menea mesacidellahi ey yüzkera fihesmühu ve sea fi harabiha ülaike ma kane lehüm ey yedhuluha illa haifin lehüm fid dünya hizyüv ve lehüm fil ahirati azabün aziym

kim daha zalim olabilir o kimsedeki meneder Allah’ın mescitlerinde O’nun isminin anılmasını onların harap olmasına çalışandan işte onlar onlar içinde oraya girebilirler Ancak korkular onlar için dünyada zillet (vardır) ve onlar için ahirette de büyük azap (vardır)

(114) And who is more unjust than he who forbids that in places for the worship of Allah, His name should be celebrated? – whose zeal is (in fact) to ruin them? It was not fitting that such should themselves enter them except in fear. For them there is nothing but disgrace in this world, and in the world to come, an exceeding torment.

1. ve men : ve bir kimse, kişi
2. azlemu : daha zalim
3. mimmen (min men) : ondan
4. menea : men etti, engelledi
5. mesâcide : mescidler
6. allâhi : Allah
7. en yuzkere : zikredilmek
8. fî hâ : orada
9. ismu-hu : onun ismi
10. ve seâ : ve gayret etti, çalıştı
11. fî harâbi-hâ : onun harap olması için
12. ulâike : işte onlar
13. mâ kâne : olmadı
14. lehum : onlar için
15. en yedhulû-hâ : oraya girmeleri
16. illâ : ancak, hariç, den başka
17. hâifîne : korkanlar, korku içinde olanlar
18. lehum : onlar için vardır
19. fî eddunyâ : dünyada
20. hızyun : rezillik
21. ve lehum : ve onlar için vardır
22. fî el âhireti : ahirette
23. azâbun : azap
24. azîmun : azîm, büyük

وَمَنْ أَظْلَمُdaha zalim kim olabilir مِمَّنْ مَنَعَalıkoyanمَسَاجِدَmescitleriniاللَّهِallah’ınأَنْ يُذْكَرَanılmasındanفِيهَاiçlerindeاسْمُهُonun adının وَسَعَىve çalışandanفِي خَرَابِهَاonların harap olmasına أُوْلَئِكَişte onlar var ya مَا كَانَ لَهُمْonlara başka bir şey yoktur أَنْ يَدْخُلُوهَاoralara girmekten إِلَّاbaşkaخَائِفِينَkorka korkaلَهُمْonlar için vardırفِي الدُّنْيَاdünyadaخِزْيٌrezillikوَلَهُمْonlar için vardırفِي الْآخِرَةِahirette عَذَابٌbir azapعَظِيمٌçok büyük


SEBEB-İ NÜZUL

Bu âyet-i kerimenin kim hakkında indiğinde müfessirler ihtilâf etmişlerdir.

“Hristiyanlardan Tatlus ve ashabı hakkında nazil olmuştur. İsrail oğul­larına savaş ilân etmiş; onların eli silâh tutanlarını öldürmüş, kadınlarını esir etmiş, Tevrat’ı yakmış, Beytu’l-Makdis’i tahrip ederek oraya leşleri atmışlardı.” Bu görüş Kelbî rivayetiyle İbn Abbâs’a aittir.

Bazıları “Buhtunnasar hakkında indi. Çünkü o Beytu’l-Makdis’i tahrip et­mişti.” derken İbn Abbâs hristiyanlar hakkında nazil olduğunu söylemiştir. Âye­tin hristiyanlar hakkında nazil olmasının vechi, Beytu’l-Makdis’i ellerinde tutan yahudilere düşmanlıklarından ötürü Babilli Buhtunnasar’a yardım ettikleri vâkıasıdır. Bu yardım onların Beytu’l-Makdis’i tahrip etmeleri anlamında kabul edilmiş oluyor ki Katâde de bu görüştedir ve Beytu’l-Makdis Hz. Ömer zamanı­na kadar böyle tahrip edilmiş halde kalmış, Hz Ömer zamanında yeniden imar edilmiştir.

Üçüncü bir kavil olarak âyetin, Hudeybiye senesi Hz. Peygamber ve müzminlerin müşrikler tarafından Mekke’ye sokulmamaları üzerine indiği söy­lenmiştir.

Aslında âyetin lafzı genel olduğu için her ne zaman ve şekilde, hangi mescidden olursa olsun onlarda ibadeti engelleyip maddî ve manevî harabiyetlerine sebep olanlar bu âyetin hükmü altına girerler.


AÇIKLAMA

Kamuya açık mescitlerde ibadeti engellemekten, onları tahrip edip yıkma­ya ve dinin emrettiği ibadetlerin orada eda edilmesine mani olmaya çalışmak­tan daha ağır, daha ileri boyutlarda bir zulüm söz konusu olamaz. Çünkü bu davranışlar yaratıcıyı unutmaya götüren bir şekilde dinin saygı duyulması ge­reken sınırlarını çiğnemektir. İnsanlar arasında çeşitli münker ve fesadın yay­gınlık kazanmasını sağlamak demektir. Bu şekilde tahrip yapan veya bu ibadet yerlerini çalışmaz hale getiren kimselerin böylesi yerlere ancak Allah’ın ve dinin azametinden, İslâm’ın ve Müslümanların satvetinden korkarak girmeleri söz konusu olabilir. Allah böylelerine, dünya hayatında aşağılanmak ve zelil ol­makla tehditte bulunmuştur. Nitekim Romalıların da egemenlikleri, impara­torlukları bu sebepten paramparça olmuştur. Ahirette ise bunları cehennemde çok çetin ve ağır bir azap ile tehdit etmiştir ki orası çok kötü bir dönüş yeridir.

Müslüman ile mescitler arasında engeller konulacak olursa, bilinmelidir ki Müslüman her yerde namazını kılabilir. Namaz kılan kişi nereye dönerse Yüce Allah’a yönelmiş olur. Çünkü doğu da batı da yalnız Allah’ındır. Yani bun­lar O’nun mülküdür ve O’nun tarafından yaratılmıştır. Allah böyle bir kimse­nin kıldığı namazdan razıdır, kabul eder. Çünkü Yüce Allah Vâsi’dir hiçbir me­kân onu sınırlamaz. İlmi de geniştir, kendisine yönelen herkesi bilir.

Advertisements