4

٤

وَامْرَاَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ

(4) vemraetüh hammaletel hatab
Onun karısı da odun hamalı olarak

(4) His wife shall carry the (crackling) wood as fuel!

1. ve imreetu-hu : ve onun kadını, eşi
2. hammâlete : taşıyan
3. el hatabi : odun

وَامْرَأَتُهُ ve karısı حَمَّالَةَ taşıyıcısı olarak الْحَطَبِ odun


SEBEB-İ NÜZUL

İbn Abbâs’tan rivayette o şöyle anlatıyor: “Sen en yakın hısımlarını inzâr et.” (Şuarâ, 26/214) âyet-i kerimesi nazil olunca Hz. Peygamber (sa), Safa tepesine çıktı ve “Ey Fihr oğulları, ey Adiyy oğulları!” diye Kureyş batınlarına seslenmeye başladı. Gelip etrafında toplandılar. Hattâ bizzat gelemiyenler de ne oluyor diye bakması için bir elçisini gönderdi. Böylece Ebu Leheb ve Kureyş hep gelip toplandılar. Hz. Peygamber (sa): “Ne dersiniz; şimdi ben size şu vadinin arkasında atlılar size baskın yapmak istiyorlar diye haber versem beni tasdik eder misiniz?” diye sordu. “Biz, senden doğruluktan başka bir şey görmedik. (Biz, ancak senin doğruluğunu tecrübe ettik).” dediler. “Ben, sizi çok şiddetli bir azabın önünden uyarıcıyım.” buyurdular. Ebu Leheb: “Diğer günlerde (gelecekte) kökü kuruyasıca! bizi bunun için mi topladın?” dedi de bunun üzerine “Ebu Leheb’in eli kurusun. Onun malı da, kazandığı da ona bir fayda vermedi…” Sûresi nazil oldu.

Bu olayı Müslim de Ebu Hüreyre’den rivayetle tahric etmiş olup ayrıntılarda küçük bir takım farklar vardır. Bu rivayet şöyledir:

“Ve yakın akrabalarını uyar.” (Şuarâ, 26/214) âyet-i kerimesi nazil oldu­ğunda Rasûlullah (sa) Kureyş’i çağırdı. Onların avamı, havâssı gelip toplan­dılar. Onlara seslendi: “Ey Ka’b ibn Luay oğulları nefislerinizi ateşten kurtarın. Ey Mürre ibn Ka’b oğulları nefislerinizi ateşten kurtarın. Ey Abdişems oğulları kendilerinizi ateşten kurtarın, ey Abdi Menâf oğullan kendilerinizi ateşten kur­tarın. Ey Hâşim oğulları nefislerinizi ateşten kurtarın, ey Abdü’l-Muttalib oğul­ları kendinizi ateşten kurtarın. Ey Fâtıma (bint Muhammed) kendini ateşten kur­tar. Allan katında ben sizin için hiçbir şeye malik değilim. Şu kadar var ki sizinle aramda bir akrabalık var ve ben bu akrabalığın hakkını veririm.”

Hadisin Neseî’deki rivayetlerinde de küçük farklar bulunmakta. Şöyle ki: Ebu Hüreyre’den rivayette o şöyle anlatıyor: “Ve yakın akrabalarını uyar.” âyet-i kerimesi nazil olduğunda Rasûlullah (sa) kalktı ve: “Ey Kureyş topluluğu, ne­fislerinizi Allah’tan satın alın; ben, Allah katında size bir fayda sağlıyamam. Ey Abdi Menâf oğullan, nefislerinizi Allah’tan satm alın. Ben, Allah katında size hiçbir fayda veremem. Ey Abbâs ibn AbdülMuttalib, benim Allah katında sana hiçbir faydam dokunmaz. Ey Allah’ın elçisinin halası Safıyye, benim Allah ka­tında sana hiçbir faydam dpkunmaz. Ey Fâtıma, benden ne istersen iste ama Allah katında sana hiçbir faydam dokunmaz.” Buyurdu.

Hadisin bu rivayetlerinde Mesed Sûresi’nin nüzulüne sebep olan Ebu Leheb’in: “Soyu kesilesice bizi bunun için mi topladın.” dediği zikredilmemek­le birlikte aynı hadisin İbn Abbâs’tan gelen rivayetinde Mesed Sûresinin de bu hadise üzerine nüzulü tasrih olunmuştur. Hz. Peygamber (sa)’in amcalarından birisi olan Ebu Leheb’in esas adı Abdü’1-Uzzâ ibn Abdü’l-Muttalib, künyesi de Ebu Utbe’dir. Bu hadise, İbn Abbâs’tan rivayete göre bi’setten üç sene sonra meydana gelmiştir ve Sûrenin inişi de o zaman olmuştur.

b) Bir rivayete göre de Hz. Peygamber (sa) amcalarını toplayıp onlara bir tabakta yemek ikram etmiş. “Bu kadarcık yemek kime yetecek? Yalnız başına birimiz bir koyunu yer” diye sunulan yemeği hakir görmüşler. Ama hepsi yeyip karnını doyurmasına rağmen yemekten az bir şey eksilmiş. Yemekten sonra: “Bizi niçin topladın?” demişler de Hz. Peygamber (sa) onları İslâm’a davet et­miş ve Ebu Leheb de söylediği o sözü işte o zaman söylemiş ve bu Sûre nazil olmuş.

c) İbn Zeyd der ki: Ebu Leheb, Hz. Peygamber (sa)’e: “Ey Muhammed, müslüman olduğum takdirde bana ne verilecek?” diye sormuştu. Hz. Peygamber (sa): “Müslümanlara ne verilmişse sana da o verilecek.” buyurdu. Ebu Leheb: “Benim onlara bir üstünlüğüm olmıyacak mı?” diye sordu. Hz. Peygamber: “Ne istiyorsun?” dedi. de Ebu Leheb: “Bu dine yazıklar olsun ki ben ve şunlar (o dinde) eşit oluyoruz.” dedi ve işte bunun üzerine Allah Tealâ bu Sûreyi inzal buyurdu

Advertisements