29

٢٩

هُوَالَّذى خَلَقَ لَكُمْ مَا فِى الْاَرْضِ جَميعًا ثُمَّ اسْتَوى اِلَى السَّمَاءِ فَسَوّيهُنَّ سَبْعَ سَموَاتٍ وَهُوَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَليمٌ

(29) Hüvellezi haleka leküm ma fil erdi cemian sümmesteva iles semai fe sevvahünne seb’a semavat ve hüve bi külli şey’in alim

O ki sizin için yarattı yeryüzünde ne varsa hepsini sonra semaya oturdu sonra onları düzenledi yedi gök olarak ve O her şeyi bilendir

(29) It is He Who hath created for you all things that are on earth then He turned to the heaven . and made them into seven firmaments. And of all things He hath perfect knowledge

1. huvellezî (huve ellezî) : o ki
2. halaka : yarattı
3. lekum : sizin için
4. : şey
5. fî el ardı : yeryüzünde
6. cemîan : hepsi
7. summe : sonra
8. estevâ : yöneldi, istiva etti
9. ilâ : … e
10. es semâi : sema, gökyüzü
11. fe : böylece, sonra
12. sevvâhunne : onları dizayn etti, düzenledi
13. seb’a : yedi
14. semâvâtin : semalar, gökler (gök katları)
15. ve huve : ve o
16. bi kulli şey’in : herşeyi
17. alîmun : en iyi bilen

هُوَ الَّذِيo’durخَلَقَyaratanلَكُمْsizin içinمَاne varsaفِي الْأَرْضِyeryüzündeجَمِيعًاhepsiniثُمَّsonraاسْتَوَىistiva edipإِلَى السَّمَاءِgöğeفَسَوَّاهُنَّonları düzenleyen سَبْعَyediسَمَاوَاتٍgök halindeوَهُوَoبِكُلِّherشَيْءٍşeyiعَلِيمٌhakkıyla bilendir


AÇIKLAMA

Ey kâfirler! Durumunuz hayret vericidir. Şanı Yüce Allah, ölümünüzden sonra bu dünya hayatında sizi var etmekle birlikte, nasıl olur da O’nun varlığı­nı ve kudretini inkâr ediyorsunuz? Gizli-açık üzerinizdeki nimetlerini tamam­lamış, sizlere hayatın akü, duyu ve duygular gibi en üstün nimetlerini bağışla­mış, hayatın kalıcılığını sağlayan rızıklarla sizi donatmış bulunuyor. Ecelinizin sona ermesiyle birlikte canınızı alıyor, öldükten sonra da kabirlerinizden sizleri diriltiyor, sonra hesaba çekilmek, amellerinizin karşılığını görmek üzere de tekrar ona döndürülüyorsunuz. Böylelikle herkes dünyada iken işlediklerinin karşılığını görecek ve her nefis kendisine ihsan edilen nimetler dolayısıyla he­saba çekilecek. İşte iki ölüm ve iki hayat. Bunlar size küfür üzere kalmanızda ileri sürebileceğiniz bir mazeret bırakmamakta, Kur’an-ı Kerîm’in misalleriyle alay etmeniz, Muhammed (s.a.)’in peygamberliğini inkâr etmeniz için hiç bir şeyi mazeret sürmenize imkân vermemektedir.

İbni Abbâs ve İbni Mes’ûd şöyle tefsir ediyor: Sizler yaratılmadan önce yok idiniz, ölü idiniz. O sizi diriltti, yani yarattı. Sonra ecellerinizin sona ermesiyle sizi öldürecek, sonra da kıyamet gününde sizi tekrar diriltecektir. Bu tefsiri baş­ka ayet-i kerime de desteklemektedir: “Rabbimiz bizi iki kere öldürdün, iki kere de dirilttin.” (Mü’min, 40/11). İbni Atiyye der ki: İşte ayet-i kerime ile kastedilen budur. Kâfirler ölmeyi ve diriltilmeyi kabul ettiklerinden dolayı bu delilin gereğini kabul etmekten de kurtulamazlar. Kâfirler başlangıçta yok olan ölüler ol­duklarını, sonra dünyada yaratıldıkları anı, sonra yine dünyada öldürüldükleri­ni kabul ettiklerine göre, öbür diriltmenin gereğini de kabul etmeleri gerekir ve bu onlar aleyhlerine daha güçlü bir delil olur. Onların bunu inkâr etmeleri ise, delil getirmek imkânını bulamayacakları bir iddia halini alır.

Daha sonra, Yüce Allah öldükten sonra dirilmeye ve insanları imana yö­neltmeye dair bir delil sözkonusu etmektedir. Bu, yeryüzünü içinde bulunan her şeyle yararlanalım, Allah’ın yaratan ve rızık veren olduğunu kabul edelim diye, bizler için yaratmasıdır. Buna göre faydalanmak ya hayatı sürdürme es­nasında varolan şeylerden yararlanmak suretiyle maddi anlamıyla olur, ya da egemenlik altına alamadığımız şeyler üzerinde durup düşünerek, ibret alarak, manevi şekliyle gerçekleşir. Her iki durumda ise bedenlerin ve ruhların gıdası gerçekleşmiş olur.

Yüce Allah yeryüzünde insanlar için hayatlarını sürdürme imkânını ha­zırlamış, insanı korunmuş bir tavanın gölgesine almakla bunu gerçekleştirmiş­tir. Sözü geçen bu tavan kudreti ile yükselttiği, sapasağlam bir yapı halinde düzenlediği, hikmeti ile var ettiği yedi semadır. Bunlara geceleyin yeryüzünü aydınlatsınlar diye harikulade gezegenler ve yıldızlar yerleştirmiştir. Bunların gerçek mahiyetlerini, durumlarını, onlarda bulunan harikuladelikleri yalnızca Allah bilir. Allah yerde ve gökte ne yarattıysa hepsini bilendir. İşte bütün bun­lar yaratıcı bir ve tek ilahın varlığını gösteren göz kamaştırıcı kudretinin delilleridir. O, bu kudretiyle tekrar yaratmayı ve tekrar hayatı takdir etmeye kadir­dir. Artık bütün bunlardan sonra küfrü, inkârı veya Allah’ın varlığını kabul et­memeyi haklı çıkartan bir sebep bulunabilir mi?

Advertisements